Novicius




+1 Eski zamanlarda yazılmış ve bize ulaşan tarihin doğruluğundan emin miyiz, emin olmak için neler gerekli? Sırf o zamanlar yazılmış diye günümüzde aksini kanıtlayacak bir buluntu ile karşılaşılmadığı taktirde doğru diye anlatılabilinir mi?
...the girl said, 'Is it true that long ago firemen put fired out instead of going to start them?''No. Houses have always been fireproof, take my word for it.'
Historia, 20.yy.ın başında basılmaya başlayan günümüzde de hâlâ varlığını sürdüren bir dergi. Asıl amacı tarih meraklılarına aylık olarak akademik dile girmeden ve sıkmadan tarih anlatmak.
Bu sayıdan bahsetmek gerekirse, dili hakkında yorum yapabilecek kadar Fransızcam yok fakat yazıların çoğunun kısa olması ve içendeki kelimelerin günlük kullanımdaki kelimeler olması az buçuk Fransızca bilen birisinin, dilini geliştirmesi için iyi bir kaynak olabileceğinin kanısındayım.
Derginin kapağında, alt kısımda bu derginin aynı zamanda Belçika, Kanada, İspanya, İtalya ve İsviçre’de satıldığını görebiliyoruz. Başlıklar, o zamandaki insanların merak sardığı konulardan oluşuyor.
Kronenbourg birasının reklamı, dergiyi satın almadan önceki içinde aradığım “vintage” havasını iliklerime kadar hissettiren kısım oldu.
“Güzel anlarını daha iyi yaşaman için”(posterin üstündeki yazı)
Bizim de gazetelerimizde karşılaştığımız, açıklamadan kelime bulma (bu bulmacanın bir ismi var mı bilmiyorum.) bulmacası karşılıyor. Fakat yanılmıyorsam buradaki sorulan soruların hepsinin cevabı bir kelimeden ziyade birer özel isim.
Sonraki sayfada bazı ilistürasyonlar ils beraber Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi’nden bahsediliyor. Eski bir İstanbul fotoğrafı da görebiliriz
Son fotoğrafta ise Marilyn Monroe’nin hayat hikayesine, kariyerine ve şüpheli ölümüne değinilen bir yazının başlangıcı var.
Böyle bir dergiye sahip olmak her ne kadar sadece 50 yıl beni geriye götürse de 50 yılda hem teknolojik olarak hem de toplumsal olarak ne kadar değiştiğimizi fark ettirdi. Ayrıca benim yaşamımı göz önünde bulundurursak ve 80ime kadar yaşyacağımı düşünürsek 50 yıl oldukça fazla bir zaman.
Benim yaşım küçük o yüzden dergi ve gazete kavramlarına fazlasıyla yabancıyım. Pek de eski olmayan bir tarihte, insanların meraklarını bu tarz dergilerden tatmin edebildiklerini düşünmek bana çok garip geliyor. Yani biz bugün merak ettiğimiz bir şeyi internete yazıyoruz. 50 yıl önceki insanlar belki de önceki sayılardaki bir dergiyi karıştıyorlar. Bu bana çok alışılmadık hissettiriyor.
Belki kullanılmış ve eskimiş olmasından belki değindi konulardan belki de sadece eski olmasından bu dergi bana çok farklı ve özel hissettirdi.
Aynı alıntıdan, aslında dışarıdan bakıldığımızda herkesin kendi bir dünyası olduğu; diğer insanlar tarafından içimizdeki, başkalarına beslediğimiz duyguların onların umrunda olmadığını ve bu duyguları sadece bizim yaşadığımızı gösteriyor. Aslında hiçbirimiz birey olarak kendi başımıza bizi koşulsuz sevenler (aile,eş,dost) dışında umursanmıyoruz. Bunu bilmek bazen insanı güvende hissettirse de bazen de dünyadaki yerimizin aslında ne kadar önemsiz olduğunu yüzümüze çarparak hüsrana uğratıyor.
(Bütün bu yazdıklarımda aslında genelleme yaparak kendimden ve çevremdeki insanlardan gördüğüm hisleri kelimelere döküyorum. Belki de sadece ben bu şekilde düşünüyorumdur ve yorumumu okuyan sizin için her şey farklı işliyordur. Kim bilir?)
Gertrude ve Higginbotham, Martin'in eve sarhoş geldiği konusunda uzlaşmışlardı. Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin, hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Hayatımızda her zaman bir hedefimiz olmalı yoksa hayat sürdürülebilir bir kavram olmaktan çıkar. Bir nihai hedefe ilerlerken hedefin sonunda elde edeceğimiz şey asıl önemli olan unsur değildir hiçbir zaman. O yolda verdiğimiz mücadeledir. Örneğin: Çoğumuz hayatımızda bir kişiye aşık olduğumuzdaki geceleri uyutmayan heyecan duygusuna kapılmışızdır. Fakat o kişiyle gerçekten aramızda romantik ilişki kuruldukça o heyecanımız azalır ve ilk aşık olduğumuz zamandakine göre daha az tutkulu oluruz. Bu da aslında Gigi’nin değindiği konunun günlük hayattaki en basit örneklerindendir.
En azından benim hayata bakışım bu şekilde.
"...Sana şunu söyleyeyim Momo, hayatta en tehlikeli şey, gerçekleşmiş hayallerdir." "..." "Artık hayal edecek hiçbir şeyim kalmadı." "..." "Her şeyden bıktım."
















