Emir
@Vooxy
4 Takip7 Takipçi
1,2K Puan
"Novicius"Novicius
Isimsiz YokkisiMertkan Incesuzeynepsyiftirnistheesmabetulİrem Sitem +1
Kullanıcı kendisi hakkında bir açıklama yazmamıştır.
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Şu sıralar yoğun olsam da Fahrenheit 451 okumaya başladım fakat kitap kendi içerisinde sadece 2 bölüme ayrılmış. İngilizce olduğu için Türkçe okuduğumdan biraz daha yavaş okuyorum. Tek oturuşta yaklaşık 100 sayfa okuyacak ne hâlim ne de zamanım var. Sız böyle bölümlere ayrılmamış kitapları okurken ne yapıyorsunuz? Çok rahatsız olmaya başladım sürekli rastgele gibi hissettiren bir yerden devam etmekten.
Okuyorumolarak işaretledi.
Fahrenheit 451
Fahrenheit 451
Ray Bradbury
40. sayfada%19 · 208 sayfa
Harper Collins · 208 sayfa
heart
11 kişi
Acaba günümüzde hâlâ bize yanlış öğretilen, doğruluğunu bize anlatan kişi dışında kimsenin emin olamayacağı, herkesin yanlış bilme ihtimalinin olduğu “önemli” -birisinin kendisi hakkındaki bir sır bizi alakadar etmiyor- bir gerçek var mı? Gerçekler, gerçekten saklanabilinen şeyler mi?

Eski zamanlarda yazılmış ve bize ulaşan tarihin doğruluğundan emin miyiz, emin olmak için neler gerekli? Sırf o zamanlar yazılmış diye günümüzde aksini kanıtlayacak bir buluntu ile karşılaşılmadığı taktirde doğru diye anlatılabilinir mi?
...the girl said, 'Is it true that long ago firemen put fired out instead of going to start them?'
'No. Houses have always been fireproof, take my word for it.'

heart
12 kişi
Kitap İncelemesi
4.0/5
Stefan Zweig'ın 3 farklı öyküden [Lyon'da Düğün(1927), İki Yalnız İnsan(1901), Wondrak(Zweig bu öyküyü bitirmemiş, editörler tarafından sonlandırılmıştır.)] oluşan Lyon'da Düğün kitabı hakkında üzerine yorum yapabileceğim pek bir şey bulunmuyor aslında.

Stefan Zweig'ın kolay ve akıcı dili her zaman hoşuma gitmiştir. Her kitabının da öyle olduğunu varsayıyorum kendimce. Şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitabında bu önyargım beni hüsrana uğratmadı. Aynı şekilde bu üç öyküye bakarsak aslında pek de önem taşımayan rastgele öyküler. Hiçbiri 1 yıldan sonra ne aklımda kalacak ne de benim için bir yararı olacak fakat Zweig'ın eserlerini okumayı asla bırakmayacağım. İçindeki öykülerin realistliği ve karakterlerin yazım şekli, kısacık bir öyküde bile karakterler ve olay ile hemen bağ kurduracak düzeyde. Kelimeleri kolay seçimi (bu durum belki de çevirmen ile alakalıdır emin değilim) ve gereksiz betimlemeye yer vermeden direkt olarak olayı anlatması ise akıcılığı kuran asıl unsur olduğunu söyleyebilirim. Metinlerinin çoğunluğu 2. Dünya Savaşı ile bağlantılı ve bunun üzerine yazılmış olsa da 2. Dünya Savaşı hakkında yeterli bilgisi olmayan kişilerin de kitap içerisinde, 2. Dünya Savaşı zamanındaki olayları öğrendiği bir şekilde yazılmış olması da her kitleye hitap eden bir yazar yapıyor kendisini. Benim gözümde -her ne kadar çoğu kişiye aykırı düşünüyor olsam da- Zweig, dünyanın en iyi yazarlarından birisidir.

(Kitap incelemesinden çok Zweig sevdam hakkında oldu bu yazı. Bunun için sizden özür dilerim.)

heart
alkis
8 kişi
Dün sahafta gezerken gözüm Fransızcamı geliştirmek için biraz kaynak aradı ve sonuç olarak “Historia” dergisini almaya karar verdim. Aldıktan sonra derginin üzerine araştırma yaptım.

Historia, 20.yy.ın başında basılmaya başlayan günümüzde de hâlâ varlığını sürdüren bir dergi. Asıl amacı tarih meraklılarına aylık olarak akademik dile girmeden ve sıkmadan tarih anlatmak.

Bu sayıdan bahsetmek gerekirse, dili hakkında yorum yapabilecek kadar Fransızcam yok fakat yazıların çoğunun kısa olması ve içendeki kelimelerin günlük kullanımdaki kelimeler olması az buçuk Fransızca bilen birisinin, dilini geliştirmesi için iyi bir kaynak olabileceğinin kanısındayım.

Derginin kapağında, alt kısımda bu derginin aynı zamanda Belçika, Kanada, İspanya, İtalya ve İsviçre’de satıldığını görebiliyoruz. Başlıklar, o zamandaki insanların merak sardığı konulardan oluşuyor.

Kronenbourg birasının reklamı, dergiyi satın almadan önceki içinde aradığım “vintage” havasını iliklerime kadar hissettiren kısım oldu.
“Güzel anlarını daha iyi yaşaman için”(posterin üstündeki yazı)

Bizim de gazetelerimizde karşılaştığımız, açıklamadan kelime bulma (bu bulmacanın bir ismi var mı bilmiyorum.) bulmacası karşılıyor. Fakat yanılmıyorsam buradaki sorulan soruların hepsinin cevabı bir kelimeden ziyade birer özel isim.

Sonraki sayfada bazı ilistürasyonlar ils beraber Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi’nden bahsediliyor. Eski bir İstanbul fotoğrafı da görebiliriz

Son fotoğrafta ise Marilyn Monroe’nin hayat hikayesine, kariyerine ve şüpheli ölümüne değinilen bir yazının başlangıcı var.

Böyle bir dergiye sahip olmak her ne kadar sadece 50 yıl beni geriye götürse de 50 yılda hem teknolojik olarak hem de toplumsal olarak ne kadar değiştiğimizi fark ettirdi. Ayrıca benim yaşamımı göz önünde bulundurursak ve 80ime kadar yaşyacağımı düşünürsek 50 yıl oldukça fazla bir zaman.
Benim yaşım küçük o yüzden dergi ve gazete kavramlarına fazlasıyla yabancıyım. Pek de eski olmayan bir tarihte, insanların meraklarını bu tarz dergilerden tatmin edebildiklerini düşünmek bana çok garip geliyor. Yani biz bugün merak ettiğimiz bir şeyi internete yazıyoruz. 50 yıl önceki insanlar belki de önceki sayılardaki bir dergiyi karıştıyorlar. Bu bana çok alışılmadık hissettiriyor.

Belki kullanılmış ve eskimiş olmasından belki değindi konulardan belki de sadece eski olmasından bu dergi bana çok farklı ve özel hissettirdi.
heart
shocked
alkis
15 kişi
Yakın zamanlarda yoğun aşk hissettiğimden midir bilinmez, bu duyguyu Jack London’un sarhoşluk olarak tanımlaması çok yerinde ve doğru geliyor. Özellikle aşk ilk başladığında gerçekten de aşıksanız yanlış, saçma karar verebiliyor; İstemsizce doğru olmayan davranışlar sergiliyebiliyoruz. Belki de gerçekten bilincimizi kaybediyor, o kişiden başka hiçbir şey düşünemiyoruz ve sarhoş oluyoruz.

Aynı alıntıdan, aslında dışarıdan bakıldığımızda herkesin kendi bir dünyası olduğu; diğer insanlar tarafından içimizdeki, başkalarına beslediğimiz duyguların onların umrunda olmadığını ve bu duyguları sadece bizim yaşadığımızı gösteriyor. Aslında hiçbirimiz birey olarak kendi başımıza bizi koşulsuz sevenler (aile,eş,dost) dışında umursanmıyoruz. Bunu bilmek bazen insanı güvende hissettirse de bazen de dünyadaki yerimizin aslında ne kadar önemsiz olduğunu yüzümüze çarparak hüsrana uğratıyor.

(Bütün bu yazdıklarımda aslında genelleme yaparak kendimden ve çevremdeki insanlardan gördüğüm hisleri kelimelere döküyorum. Belki de sadece ben bu şekilde düşünüyorumdur ve yorumumu okuyan sizin için her şey farklı işliyordur. Kim bilir?)
Gertrude ve Higginbotham, Martin'in eve sarhoş geldiği konusunda uzlaşmışlardı. Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin, hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
heart
14 kişi
Gigi’nin Momo’ya söylediği bu sözleri çok anlamlı buluyorum. Gigi, kitabın başında fakirdi ve zengin olma hayali kuruyordu. İstediği zenginliğe ulaşınca da artık hayatının bir anlamı kalmadığından bahsediyor bu alıntıda.
Hayatımızda her zaman bir hedefimiz olmalı yoksa hayat sürdürülebilir bir kavram olmaktan çıkar. Bir nihai hedefe ilerlerken hedefin sonunda elde edeceğimiz şey asıl önemli olan unsur değildir hiçbir zaman. O yolda verdiğimiz mücadeledir. Örneğin: Çoğumuz hayatımızda bir kişiye aşık olduğumuzdaki geceleri uyutmayan heyecan duygusuna kapılmışızdır. Fakat o kişiyle gerçekten aramızda romantik ilişki kuruldukça o heyecanımız azalır ve ilk aşık olduğumuz zamandakine göre daha az tutkulu oluruz. Bu da aslında Gigi’nin değindiği konunun günlük hayattaki en basit örneklerindendir.
En azından benim hayata bakışım bu şekilde.
"...Sana şunu söyleyeyim Momo, hayatta en tehlikeli şey, gerçekleşmiş hayallerdir." "..." "Artık hayal edecek hiçbir şeyim kalmadı." "..." "Her şeyden bıktım."
heart
11 kişi
Kitap İncelemesi
3.0/5
Momo eseri yazarın da kitabının sonunda söylediği üzere aslında ona anlatılmış bir çocuk masalının romanlaştırılmış hâlidir. Eser her ne kadar çocuk masalı olarak adlandırılmış olsa da asıl değinilen konu yetişkin insanların hayatının önemli bir parçası olan zaman ve zaman yönetimini ele alıyor. Kitap vermek istediği mesajı açıkça vermiş olsa da teknik açıdan zayıf kalan bir anlatımı var.

Tam tarih verilmemiş olsa da anlatılanlardan yola çıkarak hikayenin, yazarın da yaşadığı dönem olan 20. yüzyılda gelişmiş bir Avrupa ülkesinde geçiyormuş hissi verilmesi amaçlanarak anlatıldığını söyleyebiliriz. Dönemin insanlarına ve normlarına doğrudan eleştiri yapıldığını rahatlıkla fark edebiliyoruz.

Kitabın hikayeyi işleyişi ve temposu akıcılığı ve hikaye bütünlüğünü bozmuş. Ana olay örgüsünün ne olduğunu ancak kitabın yarısına geldiğimizde öğreniyoruz. Kitabın ilk yarısı, sonrasında ana hikayeye katkı sağlamayacak karakterler ve olaylarla dolu. Yazarın buradaki amacının ana karakter Momo'nun ana olay öncesindeki hayatını anlatmak istemiş olduğu bariz fakat bunu yaparken hikaye için anlamsız tekrar eden olaylara yer vermesi akıcılığı bozan asıl unsur olmuş. Kitabın diğer yarısında ise bütün olaylar sanki oraya sıkıştırılmış hissiyatı veriyor. Yazarın bu yüzden tempoyu koruyamadığını düşünüyorum.
heart
6 kişi
Bildirimleri Aç Evet Aç!