Dönüp dolaşmak için özellikle çıktığım yolda gezerken sokak sokak, karşıma çıkan herkesi öldürmek hayalleri kuruyorum. Öfkeliyim ama bilmiyorum. Bir iki tıksırma ve öğürme anlarının geriye dönülemez hataların pişmanlıklarıyla bile bile devam ediyorum. Bunca alkolü, otu ve muhtelif plastiği bünyemin kaldırmasına şaşırıyorum. Neden ölüp gitmediğime dair hiçbir fikrim yok. Bilmiyorum her şey rölanti.
Arapla geziyorum, güzel, parlak kırmızı bir motoru var. Park köşelerinde dumanlanıp tam gaz yolları eritiyoruz. Durup durup bir kıza aşık olduğunu anlatıyor. Henüz bir kaç
gün önce ayrılmış olmalarına rağmen hemen başkasını bulduğunu ve esasında onu kıskandırmak için bunu yaptığına dair düşünceleri var. Arap yeni “sevgilinin” piçin teki olduğunu söylüyor
ancak katılmıyorum! O da arkadaşım ve uzun zamandır birlikteler ama Arap’ın bundan haberi
yok. Beni ilgilendirmeyen durumlara karşı bir sorumluluk hissetmiyorum. Bedava ot ve bedava motor gezintisi karşılığında ettiğim ufak bir ihanet veya pembeden bir yalan, başka bir şey değil
Hurdalı’dan çıkıp merkeze doğru yokuş aşağı gazlarken, motor hafif sallanıp altımızdan kayacak gibi olduğunda, kedi gibi yola tutundu, Arap’ın bu kafayla nasıl iyi motor kullanabildiğini düşündüm. Bir iki mobilet hırsızlığı dışında hiç kullanmamıştım belki de beceriksizdim bilmiyorum. Sadece hızın kesilmesini istemiyorum, son anımı yaşıyor olsam bile.
Açtığımda gözlerimi Aşık Veysel parkındaydık. Havadaki sisi yara yara ilerlerken bir an kör olduğumu düşünüp kendime tokat attım. Arap şöyle bir bakıp bir şey demeden döndü. Saat gece yarısını geçmişti. Önceden buraya gelmeye korkardım, tekinsiz çocuklar ve kaybedecek bir şeyleri olmayan her türden yaratık cirit atarken aralarına kurbanlık koyun gibi atlamak huzursuzluğu içinde yürümek pek sevdiğim bir şey değildi. “Burada mı takılacağız” diye sordum. Boğazını temizleyip yere tükürdü ve kafa salladı. “Yok mu başka yer” dedim. Yerdeki teneke kutuya sertçe vurup, yersiz bir espri yaptı “İstersen karakolun oradaki parka gidelim”
Kendimize kuytu bir yer bulana kadar yürüdük. Arap yoldan geçen iki çocuktan zorla para ve sigara almıştı. Çocuklar korkudan direnmemiş tam tersi ceplerinde ne varsa boşaltıp arkalarına bile bakmadan sisin içinde kaybolmuşlardı. Ganimetleri iştahla sayarken bana paketlerden birini uzatıp “Yak birer tane de içelim” dedi. Tetiklenmiştim. Yalnızca tesadüfen orada oldukları için ceplerindeki her şeyden vazgeçmek zorunda kalmaları adil değildi, belki de son paralarını bize bırakmışlardı. Peki ne için? gırtlaklarına dayanan bıçak etlerini delmesin diye fakat bu saatte burada olmamaları gerektiğini bilmeleri gerekiyordu, bunu bile bile bu yolu seçmek aptallıktan başka bir şey değildi. “Boş sigara içmeyelim” dedim, bir ağaç dibini işaret ederek.
Çalılıklar arasında yükselmiş çam ağacının dibine çöküp çeşitli şişe, teneke kutu ve abur cubur poşetlerini oturacağımız yerden temizleyerek işe başladık. Arap o sırada gırtlağını temizleyip kağıdı yapıştıracağı tükürüğü ağzında çalkalarken, otu ve tütünü karıştırıp düz bir çubuk haline getirdikten sonra dilini tükürükle yıkayıp kağıda sürdü ve tertemiz birleştirdi.
“Şişe yok mu” diye sordum. O sırada fişeği yakıyordu
“Bu keyiflik, şişe ağır gelir”
Midem bulanıyordu ama sarhoş olmayı seviyordum. İçmek zorunda hissettiğimi unutturuyordu. Hatırladığımda tekrar içiyor ve yine unutuyordum ve her seferinde karşımda Arap oluyordu içindeki öfkeyi muhtemelen kendi uydurduğu hikayelerle kusup sigara bitene kadar buna devam ediyordu.
Duman sırası bana geçtiğinde sahneyi aldı
“Var ya! Şu piçi yakalasam bağırsaklarını dökeceğim”
Laf arasında fazladan bir duman daha çektim
“Nereden çıktı yine?”
En az benim kadar kurnazdı. Elimden kapıp çubuğa asıldı.
“Biz ne diye içiyoruz? Aşk acısı çekiyorum ya”
Geçiştirdim onu
“Döner geri, sıkma canını”
Hiddetle kalktı ayağa
“Bok döner! O Tekin götünden başkasını görmüyor ki? Geçen gün sırf rahatsız etmek için tam karşılarına oturdum bir kez bile dönüp bakmadı. Yakalayayım onu Melike’nin önünde indireceğim.”
Cigara bitmek üzereydi. Dibinden gelen kömürümsü tadı umursamadan öldürüp, Arapta fazladan ot olmasını umarak boş sigara yaktım. Tekin ve Melikeyle ilgili vahşi fantezilerini kalem kalem detaylandırırken cebinden yeni bir kağıt çıkarıp tükürükle cilaladı.
“Bak yemin olsun senin gibi biri olsa geçerim köşeme aşk acımı yaşarım! Ama Tekin öyle değil bilader suratından yavşaklık akıyor. Zoruma giden de o!”
O an Melikeyle seviştiğimi hayal ettim. Gerçekten Tekin yerine ben olsaydım nasıl olurdu? Renkli gözlü, sarışın bembeyaz tenli bir sevgiliye sahip olmak en az elimdeki ot kadar mutlu edebilirdi. Dişleri biraz çarpıktı fakat yine de güzeldi. Gerçi o tarz kadınların ilgisini çekmek için ya Tekin gibi yakışıklı ya da Arap kadar güçlü olmak lazımdı. Kendimi düşündüm, hayali bile inandırıcı değildi. Sigarayı Arap’a uzatırken ağzımdan çıktığına pişman olacağımı bile bile saçma bir yorum yaptım
“Tekin iyi çocuktur aslında, sen gözünde biraz büyütüyorsun.”
Kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti, balgamını tükürdü.
“O mu iyi çocukmuş? Piçin teki len bilader. Mahalledeki kızlara aşığım ayağına çakıp bir kenara bırakıyor. Aynını Melikeye de yapacak bak görürsün.”
Bu dediğini bir kaç kez ben de yapmıştım. Hatta bir tanesi mahalleden bir arkadaşın ablasıydı, benden bir kaç yaş büyüktü fakat ona aşığım sandığı için bunu bir kusur olarak görmedi. Hatta Tekin de bir ara takılmıştı ama o benim gibi değildi. Gerçekten aşık olduğunu sanıyordu fakat bu en fazla bir hafta sürüyordu.
“Boş ver Arap biz işimize bakalım, illa ki döner sana”
Arap aynı öfkeyle devam etti
“Bak sana açık konuşacağım. Delikanlı çocuksun zaten ondan yanımda tutuyorum seni. Tekin gibi biri olsan ve arada Melike olmasa yine dönüp selam vermezdim. Mesela sana gel kavga var desem koşup gelirsin değil mi?”
Şöyle bir silkindim
“Öyle kavgadan kaçmam ben”
Elime yeni bir fişek sıkıştırdı. Ben yakarken elini omzuma atıp az daha kanacağım bir sahtelikle iyice gazlamaya başladı
“Ulan var ya! Senin gibi suç ortağım olsa bütün Hurdalı’yı ele geçirmiştik. Hatta ne mahallesi İzmir bizimdi.”
Beni yumruk sallarken bile görmemişti ama övgüleri yine de gururumu okşuyordu göğüs kabarttım ve bir anlığına kendimi onun gibi hissettim.
“Evelallah geliriz Arap baba!”
Benzer bir gururla gülümseyip belindeki tabancayı uzattı bana
“Al, senin olsun”
Silahları severdim. Genellikle güvende hissetmek için bıçak taşırdım fakat silah güçlü hissettirmişti. Belime değen soğuk namlu demiri, çıplak kadın tenine dokunmak gibiydi.
Arap omzuma vurup “Kalk” dedi “gidiyoruz.” Sanki aklına çok önemli bir şey gelmiş gibi hızla motora yürüdü. Arkasından “Nereye” diye sorduğumda da “Tekin götünü sakat bırakacağım” dedi.
İşlerin buraya geleceğini tahmin etmemiştim.
Yüzümü döven rüzgar binlerce iğnenin suratıma saplanması gibi canımı yakıyordu. Kafam açılmıştı ve içimi kaplayan suçluluk duygusundan karnım ağrıyordu. Tekin’i severdim, aramızda hep bir soğukluk vardı ama yine de yaralanmasını ve daha kötüsü ölmesini isteyeceğim bir düşmanlığım yoktu. Bir an motorun dengesini bozup ikimizi de yere yapıştırmayı düşündüm ama hızlıydık. Uzuvlarımıza ayrılacak, atomlarımıza kadar parçalanacak kadar hızlı. Yol boyu sadece dua ettim.
Motor her zaman Tekinle denk geldiğimiz parkta durdu. Arap bir sansar gibi etrafını kokladı
“Bizimkiler geçen burada görmüş”
Burada olmamasını umarak ben de bakındım
“Yoklar işte gidelim hadi”
Tehditkar bir tavırla gözlerime baktı
“Niye telaşlısın bu kadar, arkadaşın diye mi? Bilmiyorum sanma. Eğer delikanlıysan yanımda durursun. Söyle bakalım nerededir bu Tekin götü.”
Düşündüm. Onu bulmayı kafasına koymuştu, geri döndüremezdim.
“Atla motora gidelim” dedim.
Tekin bizim evin oradaki parkta çokça tanıdık olduğundan, adına Üçgen dediğimiz başka bir parkta Melikeyle buluşuyordu. Kafamda riskli bir hesap yaptım. Eğer ben yanındayken karşı karşıya gelirlerse en iyi ihtimalle üç beş tokatla iş biterdi. Hem böylece Melike kendisi için dayak yiyen sevgilisine daha da bağlanmış olurdu. Diğer ihtimali düşünmek bile istemedim, Tekin’in ölmesini istemiyordum.
Arap gazı kesmeden Üçgenpark’a sürdü. Kılıcını çekip atını terk eden bir savaşçı edasıyla parka hücum etti. “Aha” diye bir ses yankılandığında ben de arkasından koştum.
Melike, Tekin’in önüne etten siper olmuş Arap’ı uzak tutmaya çalışırken, Arap “Karının arkasına saklanma len göt” diye onu kışkırtıyordu. Tekinle göz göze geldik, çaresizce kafamı çevirdim. Arap en sonunda Melikeyi sertçe itip Tekin’e gelişi güzel bir tokat patlattı. Dizleri üzerine düşmüş güzel kız, bacaklarına batan cam ve çakıl parçalarının acısıyla karışık bir korkuyla çığlık attı. Arap ve Tekin, balyoz gibi inen yumruk ve tekmelerle bir Afrika Dansı yaparmış gibi birbirlerine zarar vermeye çalışırken, Tekin’in gözü yere düşen sevgilisine kaydığı an son darbeyi yedi. Arap attığı tekmeyi soğutmadan üzerine çullanıp onu altına aldı. Çok geçmeden eli beline gitmişti fakat neyse ki silahı Aşık Veysel Parkında bana vermişti. Belediyenin bir kenara yığdığı kaldırım taşlarından birini eline alıp “Şimdi siktim seni” diye hırladı. Melike çığlıklar içinde ağlıyor ve “Bir şey yap Sencer” diye bana bağırıyordu. Bütün cesaretimi toplayıp, kaldırım taşı Tekin’in kafasına inmeden Arap’a sağlam bir taban tekmesi yapıştırıp uzaklaştırdım. İki yumruğunu goril gibi yere dayayıp ayaklandığında çoktan tabancayı kafasına dayamıştım.
“Çek git Arap, işin bitti burada”
Arap, Melike ve Tekinle bakıştı
“Melikeyi almadan gitmem”
“Gelmiyorum bir yere” dedi Melike
O sırada gözüm kızda takılı kaldığından dikkatim dağıldı. Bacağıma giren bir yanmayla birlikte yere yapışmıştım. Silah çoktan elimden kayıp gitmişti. Ben ayağa kalkamadan dört el silah sesi yankılandı. Arap ikisi göğsüne, biri gözüne, biri de boğazına olmak üzere dört mermiyi yemişti. Tekin yaşla dolmuş gözlerini yere yığılan bedenden ayırmadan rüyadaymış gibi öylece izledi. Herkes donakalmıştı. Silahı tutan kolunu bir mızrak gibi öylece tutuyordu. Yavaşça silahı indirip çalılıklara fırlattı “Geleceğim aşkım bekle beni” dedi Melike’nin dudaklarını öpüp ardından Arap’ın motoruna atlayıp bağırta bağırta uzaklaştı.
Melike, ben ve ölü Arap Üçgenpark’ın ortasına kalmıştık. Hiçbir şeyi kavrayamıyordum. Dakikalar önce kavga eden ve saatler öncesi oturup kafa çektiğim bu adam şimdi kurbanlık koyun gibi kevgire dönmüş uzanıyordu. Yükselen ılık kan kokusuyla birlikte Melike olduğu gibi cesedin üzerine kustu. Aklıma birden basıp gitmek gelmişti ama cinayet üstüme kalabilirdi. Sonuçta silahta parmak izim vardı. Melike her ne kadar şahit olsa da, sevgilisini kurtarmak uğruna, tanımadığı birini yakmaması için hiçbir neden yoktu. Bu noktada polisi aramak en mantıklısıydı fakat o zaman da karşıma Tekin’i alırdım ve aynı zamanda azmettirici olarak suçlanabilirdim. Melikeye döndüm. Çıldırmış gibi saçlarını yolup dişlerini sıkıyordu. Elimi çıplak omzuna koyup “Gitmemiz lazım” diye fısıldadım, kafa salladı, karşımıza çıkan ilk ara sokağa daldık.
Ona marketten su kendime de bir şişe şarap aldım. Bir apartman çardağında otururken şişeyi kapıp tepesine dikti. “Ne yapacağım ben şimdi” diye sayıklıyordu.
“Tekin’i ara alsın seni” dedim. Dehşetle suratıma baktı
“Tekin mi? Onun yüzünden hayatım kayacak. Polisi arayacağım.” Elinden kaptım telefonu
“Saçmalama! Ceset çoktan bulunmuştur. Hem silah orada kaldı. Bir süre ortadan kaybolacağız, Tekin yakalandığında her şey bitecek. Eğer şimdi ararsan ikimiz de suçlanırız.”
Doğrusu burada suçlanacak kişi yalnızca bendim ama istediğimi yapması için onu korkutmam gerekiyordu. “Halledeceğim merak etme” dedim. Öylece boş boş karşısına bakıyordu onu yalnız başına bırakarak tek başına hareket etmesine izin veremezdim “Gel istersen benim evde dinlen biraz, ertesi gün de polise gideriz” dedim “Eve gideceğim” diye kestirip attı “Ya polis basarsa evini?” Korku iyi bir duyguydu “Tamam” dedi ve benimle geldi.
Tekin bize ulaşmamıştı. Melike’ye rahatlaması için Araptan yürüttüğüm ottan bir sigara yakıp uzattım. İlk başta huzursuzca reddetti, ben bir iki duman çekince bunu da kabul etti. Birlikte bir iki saat ot çektikten sonra koltuğa uzanıp sızdı ben de evden çıkıp kapıyı arkasından kilitledim. Bu işin bu gece bitmesi gerekiyordu.
Karakol polislerine olanları anlattığımda beni uzun bir sorguya çektiler. Açık vermeyecek kadar dürüsttüm hatta bir yerde Arap’la konuşurken aklıma Melikeyle seviştiğimi hayal ettiğimin gelmesini bile söyledim. Beni nezarete attılar çok uzun beklememiştim. Tekin en sonunda kaçamayıp teslim olmuş ve hiçbirimizin adını vermeden cezaevini boylamıştı. Hiç yüz yüze gelmedik, sonradan duyduğuma göre mahkeme bile olmamıştı.
Melikeye gelince… Elbette son görüşmemiz bu olay olmamıştı. Haftalar sonra her şey normale döndüğünde ansızın beni aradı ve buluşmak istediğini söyledi. Yine Üçgenpark’ın altındaki yolda buluşup, bizim evin oradaki para yürüdük. Eski güzelliğinden eser yoktu. Çok zayıflamıştı, saçları yağlanmış ve haftalardır duş bile almamış gibiydi. Çökmüş gözleriyle zorla gülümseyip “içmek ister misin” diye sordu “Olur” dedim.
Bir kaç fişekten ve ucuz şaraptan sonra kızmış bir kedi gibi üstüme atlayıp benimle sevişmeye başladı. Çok uzun sürmemişti fazlasıyla heyecanlıydım ama güzeldi. Aramızda oluşan bu pornografik oyun duygusal bir boyut kazanmadan bir süre devam etti. Sadece içip sevişiyorduk. Yalan değil bazı zamanlar beraber yemek yapmak, film izlemek gibi romantik vakitler geçiriyorduk fakat yine de seks yoksa buluşmak da yoktu.
Aylar sonra aylak aylak dolanırken Melikeyle uzun zamandır görüşmediğimi fark edip aradım. Hafif kırgın açmıştı telefonu fakat gönlü vardı
“Ne var Sencer?”
Genelde en azından “Canım” derdi. Hiçbir şey yokmuş gibi davrandım
“Özledim seni buluşalım mı?”
Bu aramızdaki bir seks davetiydi
“Anca özleyince ara zaten”
“Buluşalım mı, buluşmayalım mı?”
“Gel tamam”
Bir çiçek ve iki güzel sözle kırgınlığını alacağımı bildiğimden içim rahattı. Bir apartman bahçesine dalıp üç beş gül yoldum ve milyoncuda parlak kağıda sardırıp eski pazar yeri yoluna çıktım. Hızlı adımlarla yürürken hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak bir şey oldu. Tekin karşımdaydı…
“Tekin” diye fısıldadım sadece. Mosmor gözlerini bir köpekbalığı gibi bana dikip burnundan soludu. Kollarındaki faça izlerinden ve oturduğu tekerlekli sandalyeden pek de şanslı olmadığını gördüm. Bir bebeğinki kadar zayıflamış bacaklarına baktığımda kaslanmış kollarıyla tekerlekleri yuvarlayarak karşıma geldi. Tekrar “Tekin” dedim. Bir şey demedi. “Çıkmışsın hayırlı olsun” dedim. Gözlerinde Arap’ı delik deşik ettiği anki yüz ifadesi hiç silinmemiş gibiydi. Kendimi Arap gibi hissettim. Birer bıçak gibi tuttuğu tekerleklerle birlikte dişlerini sıktı
“Damdayken sakatlara bakmamak için afla salıyorlar.” diye hırladı
“Özür dilerim” diyebildim sadece
“Seni affedeyim istiyor musun Sencer?”
İçime huzur dolmuştu o an sanki. Bu boktan olay hiçbir zaman yaşanmamış gibi hissettim. “İstemem mi” dedim memnuniyetle
“Melikeyle birlikteymişsin, hayırlısı olsun. Çiçekler onun mu?”
Bir şey demedim
“Sık kafana Sencer! affedilmek istiyorsan kafana sık.”
Gözlerim doldu. Bir kez daha özür diledim “Sık kafana” diye bağırdı. Gözlerimden düşen yaşlar kopardığım gülleri ıslattığında koluma silip “Sıkamam Tekin affet” dedim. Ağız dolusu bir küfür savurup tekerleklere dayanarak üzerime atladı. Anlık bir refleksle geri çekilmemle yere yapışması bir oldu. Öylece çığlıklar içinde ağlayıp öfkeyle kafasına yere vuruyordu. Eğer ayakları tutsaydı oracıkta yok ederdi ama yapmadı, yapamadı. Koştum sadece onu bu hale getirenin ne olduğunu bile sormadan ve arkama dahi bakmadan var gücümle koştum. “Allah belanı versin Sencer” dediğini duymuştum sadece.
Melike’nin yanında buldum kendimi. Halime şaşırmıştı “Yahu ayrılmadık ya alt üstü biraz trip attım o kadar, niye ağladın” diyerek sarıldı bana. Çiçekleri bangoya atıp koltuğa oturdum ve sigara yaktım. Tekin’in asfalttaki hali aklımdan çıkmıyordu “İçki var mı” diye sordum. Ucuz şarabı bir kaç fondipte bitirip öylece kaldım. Onu seviyordum ama pişmandım. Sevişmeye başladık, çığlıklar ve Tekin aklımdayken seviştim onunla. Dayanamayıp anlattım her şeyi, gözleri dolmadı veya hiçbir şey söylemedi. Kafamı çıplak göğüslerine yatırıp saçımı okşadı “Seni seviyorum onu değil” dedi.







merakla ve keyifle okudum hocam, elinize sağlık
Sencer, silahta kendi parmak izi olduğunu bilmesine rağmen neden silahı alıp imha etmiyor? Polisin bırakacağından neden bu kadar emin? Polisle işbirliği içinde mi yoksa? Neyse… Eline sağlık.
Öyküyü daha dikkatli okuyabilirsiniz.
Underground çok okumadım ama pek benlik değilmiş sanırım. Yine de ellerinize sağlık 🙂
Güzeldi
teşekkürler
Keyifli ve akıcı bir öykü. Elinize sağlık. Bu Sencer karakterine bir tek ben uyuz olmuyorumdur umarım 🙂
Buradaki Sencer yayında okuduğumuz para kazanmaya çalışanla aynı Sencer mi? Sanki paralel evrenmiş gibi geldi. Öykü güzeldi.
Çok akıcıydı. Tek solukta okudum.
Gerçekten bu siteye bayıldım.❤️
Teşekkür ederin mutlu ettin beni