İçkicibaşı Gılgamış'a dedi ki:"Nereye koşuyorsun böyle, Gılgamış?Eline geçmeyecek aradığın yaşam.Tanrılar insanoğlunun yarattıklarındayalnız ölüm oldu ona verdikleri,kendi ellerinde tuttular yaşamı!Karnın dolu olsun yeter Gılgamış, sen ona bak,gece gündüz eğlenmene bak,gününü gün et, keyif sür,çalgılarla gece gündüz gül oyna,hep güzel giysiler olsun üstünde,başın temiz olsun, bedenin yıkanmış olsun,elinden tutan yavruya bak,karın mutluluğu tatsın göğsünde,budur insanoğlunun tek yapacağı."
Nobel Ödülü kazanan bir çalışmada Daniel Kahneman ile Amos Tversky, sözcük seçimlerinin kararları nasıl etkilediğini göstermişlerdi. İnsanlar, farazi bir ilacı enjekte edip etmemeye karar verecekler. Onlara, "İlacın %95 yaşatma şansı var" dendiğinde, doktorlar dâhil insanlar onay vermeye daha yatkın oluyorlar. "İlacın %5 öldürme ihtimali var" dendiğinde ise tam tersi oluyor. "Kaba" ya da "saldırgan" ("düşünceli" ya da "kibar" yerine) sözcüklerini eklediğinizde insanlar diğerlerinin sözünü çok daha çabuk kesiyorlar. ("Eşitlik" yerine) "Sadakat" sözcüğüne maruz bırakılanlar ekonomik oyunlarda takımlarına yönelik daha taraflı oluyorlar.
Sözcükler ahlaki karar alımını da etkiliyor. Her avukatın bildiği gibi jüri üyeleri, birinin yaptıklarını ne kadar renkli anlattığınıza bağlı olarak farklı kararlar verirler. Nörogörüntüleme çalışmaları, daha renkli sözcüklerin anterior singulat bölgesine daha fazla ulaştığını göstermiştir. Dahası insanlar ("yasak" veya "ayıp" yerine) "yanlış" veya "uygunsuz" olarak tanımlanan ahlaki ihlalleri daha sert yargılamaktadırlar.

Gustave Flaubert, The Temptation of St Anthony gibi şiirsel fantazi cümbüşleriyle Gautier'nin izinden maharetle gider, bir ara kuvvetli bir gerçekçi meyile kapılmış olsa da dehşet kumaşının baş dokumacısı olarak görülebilir. Sonradan akımın bölündüğünü görüyoruz; bir yanda kasvetli ilgileri doğaüstü yerine insan düşüncesindeki anormalliklere yoğunlaşan Sembolist ve dekadan ekollerin garip şairleri ve fantazi sanatçıları, diğer yanda gerilimi, doğrudan kozmik gerçekdışılığın gece gibi karanlık kuyularından çekip çıkarak üstat öykü anlatıcıları.
Sohbetler iki sınıfa ayrılabilir: Teklifsiz olanlar ve ince duygulara hitap edenler. Neşe ve huzur yaymaya, yüreği karşıdakine açmaya ve zihne sımsıcak bir ışık göndermeye yarayanlar, teklifsiz sohbetlerdir. (...) Böyle bir sohbette güçlü bir sağduyu, canlı duygular ve doğuştan gelen ince bir zevkin yanı sıra. ufuk açıklığı ve sadece birikimle gelen bir düşünce arılığının varlığı şarttır. Bu tür sohbetlere karşı konulamaz bir cazibe katabilmek içinse, hayat hakkında bilgiye, büyüleyici bir rahatlığa ve yalnızca kibar çevreleri sıkça ziyaret etmekle edinilebilecek türden bir nezakete sahip olmak gerekir. İkinci tür sohbette, insanın gönlüne ve hayal gücüne hitap eden konular ortaya atılır. Bunlar şevk ve incelikle tartışılır ve asla nezaket sınırlarını aşacak kadar uzun sürdürülmez. Böylece hayal gücü yeşerir -sezgiler gelişir- ve hassasiyetin rehberliğinde, zarafetle donatılmış ince zeka, doğrudan yüreği nişan alır.



































