Bir sahil kasabasındayım,
Taze girdik ilkbahara,
Hiç kimse yok
Dinginlik hakim havaya.
Yürüdükçe bir karartı,
Onu fark ettiğimi anlayarak önüme geçiyor.
Sokağı aydınlatan sarı lamba,
Yüzüne bakınca gözüme sarı mızraklar saplıyor.
İnce, rahatsız edici ve düzinelerce.
Adımlarım hedefe yaklaştıkça,
Sesini duyuyorum,
Dalga ile karanın kesişiminde varlık bulan cemrenin.
Sıkılmadan, yorulmadan dönüşümüne tanık oluyorum.
Acı çekiyor mu acaba bu kısa süreçte,
Ovalara ve dağlara güç verirken,
İnsanların kibirleriyle karşılaşıyor mu mesela.
Hiç yanlış kişinin arsasına düştü mü?
Arasını açtı mı doğayla,
Gördü mü bizlerin tamahtsızlıklarını.
Bir görev zinciri vardı ne de olsa,
Döngüsünü tamamlayamadığı oldu mu?
Sizce Cemre bizlerin içerisine düşer mi?
Kokuşmuşluklarımızı döngüyle temizler mi?
Mesela bir papatya açtırabilir mi yüreklerimizde?
Yapabilir misin?
Buna ihtiyacı…
Kadınlık zarı yıllar sonra yeniden pekişiyor. Hiç değilmemiş gibi oluyor. Bütün tutsaklık perdelerini yırtıyorsun, yırtıyorsun; sonra bir de bakıyorsun, hiç el değmemişlik. Hiçbir şeye başlanılmamış sanki. Hiçbir şey eskimemiş.Yeniden eskitmeye başlamak. Aynı şeyi hep yeniden, yeniden denemek. Kendine hiçbir şey katmadan ve üstelik usanmadan usanmaya kendinde hak tanımadan. Kadın olmadan önce insan olduğunu kendine bile unutturarak. Kendini yeniden pekiştirerek, sonsuza dek hep aynı yerde dönerek, dönerek... Kim bilir, bu belki de derimizin altına zorla tıkıştırılmış bir hastalıktır.
Zindanın biçimi konusunda da yanılmıştım. Yoklayarak yürürken pek çok köşe gelmişti elime, bu yüzden biçimin düzensiz olduğu sonucuna varmıştım; karanlığın, uyuşukluk ya da uykudan henüz ayılan biri üstündeki etkisi işte bu kadar kuvvetlidir!
Bu kiler değil, kahrolasıca bir süpermarketti. Annie'nin kilerinde belirli bir sembolizm var sanırım, diye düşündü. O dizi dizi yiyecekler gerçekle paranoya arasındaki sınırı açıklıyor gibiydi. Ama Paul kendi durumunu düşündüğü için bu incelikleri tahlil etmeye kalkışmadı. Sembolizmi boş ver! Yiyecek al.



















