Devlet, bina yapma işinde daima megaloman ve gösterişcidir. Hele uzun asırlar bekledikten sonra günün birinde gayrete gelip kolları sıvadığı zaman mekteb, daire, hastane, tiyatro vesairenin en büyüğünü yapmağa kalkar. Devlet ne kadar küçük ve fukara olursa bu noktadaki ihtirası o kadar azıp kudurur. Misali Balkanlar ve Güney Amerika'daki ufak devletlerden çoğunun İngiliz devletinden ihtişamlı operaları vardır. Kadın erkek bir kısım ahali arasına malûm çöplüklerden çıkıp gece karanlığında malûm çöplüklerden geçerek sırtlarında fıraklar, nadide İspanyol şalları, ellerinde dürbünler ve yelpazelerle operaya gelirler, devlet büyükleri de aralarında olarak İtalyanların travayatasını dinlerler ve tiyatromuz oldu, diye birbirlerini tebrik ederler.
Şairdi bizim memur efendi
Masa başında 8-5
Hele 15’i gelsin
Maaş yatsın
Faturaları, kirayı ödeyip
Eve alışveriş eyledikten
sonra
Yeni şiirler alacağım derdi
Para kalırsa tabii
Kalmazsa eğer
Nasip
Bir daha ki 15’ineydi artık
-İbrahim Demir
-Resim: Therapist by René Magritte

"Bir ömür bitebilir", diyordu. "İnsan ölebilir, çıldırabilir. Bir enkaz, bir çöp, bir iskelet, bir cîfe olabilir. Fakat yalansız yaşayamaz. Ölüm bile arkasında dayanacağı bir yalan olmazsa tahammülsüz bir şey olur. Başımın altına rahat bir yastık gibi koyacağım tek bir yalan kalsaydı.." Fakat hayır, bu gece en çıplak, en zalim hakikatlerin gecesiydi. Abdullah her şeyi görecek, her şeyi anlayacaktı. "Yarın, nasıl tekrar insanların arasına girebilirim. Nasıl onlara tahammül ederim, nasıl ellerini sıkar, gülmeden, ağlamadan, tiksinmeden yüzlerine bakarım...''
Bu insanı dinlendiren, sinirlere yumuşak bir yastığa başın gömülmesi gibi sükûn ve rahat getiren, zamanın akışını tembel bir rüya içinde teker teker sayan o munis bakışlı, yaz bahçesi kokulu sessizliklerden değildi. Onda, daha ziyade büyük ve âlemşümul bir varlığın istirahatine benzeyen, hatta daha iyisi, insana büyük ve alemşümul bir boşluk duygusunu veren bir hâl vardı. Bu boşluğu herhangi bir hareket veya sesle doldurmak Abdullah'a çok tehlikeli bir tecrübe gibi geliyordu; bu gergin zemberek bir defa kırılsa ortaya kimbilir neler, ne korkunç ifrit-ler, ne zalim manzaralar çıkardı? Bununla beraber olduğu yerde durmaktan da korkuyordu. Biraz kalsa bütün vücudunu ve düşüncesini görünmeyen birtakım eller yakalayacaklar, bir zindan rutubetinde ıslanmış çok eski birtakım şeritler, çürümüş saman renkli bezlere sarıp mumyalayacaklar sanıyordu.





































