Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, ruh eve sığmıyor, sabahları kadından önce uyanıp evden tüyerek, şehrin uzak bir köşesine gidiyor...
Çünkü çocuktu o zaman, annesiyle babasının arasında durmuş ördeklere ekmek atıyordu, aynı zamanda yetişkin bir kadındı, gölün kıyısında duran annesiyle babasına yaklaştıkça gitgide büyüyen, sonunda bütünleşen, tamamlanan hayatını kollarında tutuyordu, hayatını onların yanına bırakıyordu ve "İşte benim hayatım bu," diyordu, "bu". Ve nasıl bir biçim vermişti hayatına? Gerçekten de nasıl?
Halk tıbbı ve halk ahlakı birbirine bağlıdır ve artık hala yapıldığı üzere birbirinden ayrı hor görülmemeleri gerekir: İkisi de en tehlikeli sözde bilimdir.
Her Şeyin Bir Zamanı Var. – İnsan tüm nesnelere birer cinsiyet verdiğinde oyun oynadığını değil, derin bir kavrayış edindiğini düşünüyordu. Bu yanılgının muazzam boyutunu çok geç itiraf etti kendine, belki şimdi bile tamamen itiraf etmiş değil. İnsan aynı şekilde var olan her şeye ahlakla bir ilişki ekledi ve dünyanın omzuna etik bir anlam yükledi. Günün birinde bunun da ancak güneşin erkekliğine ya da dişiliğine inanmanın günümüzdeki değeri kadar bir değeri olacak, daha fazlası değil.




































