Neden Selahattin, diye sormadım, ama anlatıyordu ve eli kolu dengesiz bir çocuk gibi oynuyordu: Artık İstanbul'da oturmayacağız Fatma, bugün beni Talat Paşa çağırdı ve böyle dedi: Doktor Selahattin, sen İstanbul'da oturmayacaksın ve siyasetle uğraşmayacaksın! Dedi bana namussuz herif;yok dediğim dedik, ben çok kahramanım diyorsun, dedi, seni de ötekilerle birlikte Sinop hapishanesine hemen ilk gemiyle yollayalım istemezsin herhalde, neyapalım, bizimle çok uğraştın, partiye atıp tuttun, ama aklı başında bir adama benziyorsun, mantıklı ol, evliymişsin, doktorsun, iyi bir mesleğin var, dünyanın her yerinde rahat bir hayat yaşayacak kadar para kazanabilirsin
Ellerimiz uçuyor gökyüzüne.
Bir rüzgârın derin hissinde kayboluyoruz,
Bilmem nedendir bu ufukların bayat görüntüsü.
En içten dileklerini iletiyormuş,
Ben duymadım, öyle dediler bana.
Kim mi dedi? Onu da bilmiyorum ya hani,
Sorsan adımı söyleyebilirim ancak.
Gerisini, ötesini bilememekle beraber
Teferruatlara da inanmamaktır boynumun borcu.
Ama, fakat ve lakinleri sıralarım,
Sonra yine, hep yaptığım gibi kaçarım.
zil zurna gecenin sayıkladığı hiçkadavraya bir ruh gibi yaklaşıyor masumiyetdışarıda aşk yağıyor, perdeleri ört, gövdeni kapat!hırslı bir cinnet teslimiyetindeyim,ispatlanmamış bir felaket zincirindekulvarımı ben seçtim. Panikte değil, ataktayım.gürültünün cevherinde alevmahşerin kasıklarında süratli bir devolsunaramızdaki muzaffer.bu, manaya değilse deistikrara değer!
göremediğiniz onun kendi sınırını çizer.





















