Uzun zamandır listemde olan ama sürekli ertelediğim bir kitaptı. Mokita kitap klübü sayesinde başlayalım bakalıımm.
Okuyorumolarak işaretledi.
İki Şehrin Hikayesi
İki Şehrin Hikayesi
Charles Dickens
40. sayfada%8 · 508 sayfa
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Didar Zeynep Batumlu · 508 sayfa
heart
3 kişi
Bir zamanlar görmezden geldikleri kişiyi, şimdi kendi toplumsal konumlarını parlatacak bir simgeye dönüştürüyorlar. Dün değersiz gördükleri insana, bugün değerli olduğu için değil, kendilerini daha değerli göstereceği için yaklaşıyorlar. Martin kalbimi çok kırıyor ya.
Asıl yemeğe ihtiyacı varken kimse onu davet etmemişti ama şimdi binlerce yemek satın alabilecek durumdayken ve tersine iştahı giderek azalırken sağdan soldan peş peşe yemek davetleri yağıyordu. Neden? Ona kalırsa, en ufak bir hakkaniyet yoktu bu işte… Martin değişmemişti.
heart
3 kişi
İnanma, kuşlar bu yalanı
Her bahar söyler.
İnanma ceketim, inanma!
heart
3 kişi
İnsan, kendi penceresinden gördüğü manzarayı bütün dünya sanmaktan vazgeçtiği gün gerçekten görmeye başlar.
İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o yaygın dar görüşlülük, Ruth’da da vardı.
heart
6 kişi
Kitap sansüründen nefret ediyorum 2041 yılına kadar Zeytindağı ve 1 2 eski basım kitap hariç sansürsüz Falih Rıfkı Atay okuyamayacağız Pozitif yayınları Falih Rıfkı Atay’ın telif haklarını satın almış ve tüm kitaplarını sansürlü basıyorlar bir tek Zeytindağı sansürsüz onda da çok tepki geldi diye geri adım attılar eğer özgün metin yazanı almazsanız Zeytin Dağını da sansürlü okuyorsunuz 2041’de telif haklarının süresi dolduğunda sansürsüz okuruz artık Falih Rıfkı Atayı
heart
3 kişi
Siyasette insanlar değil düşünceler, duygular değil çıkarlar söz konusudur; Siyasette bir insan öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.
heart
4 kişi
Güzel yazılmış çocuk kitabı okumak kadar güzel çok az deneyim var
Okudumolarak işaretledi.
Anı Hırsızları
Darren Simpson
5/5 puan verdi
Timaş Genç Yayınları · Çev. Esma Fethiye Güçlü · 288 sayfa
heart
5 kişi
safkan solcu arkadasimin sürüklediği yolu yürüyorum bismillah
Okuyorumolarak işaretledi.
Kapitalizmin Son Aşaması: Emperyalizm
Kapitalizmin Son Aşaması: Emperyalizm
Vladimir İlyiç Lenin
2. sayfada%1 · 171 sayfa
Bilim ve Sosyalizm Yayınları · Çev. Kenan Somer · 171 sayfa
heart
5 kişi
Okurken fark ettim ki bu ünlü ve tartışmalı bir sinirbilimsel teorinin vücut bulmuş hali. Zaten bu teoriyi ortaya atanlar da Homeros’tan yola çıkıyor. Şimdilik basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım ama ilerde okuduktan sonra daha ayrıntılı bir blog yazısı yazabilirim. İlk olarak İlyada ve Odysseia destanlarına baktığımızda bariz bir farklılık görüyoruz. İlyada bir savaş anlatısı, Odysseia eve dönüş hikayesi diye bakmak çok eksik. İki metin bundan çok ama çok daha fazlasını söylüyor. Edebiyatın en ama en büyüleyici kısmı. İlyada’da karakterlerin sesi yoktur, genelde ilahi bir buyruk alırlar ve yerine getirirler. Bu bir yerden tanıdık geliyor mu? Bizim bir iç sesimiz, düşüncelerimiz var ama İlyada’da bu iç sesin dışsal bir ilahi sesle yansıtıldığını görüyoruz. Odysseia geldiğimizde ise tanrılar rafa kalkıyor insanın ahlağı ve kararları daha ön plana çıkıyor. Başkalarını okuyabilen, buna göre akıl yürüten ve aktif bir şekilde rol alan karakteri okuyoruz. Buna psikolojide “zihin kuramı” deniyor. Kısaca kendimiz dışındaki insanların düşünceleri, duyguları, niyetleri olduğunu kavrayabilmek ve bunu kendi zihinsel durumumuzdan ayırabilmek. Genelde 3-4 yaşlarında gelişmeye başlar. İlyada’ya baktığımızda 3-4 yaşlarında bir çocuğun zihinsel durumunu görüyor olmamız etkileyici. Bunu Julian Jaynes İki Odalı Zihin Kuramında çok iddialı bir şekilde ele alıyor. Diyor ki bu antik insanlar bir zihin kuramına sahip değildi ve kendi iç seslerini sanki dış sesmiş gibi algılayıp bir tür halüsinasyon görüyorlardı. Zaman içinde sağ hemisfer bağlantıları ve korpus kallozumun gelişmesiyle kendi iç seslerini algılayabilmeye başladılar. Bu günümüzde reddedilen bir iddia aslında, bu kadar sürede insanlığın bu tür bir evrim geçirmesi mümkün değil deniyor. Bu noktada sahneye Bruno Snell çıkıyor. Diyor ki bu destanın geçtiği zamandaki insanlar buna mecburdu çünkü dilsel anlamda bunları ifade edebilecek gelişmişliğe sahip değillerdi. Örneğin ruh, zihin gibi kavramları yoktu. Bunları oldukça bedensel ve somut şekilde ifade etmeye çalışıyorlar ve buna yönelik kavramları oluyor. ki bu çok mantıklı. Mesela sevgi dediğimiz kavrama sahip olmasak onu “içimizde, kalbimizde akan bir sıcaklık” gibi tarif edebilirdik ve buna da bir kelime bulurduk. Zaman içinde ise bu kelime o hisse atfedilen bir hale dönüşürdü, daha soyut bir hale. İlyada ve Odysseia arasında da bu tür bir değişim var. Diğer bir ünlü örnek de “şarap gibi deniz” betimlemesi. Burada o zamanki Yunanlıların biyolojik kusuru ya da maviyi görememesi mevzu değil. Asıl olan oldukça somut bir betimleme olması. Deniz tıpkı şarap gibi yoğun, dalgalı ve sarhoşluk veren bir şey. Aslında orada gönderme renge değil somut duruma. Diğer bir açıdan mavi renk antik dünyada ve doğada çok nadir. Lapis lazuli gibi taşların işlenmesi ve boya haline gelmesiyle mavi kavramı ortaya çıkıyor. Biraz bölük pörçük yazıyorum ama beni çok heyecanlandırdı bu durum. Bu iki destanda ve sonrasındaki yazılı gelenekte bariz şekilde insanlığın zihinsel yolculuğunu ve dil gelişimini görüyoruz. Arkeolojik kazı alanı gibiler binevi. Edebiyatı asla hafife almamak gerekiyor. Günümüzde beynin yumuşak bir doku olması sebebiyle eski insanları inceleyemiyoruz ya da oturtup karşımıza bir nöropsikolojik test de uygulayamıyoruz ama bir medeniyeti doğuran destan bize bu imkanı da tanıyor. Kısacası edebiyatı sevin ve edebiyatla kalın çünkü edebiyat büyüleyici bir alan!!!!
Okuyorumolarak işaretledi.
Odysseia
Odysseia
Homeros
50. sayfada%12 · 411 sayfa
Can Yayınları · Çev. Azra Erhat & A. Kadir · 411 sayfa
heart
Bomba
cute
12 kişi
Bildirimleri Aç Evet Aç!