Lady Bruton'un taştan oyulmuş duygusuz bir kadrana benzeyen suratında hayatın nasıl eksildiğini görüyordu; kendine düşen payın yıldan yıla nasıl azaldığını, geriye kalan kısmın, renkleri, tuzakları, varolmanın hallerini gençlik yılında olduğu gibi, girdiği odayı doldurmasına yetecek kadar uzatıp genişletemediğini, özümseyemediğini görüyordu
Ne pahasına olursa olsun, herkes masum olma dileğinde, hatta bunun için tüm insan soyunu ve Tanrı'yı suçlamak gerekse bile. Bir insanı, zeki ya da yüce ruhlu olmak için gösterdiği çabayı överek pek de sevindiremezsiniz. Tersine, onu doğuştan yüce ruhlu bulduğunuzu belirtirseniz yüzü ışıldayıverir. Oysa doğuştan dürüst ya da zeki olmak meziyet değildir. Tıpkı doğuştan suçlu olmakla, koşullar gereği suçlu olmak arasında sorumluluk bakımından fark olmaması gibi. Ama bu hergeleler bağışlanmayı, yani sorumsuz olmayı isterler ve utanmadan doğalarıyla ilgili birtakım gerekçeler ya da koşullarla ilgili özürler ileri sürerler, bunlar çelişkiyle dolu olsa da. Önemli olan masum görünmeleri, doğuştan gelen erdemlerinin kuşkuya düşürülmemesidir. Ve kalıcı olamayan bir talihsizlikten doğmuş olan hatalarının ancak geçici nitelikte oluşudur. Size söylemiştim, mesele yargıdan kaçıp kurtulmaktır.
... Akıl sağlığı yerinde olmayan Tepedeki Ev, tepelerin karşısında tek başına yükseliyor ve karanlığı içinde tutuyordu; seksen senedir böyleydi bu, bir seksen sene daha durabilirdi. Duvarları dimdik yükseliyordu, tuğlaları düzgünce yan yana dizilmişti, döşemeleri sağlamdı ve kapıları güzelce kapatılmıştı. Sessizlik, Tepedeki Ev'in tahtalarıyla taşlarının üstünde muntazaman uzanıyordu ve orada gezinen her ne ise, tek başınaydı.
Gün gelir, aslanı bir kediye boğdururlar, En acı yalanı, en tatlı gerçek gibi
sunarlar.
Gözündeki mumu güneş sanan kör cahiller, Karanlığı getirir de, adına “Aydınlık”
der dururlar.
Kıymet bilmez kalplerde ziyan olur en saf aşklar, Yıllarca yükünü çeken eş, bir
anda el olur.
Gönül kapısını parayla açan sahtekárlar, Baş köşeye kurulur da, sadakat
unutulur.
Kuyudan çamur çeken sarayda sultan olur şimdi, Gerçek cevherler ise çöplükte gizlenir.
Zalimin sofrasında şarap kadehleri kalkarken, Mazlumun ahı gökyüzünde ilmek ilmek işlenir.
Giyinmiş süslü ipekleri, ruhu çıplak gezenler, Kendini alim sanır, iki kelam
etmeden.
Gönül gözü kapalı, sadece dünyayı gezenler, Giderler bu dünyadan, tek bir gönle girmeden.
Tahtı taçtan ibaret sanan gafiller hiç uyanmaz, Altın kaseden içenler, deryayı
yutsa doymaz.
Ömer der ki: Bu dünya bir handır, gelen geçer, Sahteye değer veren, gerçeğin
tadını hiç anlamaz.
Bakarsın, dünün kölesi bugün efendi kesilmiş, Eski dostlar yabancı, düşmanlar kardeş olmuş.
Adalet terazisi güce göre eğilmiş, Doğrunun bahçesinde bütün çiçekler solmuş.
Ama sen yine de eğme başını bu düzene, Bırak sahte taçlar onların başında
kalsın.
Vakti gelince toprak elbet sorar hesap, Herkes bu dünyadan hak ettiği kadarmı
alsın.
Mehmet akif özdemir





































