yaklaşık 20-30 dkda oluşturulmuş, alt alta dizilmiş dizeler bütünü. şiir olduğunu iddia etmiyorum. içinde diğer yazarlardan/şairlerden aşırılmış pek çok şey bulabilirsiniz. anlatmaya çalıştığı herhangi bir şey bilinç düzeyinde bulunmamaktadır. belki paylaşmasam daha iyi olurdu ama bilmiyorum; söylemek istediğiniz öneri, yorum, selam vb gibi şeyler varsa çekinmeden yazabilirsiniz.. fazla ciddiye almamanızda fayda var!
not: sonrasında bazı düzeltmeler yapılmıştır.
kalbim cebimde bir yerdeydi denize düştü
kabarmış meme uçları arasında
cas cas ezan okur yere tükürür
tükürükleri kalemdeki memurlar toplar kule yaparlar dilleri sürçerken
başına kabak tatlısı dökülüyordu iyi değildin
mahler dinliyordun gözünden yaşlar akıyordu
sirkli kızların ensene sürdüğü cıvayı hatırlamıştın
gözünden aşağı yaşlar dökülüyordu
iyi değildin
seni umursardı rakı şişesindeki küçük kara balık
hatmetmiştin playboy dergilerini sahaflardan topladığın
etin pembe renkti gülüyorduk
başkasının kıyafetleri içinde ayyaştın
sen hep sarhoştun
namussuzun biriyim bunu biliyordun herkes biliyordu
korkuyordun hıçkırıklar kara basıyordu
kar bana basıyordu ben bir şey diyordum
beni dinlemiyordunuz
kapı kapı geziyordum kargocu elinde bıçak beni arıyordu
evkaftaki memuriyetinden ayrılmıştı bekar yaşıyordu
seni sevmiyordum hor görüyordum
lakırtılarım yaşamayacak korkuyordum
ağlıyordum
bir süredir iyi değildim bunu sen de biliyordun
ciğeri parçalı taslaklarım bellona durağında can çekişiyordu
bu şiir okunacak! şiir okunmuyordu
bir su daha gerekiyordu ama olmaz gelmeyecekti
ve sen ağlıyordun hıçkıra hıçkıra ağlıyordun
hep şaşardım ingilizce kelimelere ve sen gayret edip söverdin
söver ve sayardın
ana avrat bırakmazdın
beni sevmiyordunuz bunu biliyordum biri kulağıma fısıldamıştı
kulağımdan kan fışkırıyordu pek iyi duymamıştım
peçeteden kızıl kan damlıyordu yerde gölcükler oluşuyordu
iyi değildim bunu sen de biliyordun
telefonla arıyordun ben naçizdim
aslını sorarsan dün geceden beri iyi değilim.
Sanırım Anarşizm üzerine düşünürken beni en çok ilgilendiren meselelerden biri de, devrimden sonra iktidar gerçekten ortadan kaldırılabilir mi, yoksa yalnızca yeni bir biçime mi bürünür? Tarihsel olarak devrimci hareketlerin önemli bir kısmı mevcut iktidarı ele geçirmeyi özgürleşmenin ön koşulu olarak gördü. Fakat iktidarı ele geçirmek ile iktidar ilişkilerini ortadan kaldırmak aynı şey değil tabii ki. Hatta bazen devrimci özne, mücadele ettiği düzenin örgütlenme biçimlerini kendi içinde yeniden üretebiliyor. Peki bir hareket, karşı çıktığı hiyerarşiyi kendi örgütlenmesinde taşıyorsa ne kadar özgürleştirici olabilir? Bir diğer mesele de, anarşizmde otorite eleştirisinin sınırları. Her türlü uzmanlık, deneyim veya koordinasyon ilişkisini tahakküm olarak mı değerlendirmeliyiz? Bence burada gönüllü otorite ile kurumsallaşmış ve sorgulanamaz otoriteyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir insanın belirli bir konuda daha fazla bilgi sahibi olması, ona diğerleri üzerinde yönetme hakkı vermez. Bilgi ile iktidarın birbirine karıştırılması tam da eleştirmemiz gereken şeylerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Peki toplumsal eşitsizlik yalnızca ekonomik mülkiyet ilişkilerinden mi kaynaklanıyor. Bence hayır. Kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldırmak önemli olsa da patriyarkanın, toplumsal cinsiyet rollerinin ve gündelik hayattaki tahakküm biçimlerinin kendiliğinden çözüleceğini varsaymak oldukça sorunlu. Özgürleşmeyi tek bir çelişkinin çözümüne indirgemek, diğer tahakküm biçimlerini ikincilleştirme riski taşıyor. Bir başka soru da şu, anarşizm ahlaki bir ideal mi yoksa toplumsal bir örgütlenme önerisi mi. Bana kalırsa ikisini birbirinden tamamen ayırmak mümkün değil. Çünkü özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi değerler yalnızca bireysel erdemler değil, aynı zamanda maddi ve toplumsal koşullarla ilişkili. İnsanlardan dayanışmacı olmalarını beklerken onları rekabete zorlayan ekonomik düzeni görmezden gelemeyiz. Peki anarşist bir toplumda kolektif kararlarla bireysel özgürlük çatıştığında ne olacak? Doğrudan demokrasi de kendi içinde yeni baskı mekanizmaları üretebilir mi. Bence üretebilir. Bu yüzden yataylık yalnızca yöneticilerin bulunmaması değil, karar alma süreçlerinin sürekli sorgulanabilir ve katılıma açık olması anlamına da gelmeli. Son olarak anarşizmin en büyük sınavlarından birinin devletin yokluğu değil, devletin ve kapitalizmin dışında kalıcı toplumsal ilişkiler kurabilmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü yalnızca karşı çıkmak yetmiyor, alternatifin nasıl işleyeceğini de tartışmak da kayda değer bir şey. Benim için de anarşizmin düşünsel değeri biraz da buradan kaynaklanıyor sanırım.




















