... Gözlerin ağırlığını taşımak zor. Gözler hep üstünde. Kutsal bir hayvana, büyülü korkulu bir şeye bakar gibi...Herkes biliyor, bugün değilse yarın öldürülecek. Öldürüleceğim....Ama yaşıyorum. Üç gün içinde ölsem, şimdi yaşıyorum ya... Ben onlara ölüye bakar gibi bakıyor muyum? Onların hepsi de ölecekler. Nasıl olsa ölecekler. Onlar birbirlerine ölüye bakar gibi bakıyorlar mı?
Turna katarı her zaman gözükmez. Turna katarı görmek belki de uğurdur. Bir acayip iştir turna katarı işi. Öyle nasıl da gökte nakışlanırlar! Turna katarı görmek belk i de gönül ferahlığına işarettir. Belki de uzun ömre, hasretliğe ve kavuşmaya işarettir. Turnalar göllere yakın yabanıl yerlere konarlar ve turnalar uçarken çok uzak, çok yükseklerden uçup göğün mavisine dizilmiş kara noktalar gibi dururlar.
... Mustafa Bey ansıdı ki, çocukluğundan bu yana, bütün ölüler kan ve murt kokar. Bir de kadın çığlıkları... Bir de büzülmüş insanlar... Bir de inanılmaz bir kin, bir öfkeyle kasılmış dudaklar, bıçak açmayan ağızlar. Bir de yapış yapış hiç durmadan yağan karanlık, sarı, pis bir yağmur. Bir de poyraz yeli vurmuş başaklar gibi dalgalanan ak başörtüler.
En iyisi öfke... En iyisi, en iyisi... Kendini ince, acıyan, yarı ağlamaklı, tatlı bir hüzne kaptırıvereceksin, sonra birden, ta iliklerine kadar öfkeden titreyeceksin. Ve öfke sürecek. Bir gün, beş gün, bir ay, bir yıl, bir yüzyıl... Öfkeden öyle tir tir, ağzın köpük içinde, zangır zangır, kudurmuş, gözler dışarı uğramış, pörtlemiş, öfkede, işkencede, hüzünde yaşamak. Böyle yaşamak, hiçte, dayanaksız, sevgisiz, kimsiz, hiç kimseyi hiçbir zaman kıskanmamanın insaniyetsizliği. Acısız, öfkesiz, uykusuz, düşsüz. Ot gibi, ağaç, böcek gibi. Böcek bile, sinek bile bu kadar hiçte, boşlukta değildir. Böcek bile, ağaç bile sümüklüböcek, solucan bile. Ölüm korkusu. Gerine gerine ölüm korkusunun içine düşmek. Ölüm korkusunda çıldırmak. Çaresizliğinde dört dönmek. Acı, hüzünlü yol olmanın sessiz sızısını yaşamak... Ve ölüm korkusu, ölüm korkusunun bittiği yerin korkunçluğu.Bir ömür boyu gerilmiş, kudurmuş, al kan içinde, ölmekle öldürmekten başka bir şey düşünmemiş, kaçmış, saklanmış, öldürmeyi, ölüm korkusunu ömrünün her saniyesinde yaşamış. Ve bütün bedeni korkudan korkuya kesmiş bir adam. Bütün bunların elinden kayıp gitmesi.
Yusuf korkuyla onu sarstı:"Nen var Muazzez?"İnce zayıf bir ses cevap verdi:"Yusuf!...""Söyle, Muazzez!...""Ben yaralıyım galiba, Yusuf!..."Genç adam dizginleri elinden attı. Hayvan büsbütün hızlandı. Yusuf'un gözlerine ve ağzına karlar doluyordu:"Ne diyorsun Muazzez!" diye haykırdı. "Nerenden yaralısın?... Kim vurdu seni?"Genç kadın cevap vermedi, kocasına sarılan kolları onu sıkmaya çalıştı. Yusuf tekrar sordu:"Yaran nerede? Bir yerde durup bağlayalım!""Bilmem Yusuf... Nasıl istersen... Yaramın nerede olduğunu bilmiyorum. Yalnız bir yerlerim acıyor. Çok acıyor... Sonra canım çekilir gibi oluyor... Ama durmayalım... Çabuk gidelim!"Yusuf şaşkın gibi:"Nereye gidelim?" dedi. Muazzez ancak duyulabilir bir sesle:"Nereye istersen götür Yusuf... Gidelim!" diye fısıldadı.



































