
Lakin ile başladığımız her cümlenin öncesindekileri çöpe attığımız gerçeğini gözardı etmemek gerekir. Asıl mevzuya gelmeden önce sözlerimizi yumuşatmak için kullanırız ama, fakat ve lakin kelimelerini. Pek mantıklı olan bu uygulama bazen saçma hallerden kurtulmamıza vesile olur. Bazı bağlaçlar ise bu durumdan kurtulmamamız için varolmu gibidir. Kimi zaman ayrı kimi zaman birleşik yazmak gerekir ama , ama öyle değildir bir kurtarıcıdır, bir liderdir. Ama bu liderlik arka planda olanları gizlemek için kullanılan bir vasıftır. Bazı vasıfsızlıkları gizlemek için kullanılan bu vasfı kabul ediyoruz aslında hepimiz. Kimi bilerek kimi ise bihaber bir şekilde. Mevcudiyetinin en temel görevi olan liderliğin pek matah olmadığı ve içinde bulunduğumuz bu durumda ne kadar profesyonel davranırsak davranalım bilgisizliğimiz elbet bir an gelip zuhur edecektir. Bir ışık hüzmesi gelip heryeri aydınlatacak, karanlıkta kalan tek bir mesken bile bulanamayacaktır. İşte o vakit geldiğinde tüm çabalarımız meyvesini verecek ama çürük ama çarık. Çaba göstermeyenlerse ağacın dibine düşen meyvelerden başka bir şey bulamayacaktır. Ama zannetmeyin ki tüm çabalar çürük de olsa meyve verecek. Bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım ağacımız çürüyecek ve karşı çıktığımız düzenin sahipleri çürüyen ağacı kesip, boş kalan alanı da düzenin kendisi yapacaklardır. Oraya bir anıt yapacak ve karşı gelenlerin sonun bizlere gösterecektir. Zaten kaçmaya fırsat arayan arayışlar ise birer birer organizmanın içine çekilecektir.
Karşılığını vermeyen çabalara da küsmemeliyiz. Başarısız olmamız ne bizim yetersizliğimizden ne de sistemin karşı gelmesindendir. Bazen olmayınca olmuyor diyip sıyrılmak gerekir. Bu bir kaçış mekanizması değildir, aksine insanın kendini gereğinden fazla yıpratmasına karşın oluşturulmuş bir icattır. Kimin icat ettiğinin de bir önemi yoktur, bazen meyvenin bağını sorgulamak sadece zarardır.
"Ne yani, bizim köpek kadar değerimiz yok mu?""Öyle düşünme İsmail. Köpekti insandı ne fark eder, aynı gemideyiz işte, çalkalanıp duruyoruz, küresel ısınmaydı, orman yangınlarıydı, nükleer felaketlerdi, toptan batacağız yakında, Shakespeare bile unutulacak.""Yok arkadaş! Ben yediremiyorum bu hareketi kendime."
“I believe the realism has to be re-invented. It has to be continously re-invented” s.172
ki, o günkü yazarların pek çoğu da böyle yazıyordu. Kitabı okurken, burada en çok dikkatimi çeken “uzun ince kağıt” olmuştu. Gerçekten de A4 kağıdını kısa kenarından katlayınca el yazısı daha derli toplu gözüküyor. Yapay zeka, o dönemde “uzun ince” kağıda yazmanın, pratiklik ve zamanın basım teknolojisi ile alâkalı olduğunu da söylüyor. (Sigara sağlığa zararlıdır.)
"—İlk yazmaya başladığım zaman, çocuklarım daha pek küçüklerdi. Hizmetçi filan gelir; durmadan şunu bunu sorarlardı. Onlara cevap verirdim; kalemimimi de kâğıttan ayırmazdım. Fikirler beynimde o kadar şiddetle yer tutmuş olurlardı ki hiç bir yabancı ses onların yoğunluğunu dağıtamazdı. Fakat şimdi yalnızlık ve sessizlik arıyorum. Meselâ romanlarımı herkesten uzak bir yerde yazarım ve son derece titiz, sinirli olurum. Yanımda çok kahve, çok sıgara olmalı. Hem birkaç kutu sigara üst üste durmazsa rahat edemem. Kâğıtlarımın büyüklükleri de hep aynı ölçüde olmalı. Daima ince ve uzun kâğıda yazarım; yazdığım yer de alıştığım yer olmalı. Masam, hokkam, kalemim falan..."(...)—Bu hazırlıklarınız tamam olduktan sonra kaç günde kaç sahife yazabilirsiniz?"—Bazan yirmi, bazan elli; bazan da ancak sekiz."Eliyle çenesini tuttu ve biraz düşündükten sonra:"—Mübalağa olmasın ama, dedi. Yazdığım zaman bir haftada elli altmış cümle bile söylemem ve bu sıralarda bana bir şey söyledikleri zaman son derece titizlenirim. Yazdığım şeyi o kadar severim ki, başından sonuna kadar, bende ve ruhumda o eser ihtiraslı bir hummâ olur.''





















