İlk olarak beklediğimden çok daha geniş ama aynı zamanda da görece küçük bir evrene sahip olduğunu düşünüyorum Dune serisinin. İlk başta Atreides Hanedanlığı’nın ve Dük Leto’nun varisi Paul’ün düşüş ve yükselişini anlatan görece metafiziksel bir bilim kurgu hikayesi olacağını düşünmüştüm. Ancak 2. cildin sonunda Paul’ün kaybolması ve 3. ciltte ölümü, ardından da 4. cilt ve sonrasındaki devasa zaman atlamalarıyla beklediğimden çok daha geniş bir evrene sahip olduğunu fark ettim. Buna rağmen hikaye büyük ölçüde Atreides Hanedanlığı’nın soyundan gelenler ve bunun dışındaki dini ve siyasi otoriteler civarında bulunmaya devam ettiği için görece küçük dedim. Bunun yanlış bir karar olduğunu düşünmüyorum, eğer gezegenlerde sıradan hayatlar yaşayan insanlara daha detaylı girilseydi seri çok daha uzun olurdu. Zaten oldukça yalın bir anlatıma sahip ve buna rağmen Herbert’ın ömrü seriyi bitirmeye yetişmedi. Ve yine zaten ki Herbert’ın basit olayları bile geniş ve karmaşık olgularla ilişkileri üzerinden incelemekteydi, yani gündelik hayat eserin ana odağı değildi.
Fazla uzatmadan benim gerçekten sevdiğim ve okurken keyif aldığım bir seriydi. Hikayenin mistik bir destan anlatısıymış gibi çıkıp sonrasında bunun tam tersini, yani destanlar ve havalı otoriter karakterlerin tehlikesini anlatan bir hikayeye dönmesini de oldukça beğendiğimi söyleyebilirim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sağlıcakla…























