Bu ülkenin en büyük problemi; toplumcu tanrıların, insan içinde yaşama lütfunu göstermiş olmasıdır. Mesela benim tanıdığım ilk tanrı ilkokul öğretmenimdi ve “e” harfini düz yazamadığım için suratıma bir tokat vurarak beni cennetten kovdu. Dinen ve yasalarca haklıydı; ters “e” üçe benziyordu sonuçta ve 3 sayısı toplumca grup seks olarak algılanabilirdi, bu da ahlakın çöküşü demekti. En azından Alevi olduğumu söylediğim için beni tek ayak üzerinde bekleten din Kültürü hocam, 40 dakikalık ders boyunca bunu aşılamıştı. Ahlak önemli; öyle ulu orta yerde kim olduğunu söylemeyeceksin. Bak, dışarıda sana “Kimsin?” derler mi? “Kimin oğlusun?” derler; sonuçta zakkumun da özü kökünde.
Tabii her tanrının kendine has bir tarzı var; alışmak, uyum sağlamak lazım. Kimisi başka tanrıyı temsilen var eder kendini, kimisi kendi yansımasını anlatır. En azından ben aksini hiç görmedim ama aksini görenlerle çok karşılaştım; genelde kendilerinin dışında kimsenin göremediği bir takım şeylerle savaşıyorlar. Ateşkes olduğunda da birbirlerine girip aynı şeyi başka yönlerden savunuyorlar, sonra da barışıp başa dönüyorlar. Buna uyum sağlamaya pek de gerek yok, sorunun ne olduğunu onlar bile bilmiyor. Eğer bilirlerse bir anlamı yok çünkü; bir de oturup çözmeye mi uğraşacaklar?
Mesele çok derin, dipten çıkartılması gereken bir taş var ve kırk akıllı yetiştirecek bir eğitim sistemi yok. Yanlış anlaşılmasın; ben demiyorum, onlar diyor. Eğitim sistemi nitelikli mucit, filozof, sanatçı yetiştirmiyor; daha çok kendilerini hayal dünyalarına hapsetmiş, ışıktan kaçan, ahlaksızlık, hainlik peşinde ve şükür bilmez işsiz gençler beslemekle meşgul. Mezun oluyorlar, iş bulmak akıllarına bile gelmiyor. “Ver yiyeyim, ört yatayım” hesabı böcek gibi yaşayıp gidiyorlar. Bunu da “onlar” deyip duran başka bir “onlar birliğinden” duymuştum. “Birlik olun o zaman da düzelsin,” dediğimde de bir tanrı kibriyle gülümseyip “Onlar olduğu sürece düzelmez,” demişlerdi. Karmaşık bir kafayla tüm gün onları ve onları düşündüm, hiçbirine dahil hissetmedim.
Şimdi düzgünce bir bakalım eldeki malzemeye: Ortada bir sorun var ve herkes bu sorunun çözülmesi taraftarı fakat kendilerinin istediği gibi olsun istiyorlar. Kimin ne istediğinin dış gözlerce anlaşılması için de sakal, bıyık, kıyafet ve kalıplaşmış argümanlarla yaşıyorlar. Bayrak falan indiriyor veya kendileri gibi olmayanlar köleleşirse problemin ortadan kalkacağını iddia ediyorlar. Hatta daha kötüsü var; adını üç kere söyleyince gelen türden, “e” harfini ters yazanlargilden veya bütün bu kıyımın bir parçası olmayı kendi dünyasında dışlayan… Kıyımlarını ve yıkımlarını kendini ilgilendiren şekilde yapmak isteyip vicdanını dinleyen, işte asıl ahlaksızlardan bahsediyorum. Bunlar bu savaşın mantıksız olduğunu dile getirebilir, insanları raflara kaldırmaz; dalgakıranlardır kısaca. Ama şanslıyız ki sesleri pek çıkmaz, çıkarsa da kolay susturulurlar. İşte bunun aksini hiç görmedim.
Ülkeyi sevmek apolitiklik, toplumu sevmek ılık götlülük, bir inanca bağlı olmamak iblislik, bağlı olmak yobazlık… Kim olduğunu bilmek önemli ama söylemek de faşizm. Edebiyat desen boş iş, felsefe de suyu bulandırıyor; geri kalanları da zaten bir işe yaramaz. Sonuçta bilim var artık bunlara gerek yok; yapay zeka falan… Çok problemimiz var, çok… Kanla karılmış bir hayali reddeden vatan hainleri dolu ortalık, dikkat etmek lazım. Kendi kendine hayal kurmak kadar büyük günah mı var?








Elinize sağlık güzel bir yazı olmuş.
Harika olmuş hocam, kaleminize sağlık :))
Mesele çok derin, dipten çıkartılması gereken bir taş var ve kırk akıllı yetiştirecek bir eğitim sistemi yok- bomba! Hem sistemi gömmüşsün hem güldürmüşsün premium eleştiri olmuş.. Kalemine sağlık abi
İlginç bir yazı olmuş, sevdim; kaleminize sağlık hocam 🙂
Hocam güzel yazmışsınız elinize sağlık
ne anlatıyor bu faşist sen insanları susturmayı hep marifet sanıyorsun yazıların zırvalık uzun uzun zırvalamışsın gene şaşırdık mı hayır
Kaleminize sağlık
teşekkürler
“Kendi kendine hayal kurmak kadar büyük günah mı var?” harika bir son nokta olmuş, eline sağlık.