Oldukça kılçıksız uyandım. Kimi evlerde duvarların boyalarının ışıkla kamaştığını, kkapıların vâr olma refleksini, buzdolabının motorunun sabahları daha iktisadî gürültü çıkardığını söyleyenler varsa da ben buna katılmıyorum. Katıldığım şey rüyamda gördüğüm kadının düzenlediği afterparty. Parti dediysem de yeterince eğlenceli bir şey değildi; biraz aksak müziklerle, tüzel kişiliklerin ısrarla dans etmekten kaçındığı, karanlığın simsiyah parladığı, lâcivert kafataslarının tavandan iplerle sarkıtıldığı, yine de huzur içinde gülümsenen, perşembe gecesi haftanın tam ortasında olmanın fark edildiği andaki gibi dertlenilen, kalabalık festival yalnızlığında, sıkıntılı, hastalıklı bir partiydi. Bu eğlenceyi kaldıramadım. Başımı yastıktan kaldırdım.
∙
Okuyorumolarak işaretledi.
Cadılar Bayramı Ağacı
Cadılar Bayramı Ağacı
Ray Bradbury
7. sayfada%5 · 136 sayfa
İthaki Yayınları · Çev. Ümit Kayalıoğlu · 136 sayfa
∙
Yani okuduğum en güçlü Shakespeare metni değildi. Mantık hataları biraz gözüme battı mlsf
Okudumolarak işaretledi.
The Comedy of Errors
The Comedy of Errors
William Shakespeare
3/5 puan verdi
Penguin Classics · 224 sayfa
heart
5 kişi
∙
Kitap İncelemesi
5.0/5
Edip Cansever’in 1964 yılında yayımlanan Tragedyalar adlı yapıtı, Türk edebiyatında şiir ile tiyatro metni arasındaki sınırları kaldıran, türler arası geçişkenliğin en yetkin ve radikal örneklerinden biridir. Cansever, dönemin hâkim poetik uzlaşımlarını aşarak manzum bir tiyatro oyunu yazmaktan ziyade, tiyatronun kurgusal, mekânsal ve çatışmacı dinamiklerini şiirin imgesel dokusuyla harmanlayan çağdaş ve polifonik bir trajik anlatı inşa etmiştir. Bu yapıtın Türk edebiyatındaki tarihsel bağlamına bakıldığında, 1950’li yıllar Türkiye’sinde Demokrat Parti dönemiyle hız kazanan kapitalistleşme, sanayileşme ve köyden kente göç olgusu belirleyici bir zemin sunar. Bu dönüşüm, şehir merkezlerinde yapay ilişkiler ağına sıkışmış, yalnızlaşmış, doğadan kopmuş yeni bir kentli birey tipolojisi yaratmıştır. Garip akımının sokaktaki sıradan insanı mizahi ve gündelik bir dille ele alışına ya da Toplumcu Gerçekçilerin bireyi sınıf çatışmalarının ideolojik bir dişlisi olarak kurgulamasına karşılık İkinci Yeni, bireyin içsel krizlerini, anomi durumunu ve varoluşsal çıkmazlarını şiirin merkezine taşımıştır. Edip Cansever, her ne kadar İkinci Yeni kümesinde anılsa da akımın sınırlarına sığmayan özgün bir çizgi takip etmiştir. Dönemin Asım Bezirci ve Attilâ İlhan gibi toplumcu eleştirmenleri İkinci Yeni’yi kaçaklıkla, aşırı biçimcilikle ve anlamsızlıkla itham ederken; Cansever bu eleştirilere karşı şiirin bireye odaklanmasını toplumdan kaçış değil, aksine bireyin derinliklerine inerek toplumsal kokuşmuşluğu ve baskıyı ifşa etme direnci olarak tanımlamıştır. Tragedyalar, Cansever’de önemli bir kırılmayı temsil eder; nitekim Asım Bezirci’nin tespitiyle Yerçekimli Karanfil’in Edip Cansever’i ile Tragedyalar’ın Edip Cansever’i aynı değildir. Şair, 1964 tarihli "Tek Sesli Şiirden Çok Sesli Şiire" yazısında mısranın işlevini yitirdiğini ve şiiri şiir yapan bir birim olarak yürürlükten kalktığını ilan ederek, bölüne bölüne kimliğini yitirmekte olan modern insanı anlatmak için dramatik şiire ve çok sesliliğe yönelmek zorunda olduğunu vurgulamıştır. Tragedyalar, tekil lirik özneden diyalojik ve dramatik anlatıya geçişin bu bağlamdaki somut anıtıdır. Tiyatro metni ile lirik şiir metni arasındaki ontolojik farklar, Tragedyalar metninde dikkat çekici bir sentezle çözüme kavuşturulur. Klasik tiyatro metni karakterlerin doğrudan eylemine ve çatışmasına dayalı dışsal bir diyalog düzeni kurarken, lirik şiir şairin iç dünyasından taşan monolojik ve tekil bir "ben" sesi üzerine kurulur. Cansever ise bu iki yapıyı kaynaştırarak üst anlatıcı, koro, korobaşı ve kurgusal tiplerin dramatik monologlarının iç içe geçtiği çok sesli bir polifoni oluşturur. Biçimsel açıdan klasik tiyatronun perde, sahne ve eylem taklidi (mimesis) kurgusu ile şiirin mısra ve bent disiplini, Tragedyalar’da beş bölümlük bir mimaride birleşir; metnin ilk dört bölümü episodlar ile koronun lirik-epik sorgulamalarından oluşurken, beşinci bölüm teatral diyaloglara açılır ve anlatı mısra ritmini koruyan bir öykü-şiir formuna bürünür. Mekân ve nesne ilişkisinde tiyatronun dekoratif dışsal alanı ile şiirin soyut uzamı, Cansever’in dizelerinde bireyi kuşatan, onu şeyleştiren oteller, barlar, caddeler ve vitrinlerle somutlaşan baskıcı bir nesneler dünyasına dönüşür. Çatışma ekseninde ise klasik tiyatronun fiziksel aksiyonunun yerini modern bir eylemsizlik trajedisi alır; dramatik çatışma sahnede gerçekleşen hareketlerden ziyade karakterlerin belleklerinde, suçluluklarında ve varoluşsal tıkanmalarında yaşanır. Aristoteles’in Poetika’da vurguladığı eylem taklidi, Cansever’in elinde modern toplumun kısıtlayıcı mekanizmalarına çarparak hareketsizliğe evrilmiştir. Bu yapı, klasik tragedya unsurlarının modern bireyin açmazlarıyla tersyüz edildiği bir yapısöküm sürecini beraberinde getirir. Antik tragedyada tanrısal yasalarla ve kaderle yüzleşen soylu kahramanların yerini, Raymond Williams’ın kuramına uygun biçimde, Çiçek Pasajı’ndan ve Beyoğlu sokaklarından devşirilen marjinal, hasta ve yozlaşmış bir aile almıştır. Baba Armenak, anne Vartuhi, oğulları Diran ile Stepan ve gelinleri Lusin, çökmekte olan burjuva düzeninin mikro düzeydeki yansımalarıdır. Bu karakterler arasındaki değerler çatışması ağır bir kimliksizleşmeyle sonuçlanır: Armenak, Diran’ın kendi oğlu olmadığı şüphesiyle işlediği cinayetin ağırlığı altında ezilirken, oğlu Stepan bu cinayet gecesinin ürünü olarak dünyaya gelmiştir. Anne Vartuhi din kitaplarından dürbünler yaparak hayata bakan dindar bir portre çizerken, diğer yandan gelini Lusin’e duyduğu bastırılmış arzu arasında parçalanır. Diran iktidarsızlığıyla, Lusin ise dokunulmamışlığıyla varoluşsal bir kafese hapsolmuş; Lusin’in bu çıkmazı aşmak adına kayınbiraderi Stepan’a sığınma hamlesi kesin bir reddedilişle neticelenmiştir. Bütün ahlaki ve varoluşsal bağları reddeden Stepan ise kendini bulunmuş bir eşya gibi görerek şeyleşmiş bilincin sözcülüğünü yapar. Klasik tragedyanın nihai amacı olan, acıma ve korku yoluyla ruhu tutkulardan arındırma (katharsis) işlevi Cansever’in metninde gerçekleşmez. Suçun itirafı veya ölüm bir arınma sağlamaz; aksine absürd bir kısırdöngüye, Kierkegaardcı anlamda ölümcül hastalık olan umutsuzluğa ve karakterlerin birbirini dahi tanıyamadığı bir yabancılaşmaya dönüşür. Metindeki mitolojik göndermeler ise salt estetik bir süs olmanın ötesinde, bu varoluşsal ve psikanalitik çöküşü derinleştiren temel imgesel araçlardır. Mitolojide kendini yakarak küllerinden yeniden doğuşu ve ölümsüzlüğü temsil eden Anka (Phoenix) miti, Tragedyalar V bölümünde iktidarsız Diran karakteri üzerinden tersyüz edilir; Diran kendini durmadan yakan fakat küllerinden bir türlü yeniden doğamayan, acısından ibaret zavallı bir figürdür. Aynı şekilde Diran’ın sınırları aşma arzusu, balmumundan kanatlarıyla güneşe uçarken eriyip denize düşen İkaros mitini yankılar; düşlerinde eriyen balmumundan yapışkan yollar, modern insanın kendi çaresizliğine batışını imler. Aile içi şüphe, gayrimeşruluk ve cinayet izlekleri Sophokles’in Kral Oidipus tragedyasındaki ailesel lanet ve körleşme motifleriyle psikanalitik paralellikler taşırken; Nerde Antigone kitabından devralınan yerleşik otoriteye karşı Antigonist duruş, Tragedyalar’da yerini Tanrısal adaletin ve kutsal değerlerin inkârına bırakır. Tanrısal kudret, uçsuz bucaksız denizlerde güneşlenen kayıtsız bir varlığa indirgenmiş, Stepan ise kutsalı sekülerleştirerek kendisinin alkolden bir İsa gibi pencereye gerildiğini ifade etmiştir. Böylece alkol, kutsallığını yitirmiş modern bir dünyada acıdan kaçışın ve sahte bir metafiziğin tek sığınağı haline gelmiştir. Edip Cansever’in Tragedyalar’ı, Türk şiirinde lirik benliğin tıkandığı noktada dramatik ve tiyatral formun çok sesliliğine sığınan görkemli bir modernist arayıştır. Şiir dilinin sağladığı yoğun çağrışım yükü ile tiyatro metninin sağladığı kişileştirme, sahneleme ve çatışma mantığı bu eserde kusursuz bir hibrit yapıda bütünleşmiştir. Antik tragedyayı var eden koro, episod ve kaçınılmaz felaket gibi biçimsel dinamikler; Cansever’in kaleminde kapitalist kentin nesneleştirdiği, inancını ve kimliğini kaybetmiş modern insanın çıkışsızlığını sergileyen çağdaş bir bunalım ve yabancılaşma tragedyasına dönüşmüştür. Bu yazıyı yazarken bana yardımcı olan yazılar şunlardır: Modern trajedide sıradan kentli bireyin eylemsizliği ön plana çıkar (Atabağsoy, 2024, s. 198). Cansever'in kurguladığı aile, aslında çökmekte olan burjuva düzeninin bir temsilidir (Balık, 2011, s. 14). Lirik mısra yapısının yıkılması, şairi dramatik çok sesliliğe yönlendirmiştir (Hüküm, 2022, s. 162). Diran karakterinde Anka miti tersyüz edilmiş ve dirilişi olmayan bir tükenişe dönüştürülmüştür (Karabulut, 2015, s. 627).
heart
8 kişi
∙
(Deneme taslağı)
La Boétie tiranın gücünün onun kendinden değil tabi toplumun rızasından geldiğini düşünüyordu ve kulluğun ilk nedeninin alışkanlık olduğunu, özgürlüğü hiç tatmamış olanın içine doğduğu düzeni doğal sandığını ekliyordu, bugün kimse bize düşünmeyi yasaklamıyor belki, çoğu coğrafyalarda hiçbir sansür kurulu hiçbir zorbalık düşünmemizi engellemiyor gibi geliyor, biz bıraktıkça boşalan yeri başka bir şey dolduruyor ve bu devir o kadar sessiz o kadar gönüllü gerçekleşiyor ki çoğu zaman bir şey kaybettiğimizi bile fark etmiyoruz zaten, düşünmeyi devretmenin doğal sayıldığı bir dünyada büyüyen biri için devredilecek bir şeyin olduğu bile şüpheli hale gelmiyor mu?
heart
5 kişi
∙
Okudumolarak işaretledi.
Karartma Geceleri
Karartma Geceleri
Rıfat Ilgaz
5/5 puan verdi
İş Bankası Kültür Yayınları · 269 sayfa
heart
10 kişi
∙
Orlando’yu okurken kütüphanede bulduğum kitap!
Okuyorumolarak işaretledi.
Virginia Woolf Vita Sackville-West Mektuplaşmaları
Virginia Woolf Vita Sackville-West Mektuplaşmaları
Virginia Woolf, Vita Sackville West
76. sayfada%16 · 480 sayfa
Agora Kitaplığı · Çev. Mefkure Bayatlı · 480 sayfa
heart
9 kişi
∙
Bu iyi
Okudumolarak işaretledi.
Factotum
Factotum
Charles Bukowski
5/5 puan verdi
Metis Yayınları · 160 sayfa
heart
9 kişi
∙
🫪🫪
heart
lol
5 kişi
∙
eh
Okudumolarak işaretledi.
Ekmek Arası
Ekmek Arası
Charles Bukowski
2/5 puan verdi
Metis Yayınları · Çev. Avi Pardo · 272 sayfa
heart
8 kişi
∙