Yiğit Karakaş
@F. V. S.
13 Takip13 Takipçi
2,2K Puan
"Discipulus"Discipulus
yunus.basarmeowkayayucekankaIsimsiz Yokkisijakobend +7
Kullanıcı kendisi hakkında bir açıklama yazma gereğinde bulunmamıştır. Ben, yirmi yaşında ve çok boş bir adamım.
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Herhangi bi eserime ikinci bölüm girme teşebbüsüm Tanrı tarafından durduruldu, sevgilerimle. Şikayeti olanlar için seccâde orada.
heart
6 kişi
∙
Kendim yorum yapacaktım, lâkin bu yorum demek istediğim her şeyi söylemiş. Yine de okunabilir şiirler, hikâyemsi. Daha çok şiir delisi birisinin günlüğünü okuyorum gibi.
İlk şiir hariç diğerlerini beğendiğimi söyleyemem. Anlatıcı, direk olaylar silsilesini okurun önüne koyuyor ve biz acaba diyemeden onun nedenini açıklıyor. Bu açıklamalar şiirin kalitesini düşürüyor maalesef. Doğru düzgün imge bile yoktu. Hal böyle olunca metin tekrara düşüyor. Evet, anlatıcının sevdiği biri var ve bu kişi onu sevmiyor. E sonra? Sonrası yok işte. Bunu bir üretime sokmamışsın. Bir ses var ama bir ritim oluşturmuyor. Yapmaya çalışılan şeyi anlıyorum, bu yüzden tebrik de ediyorum ama bence daha fazla şiir okunarak şiir yazılmalı.
Eser Paylaştı olarak paylaştı.
Tövbe Ettiğim Kadınlar
Tövbe Ettiğim Kadınlar
Hemen Oku
heart
8 kişi
∙
heart
7 kişi
Talat Paşa’nın (güya) işsizliği beni benden aldı gerçekten. Allah’tan bugün yaşamıyor, yoksa otistik Selahattin yıllar önce öldüğünden onun yerine benimle uğraşmak zorunda kalırdı. Benim mesleğim de yok, git onu icrâ et de diyemez, hepten yanardım. Sinop hapishanesinde duvarlara şiir yazardım artık.
Neden Selahattin, diye sormadım, ama anlatıyordu ve eli kolu dengesiz bir çocuk gibi oynuyordu: Artık İstanbul'da oturmayacağız Fatma, bugün beni Talat Paşa çağırdı ve böyle dedi: Doktor Selahattin, sen İstanbul'da oturmayacaksın ve siyasetle uğraşmayacaksın! Dedi bana namussuz herif;
yok dediğim dedik, ben çok kahramanım diyorsun, dedi, seni de ötekilerle birlikte Sinop hapishanesine hemen ilk gemiyle yollayalım istemezsin herhalde, ne
yapalım, bizimle çok uğraştın, partiye atıp tuttun, ama aklı başında bir adama benziyorsun, mantıklı ol, evliymişsin, doktorsun, iyi bir mesleğin var, dünyanın her yerinde rahat bir hayat yaşayacak kadar para kazanabilirsin
heart
lol
11 kişi
∙
Rahatça okuyunuz diye 2500 kelime, bir daha benden bu kadar kısa hiçbir şey okumayacaksınız, şimdilik keyfini çıkartın efendim.
Eser Paylaştı olarak paylaştı.
Uluses
Uluses
Hemen Oku
heart
alkis
8 kişi
∙
Karşındakini bir ruh, bir can olarak görmeyi bıraktığın an; onu önce kafanda nesneye, eşyaya çeviriyorsun, sonra da vicdanın sızlamadan parçalayıp yutuyorsun. Bir ülküyle, adaletle terbiye edilmemiş ham insan aklı; zaten etrafındaki her şeyi sadece öğütmeye, ezmeye ve midesine indirmeye çalışan kaba bir sindirim sisteminden ibarettir.
Nesneleştirme bir ezenin başka bir varlığı nesneye indirgemesini mümkün kılar. Ardından ezen, bu varlığı ona nesne muamelesi yaparak istismar eder... Bu süreç, bölümlere ya da şiddetle parçalara ayırmayı ve nihayet tüketmeyi içerir... Tüketim baskının doyum noktası, iradenin ve bağımsız kimliğin imhasıdır. Dilde de aynen böyledir: Bir özne ilk olarak metafor aracılığıyla görülür ya da nesneleştirilir. Bölümlere ayırma aracılığıyla nesne ontolojik anlamından koparılır. Sonunda tüketildiğinde yalnızca temsil ettiği şey üzerinden var olur. Göndergenin tüketilmesi, kendi başına önemli bir özne oluşunun imhasını sağlamlaştırır.
heart
6 kişi
∙
Eser Stüdyo’sunda gözüktüğü gibi gözüküyor sanıyordum…
FVS 1790883048
heart
6 kişi
∙
İlk öykü eserim, umuyorum beğenirsiniz, herkese iyi okumalar dilerim 🙂
“Beni başka bir şirket de istedi, ben gitmedim! Kimse zorlamadı beni. İki zincir vardı önümde, birini kendi elimle seçtim, kendi bileğime kendim taktım! Özgürlük dedikleri buymuş demek: zincirini seçme özgürlüğü. Ne büyük nimet! Ben bu zincirleri kaybedecek kadar ahmak mıyım? Sırf bu zincirler için kaç mülakatta kendimi on yıl sonra nerede gördüğümü hayâl etmek zorunda kaldım haberiniz var mı? Sırf bu zincirler için dört sene okul okudum ben, değil kendim kaybetmek; siz elimden almaya çalışsanız, sizi zincirlerimle boğarım! Canlarım benim, onlar benim her şeylerim, yavrularım!”
Eserden Bölüm Paylaştı olarak paylaştı.
Efendimsiler ve Uşağımsılar.
Efendimsiler ve Uşağımsılar.
Tren İstasyonunun Bir Numaralı Salağı
Bölümü Oku
heart
14 kişi
∙
“Dört bir yandan topraklarımızı saran işgalciler her gün kuvvetlerini arttırıyor, sayıca sayımızın kat ve kat üzeri ordularını ufak kasabaları işgâl ederken bile mevzilendirmekten çekinmiyorlardı. Bu vahşi akın, sanki savaş Tanrısı adına mankurtlaşmış ve yağmadan başka hiçbir şey düşünmeyen bir akıldan fışkırmaydı. Başka izâhı nâmümkün. Bu orduları gören kâşifler ve öncüler onları gönderen efendilerine dönmek ve kötü haberi vermek yerine telaşla hemen kendi memleketlerine gidiyor, eşlerini ve çocukları alarak güneye göç ediyordu.”

Geliyor gelmekte olan…
FVS 1790561122
heart
13 kişi
∙
Budizm’in Kurucusu Siddhartha Gautama’nın Hayatı
Kitap İncelemesi
5.0/5
Hakikatın peşinde giden herkes hakikate ulaşmaya yaklaşmış kişilerin yolundan gitmek ister, kimse kör ormanda ışığı aramak kadar korkunç bir deneyime kapılmak istemez neticesinde, hakikat nedir ve nerededir bilinmez ama bu muhtemelen birden çok türlü hakikatlerin birisine ulaşmış kişi olduğunu düşündüğüm Siddhartha Gautama, bu hakikat arayanların en ünlüsü ve ilkidir. Peygamber değildir, hakikat ona bahşedilmemiştir, o hakikatı İbrahim peygamber gibi arayarak bulmuştur, fakat o İbrahim peygamberdir bile eski bir zamanda, bir mağarada değil; bir Hint prensinin sarayında doğmuştur. Aşvaghosha onun hikâyesini daha ilk sayfalarda bir gözyaşıyla açar ve bence bütün kitabın havası o sahnede saklıdır, hakikat vardır, yolu vardır, fakat ona herkes yetişemez ve zaman kimseyi beklemez. Baba Şuddhodana'nın yaptığı şey ise insanlığın en eski ve belki de en sevimli hatasıdır. Oğlunu acıdan korumak için yoldan yaşlıları, hastaları, sakatları toplatır, sarayı şarkılarla, danslarla doldurur, prens aşağı inmesin diye adeta merdivenleri kapatır. Saklanan acı ise büyür, ve prens bir gün dünyanın sahnelenmemiş yüzüyle karşılaştığında çocuk gibi sorular sormaya başlar. Bu soruların cevabı çok basittir ve bu basitlik yıkıcıdır. Edebî açıdan kitabın en çarpıcı yanı Aşvaghosha'nın aynı şeyi iki kez çizme alışkanlığıdır. Güzelliği anlatırken ne kadar cömertse çirkinliği anlatırken de o kadar cömerttir, bir sayfada lotus yüzlü, altın bilezikli, şarkılar söyleyen bir dünya kurar, birkaç sayfa sonra aynı dünyanın içinden ölümün sızdığını gösterir. Benzetmeleri de böyledir, fil, lotus, bulut, güneş, bunlar kitap boyunca tekrar tekrar döner ama her dönüşünde başka bir şey söyler. Dürüst olmam gerekir, kitap kadına karşı çoğu zaman acımasızdır, kadını tutkunun ve aldanışın bedeni gibi gösterir, ama aynı kitap kadınlara bir ses de verir ve o ses bazen kitaptaki en insani sestir, kutsal bir metnin ortasında bir sitem gibi öylece durur. Felsefi tarafa gelince, Siddhartha'nın yolculuğu bir düşünceler çarşısında dolaşmaya benzer. Önüne her kapıda başka bir cevap konur; kimisi bedenine eziyet ederek cenneti arar, kimisi her şeyin kendi doğasıyla olup bittiğini, çabalamanın boş olduğunu söyler, kimisi hayatı mevsimlere böler ve gençlikte zevki, orta yaşta serveti, yaşlılıkta dini önerir. Bunların hepsi makul akıllardır ve Aşvaghosha onları küçümsemez, her birine güzel cümleler verir. Siddhartha'nın bu tartışmalardaki tavrı ise bence kitabın en modern yanıdır, o başkasının sözüne yaslanıp karar vermek istemez, bir körün başka bir körü izlemesinden korkar, dinlediği her öğretiyi sonuna kadar sorgular ve en son, belki en korkutucu olanı yapar, kendi benliğinden şüphe etmeye başlar. Buddhaçarita bana şunu düşündürdü, hakikate ulaşmış olanın hikâyesi bile insana ancak bir yol gösterebilir, gerisi okuyana kalır. Siddhartha'nın ormanı da kör bir ormandı, o ışığı orada aradı, belki bulacağı ışık herkesin ışığı olmayacaktı, ama ormana girmekten korkmadı.
heart
7 kişi
∙