Budizm’in Kurucusu Siddhartha Gautama’nın Hayatı
Kitap İncelemesi
5.0/5
Hakikatın peşinde giden herkes hakikate ulaşmaya yaklaşmış kişilerin yolundan gitmek ister, kimse kör ormanda ışığı aramak kadar korkunç bir deneyime kapılmak istemez neticesinde, hakikat nedir ve nerededir bilinmez ama bu muhtemelen birden çok türlü hakikatlerin birisine ulaşmış kişi olduğunu düşündüğüm Siddhartha Gautama, bu hakikat arayanların en ünlüsü ve ilkidir. Peygamber değildir, hakikat ona bahşedilmemiştir, o hakikatı İbrahim peygamber gibi arayarak bulmuştur, fakat o İbrahim peygamberdir bile eski bir zamanda, bir mağarada değil; bir Hint prensinin sarayında doğmuştur. Aşvaghosha onun hikâyesini daha ilk sayfalarda bir gözyaşıyla açar ve bence bütün kitabın havası o sahnede saklıdır, hakikat vardır, yolu vardır, fakat ona herkes yetişemez ve zaman kimseyi beklemez. Baba Şuddhodana'nın yaptığı şey ise insanlığın en eski ve belki de en sevimli hatasıdır. Oğlunu acıdan korumak için yoldan yaşlıları, hastaları, sakatları toplatır, sarayı şarkılarla, danslarla doldurur, prens aşağı inmesin diye adeta merdivenleri kapatır. Saklanan acı ise büyür, ve prens bir gün dünyanın sahnelenmemiş yüzüyle karşılaştığında çocuk gibi sorular sormaya başlar. Bu soruların cevabı çok basittir ve bu basitlik yıkıcıdır. Edebî açıdan kitabın en çarpıcı yanı Aşvaghosha'nın aynı şeyi iki kez çizme alışkanlığıdır. Güzelliği anlatırken ne kadar cömertse çirkinliği anlatırken de o kadar cömerttir, bir sayfada lotus yüzlü, altın bilezikli, şarkılar söyleyen bir dünya kurar, birkaç sayfa sonra aynı dünyanın içinden ölümün sızdığını gösterir. Benzetmeleri de böyledir, fil, lotus, bulut, güneş, bunlar kitap boyunca tekrar tekrar döner ama her dönüşünde başka bir şey söyler. Dürüst olmam gerekir, kitap kadına karşı çoğu zaman acımasızdır, kadını tutkunun ve aldanışın bedeni gibi gösterir, ama aynı kitap kadınlara bir ses de verir ve o ses bazen kitaptaki en insani sestir, kutsal bir metnin ortasında bir sitem gibi öylece durur. Felsefi tarafa gelince, Siddhartha'nın yolculuğu bir düşünceler çarşısında dolaşmaya benzer. Önüne her kapıda başka bir cevap konur; kimisi bedenine eziyet ederek cenneti arar, kimisi her şeyin kendi doğasıyla olup bittiğini, çabalamanın boş olduğunu söyler, kimisi hayatı mevsimlere böler ve gençlikte zevki, orta yaşta serveti, yaşlılıkta dini önerir. Bunların hepsi makul akıllardır ve Aşvaghosha onları küçümsemez, her birine güzel cümleler verir. Siddhartha'nın bu tartışmalardaki tavrı ise bence kitabın en modern yanıdır, o başkasının sözüne yaslanıp karar vermek istemez, bir körün başka bir körü izlemesinden korkar, dinlediği her öğretiyi sonuna kadar sorgular ve en son, belki en korkutucu olanı yapar, kendi benliğinden şüphe etmeye başlar. Buddhaçarita bana şunu düşündürdü, hakikate ulaşmış olanın hikâyesi bile insana ancak bir yol gösterebilir, gerisi okuyana kalır. Siddhartha'nın ormanı da kör bir ormandı, o ışığı orada aradı, belki bulacağı ışık herkesin ışığı olmayacaktı, ama ormana girmekten korkmadı.
heart
7 kişi
∙
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!