



+2 Sistemlerin ve inanışların aşınmış yollarından çıkmak için, insan ve toplumla ilgili çalışmamda bilimsel usullere ve kesin bir yönteme başvurmak gerektiğine daha en başından kani idim. Bu yüzden bir senemi filoloji ve gramere ayırdım; bütün bilimler içerisinde zihin yapıma en çok hitap eden dilbilim, ya da kelamın doğal tarihi, girişmek istediğim araştırmalarla en yakından ilgili bilim gibi gözüküyordu.
Böylesi düzeltmeleri yaparken acele etmemek önemli çünkü bu sözcükler terim anlamlarından fazlasını bulundururlar kendilerinde.
Mesela işine teklif edilen düşük bir ücretten şu şekilde yakınabilir insan: “Çok komik bir rakam!”
Ne yani, bunu da düzelteceksek “çok komik bir sayı” mı desin ilgili kişi? Nedir çok komik olan sayı, afedersiniz 31 mi?
Tabii bu bir şakaydı ancak asıl mevzu zaten bu ifadenin gereken asıl anlamı vermediğinden eğreti duruyor olması. Rakam diyen vatandaş da, aklına komik sayı denince 31 gelen eleman da haklı sevgili dostlar. Rakam sözcüğü, yalnızca sayıları ifade ederken kullanılan sembolleri imlemez; ayrıca bu sembolleri kullanarak ifade edilen miktar veya değeri de imler. Sayı sözcüğünün ise böyle bir özelliği yoktur, yalnızca matematiksel değeri imler.
Ha bir de, unutmadan; basketbolda 1, 2 veya 3 olabilen herhangi bir ‘sayı’ya rakam derseniz sizi potada sallandırırlar 🙂
Aslında bu, kasıtlı olarak toplumun düşüncesine bırakılmış bir zehirdir. Bu zehrin nasıl öldürdüğünü anlamak için içselleştirmemiz gereken şey şudur, hiçbir zaman tüm bilgilerimiz ortalıkta olamaz. Böyle bir şey mümkün değil. Her insan düzenli olarak yeni veriler üretir.
Ne zaman okula gittiğiniz, okuldan çıkınca nereye gittiğiniz, orada neler satın aldığınız, bugün rehberinize kimleri kaydettiğiniz… Bunların hepsi sizin hakkınızda öğrenilebilecek yeni bilgilerdir, bu bilgiler de sizin şu an ne olduğunuz ve hatta nasıl bir insana dönüşüyor olduğunuz hakkında ipuçları taşır. Bunları esirgemeden başkalarına sunabilmeniz için tüm bilgilerinizin ortalıkta olduğuna dair bir umutsuzluğu yaşamanız gerekir ki elinizden gelenlerin bilincine varmayın.
Elinizden gelen şu andan itibaren ipleri elinize almanız ve kendi mahremiyetinizi sınır ihlallerine karşı korumaya odaklanmanızdır. Kafeden temassız geçerek öğle yemeği almak yerine nakit parayla almayı deneyin. Ve kendinize şunu söyleyin: “Şu anda nerede yemek yediğimi yanlışlıkla bankama söylemiş olabilirdim. Ama bunu kimse bilmiyor çünkü ben irademi ortaya koydum.”
Bu mutlak -gibi görülen, öyle gösterilmeye çalışılan- gözetim çağında bile kendinize güvenli alanlar yaratabiliyor olmanın hazzını bir kere tattığınızda artık bırakamayacaksınız. Hiçbirimiz bir “Panopticon”da tutulmuyoruz, gardiyanın neyi görüp neyi görmediğini biz de biliyoruz. Madem şu anda her şeyinizi biliyorlar, şu andan itibaren onların bildikleri siz ve gerçek siz arasında bir uçurum yaratmaya başlayın ve sonra da onlara arkalarından bakıp gülün.










