Reşat Nuri Güntekin’in 1930’da yayınladığı Yaprak Dökümü romanı, döneminde yakaladığı okunurluğu bir yüzyıl sonra bile devam ettiriyor. Bu durumun nedeni elbette yalnzca Reşat Nuri’nin edebi yeteneği ve dönemin sosyo-kültürel yapısını iyi yansıtmış olmasından kaynaklı değil, Eserdeki karakterlerin birer dönem aynası olmasının dışında evrensel insana yakınlaşmış olmasıdır. Yayınlandığı dönemin yanı sıra günümüzde dahi eserdeki karakterler bize ayna tutabilir. Bu yazıda da Yaprak Dökümü romanındaki erkek karakterlerin psikolojik katmanına bir bakış atacağız.
Romanın Yapısı
Roman, Karakterizasyon ve olaylar bağlamında tek başına bir trajedi değil, birden fazla katmanı içinde barındıran bir yapıyla karşımıza çıkar. Bu noktada romanı bir çok yönden okuyabiliriz. Bu yönüyle, birbiriyle bağlantılı birkaç psikolojik sürecin iç içe geçtiği bir tablo sunuyor.
Romanın merkezi Ana kahramanımız Ali Rıza Bey üzerinden kurulmuştur, hikayeyi çoğunlukla onun bakış açısından ve ilahi anlatıcıdan okuruz. Ali Rıza Bey’in temsil ettiği konum, hikayenin ana çatışmasını da bizlere verir (eski-yeni, gelenek-modernizm vs.) Bu çatışmalar roman boyunca Ali Rıza bey ve onun neden olduğu olaylar üzerinden ilerler ve çözülür, dolayısıyla asıl dramatik yük Ali Riza Bey ve onun perspektifinde yatar.
Daha hikayenin en başında, Ali Rıza Bey kendini ahlaki değerler sistemiyle tanımlar (dürüstlük, onur, aile bütünlüğü vs.) Ancak bu tanımlar büyük çoğunlukta geleneğe hapsolmuş ve yeni dünyanın bir anti tezi konumundadır. Ali Rıza Bey’in bu tutumu bir noktada yeni olanı algılayamayıştan kaynaklanan korku ve aynı zamanda ait olmadığı bir gerçeklikte kendine bir yer edinme çabasından ibarettir. Bundandır ki, ahlaki tutumları bir yaşam tarzının veya hayat görüşünün ötesinde aynı zamanda bir kimliktir ve bu kimliğin çökmesi ise benliğin çökmesi anlamına gelir. Romanın bütün vakaları Ali Rıza Bey’in aile için verdiği kararlar üzerine kuruludur, uyum sağlayan ve sağlayamayan bireyler ise çatışmaları güçlendirir. Eser bu yönüyle naturalistik bir katman kazanmış olur.
Hikayenin devamında Ali Rıza Bey’in evdeki bütün gücü oğluna devretmesiyle beraberinde ortaya çıkan problemleri izleriz ve bununla birlikte Ali Rıza Bey gittikçe otorite olma özelliğini de kaybeder. Ali Rıza Bey’in gelenek ve modern çatışması ve sonrasında oluşan kimlik aşınması durumu Şevket karakteriyle ortaya çıkar. Evin bütün yükünü oğlunun sırtına yüklemesiyle birlikte biz Ali Rıza Bey’in zihnindeki gerçeklikten kopup asıl gerçekliği görmeye başlarız. Ali Rıza Bey için durumlar ve tutumlar denklemi çalışmaz o daha çok inşa ettiği düşünce ve kimlik dünyasının tüm parçalarını ayakta tutmak üzerine bir gerçeklik inşa etmiştir. Altın Yaprak şirketinden ayrıldığında artık bu yükü devretme kararı alır. Bu durum yalnızca aile veya ev için alınmış bir tutum değil Ali Rıza Bey’in içten içe dik duramayacağını bilmesiyle de alakalıdır.
Yazının diğer kısmında Ali Rıza Bey ve Şevket arasındaki ilişkiyi derinleştireceğiz fakat oraya geçmeden önce şunu söylemek gerekiyor. Roman esasında yoğunlukla politik ve sosyolojik katmanlarla karşımıza çıksa da içinde derin bir psikolojik göz vardır ve bu psikoloji yalnızca değişen bir devlet düzeninin kültüre dolayısıyla bireye yansımasını anlatmaz aynı zamanda insan ve insana dair olanları olabildiğince objektif ve salt bir ifadeyle anlatır. Bu bağlamda Yaprak Dökümü yalnızca ekonomik ya da ailesel bir çöküşü değil, Ali Rıza Bey’in kurduğu ahlaki kimliğin yavaş yavaş çözülmesini anlatır.
Psikolojik Boyut
Mcadams; kişinin kimliğini geçmişi yeniden yapılandırarak ve geleceği hayal ederek oluşturduğu içselleştirilmiş hayat hikayesini “kişisel mit” olarak tanımladığı olgu anlatı kimliği (narrative identity) olarak adlandırır. Kişinin kendine dair oluşturduğu anlatılar benliğinin zaman içinde tutarlı olmasını sağlar, kişiler kişisel mitlerinde kendilerini farklı rollere sokarlar. Ali Rıza Bey de “Ben dürüst ve onurlu bir adamım, ailem de bu değerleri taşıyacak.” anlatısını oluşturur. Bu anlatı sarsılmaya başlamadan önce Ali Rıza Bey karakter olarak ve verdiği tepkiler bakımından sağlamdır çünkü kim olduğunun farkındadır.
Roman boyunca yaşanan olaylar bu kimliği aşındırır. Çocukları birer birer o değerlerin dışına çıktıkça, maddi düzen bozuldukça, otorite figürü olarak tutunduğu zemin sarsılır ve nihayetinde tahtını oğluna devreder. Bu eylemi gerçekleştirirken onun kendisinden daha üstün olduğunun bilincindedir. Altın Yaprak Anonim Şirketinde yaşadığı olay ona “Artık bu düzende benim gibilere yer yok” Farkındalığını kazandır. O da bu düzene uyum sağlayabilecek ve güvenebileceği tek kişi olan oğlunu kendi yerine koyar. Fakat Şevket ona yüklenen bu sorumluluğu zorla ilerletmeye çalışsa da en nihayetinde kaldıramaz ve altında ezilir.
Helm Stierlin’in Separating Parents and Adolescents (1974) çalışmasında bu tür bir durum delegasyon kavramı ile açıklanır. Ebeveynler çocuklarına bilinçsizce bir “görev” devreder. Tamamlayamadıkları bir misyonu, taşımak istedikleri bir kimliği, arzularını ve hırslarını… Ali Rıza Bey’in, Şevket’e yaptığı şey tam da budur. Stierlin’e göre delegasyonun başarısız olmasının iki ucu vardır: çocuk görevi tamamen reddeder (ayrılık) ya da altında ezilir (bağımlılık). Şevket içselleştirmeye çalıştığı kimliğin altında ezilmeye başlar. Murray Bowen’ın benliğin farklılaşması kavramı tam da burada devreye girer. Bowen’a göre sağlıklı bir birey ailesinin duygusal yükü ile kendi benliğini ayırt edebilir. Ailenin beklentisi ile kendi istekleri arasına bir çizgi çeker. Şevket’in bu ayrımı kuramadığını görürüz. Tüm bu gerçeklikler dışında Şevket’in de öznel idealleri vardır. (Ferhunde ile ilişkisi, mimar olmak isteyişi vs.) ancak bu arzular babasının ona yüklediği kimlikle uyuşmaz. Roman boyunca Şevket de tıpkı babası gibi değerlere bağlı olarak gözükür ama aslında bu değerler kazanılmış değil devralınmış değerlerdir. Şevket Kendi bedenine bol gelen bir gömleği giymiş olur. Tüm bunlara rağmen, babasından devraldığı değerlerden ayrışamamasının nedeni, değerlerin reddinin bir ihanet olarak algılanmasıdır. Böylece yaptığı fedakarlığı sürdürmeye devam etmenin ve aynı zamanda arzularının peşinden gitmenin bedelini öder. Ne kendi kimliğini kurabilir ne de babasınınkini taşıyabilir. En sonunda da evi o da kurtaramaz. Ali Rıza Bey’in ise sorunu sadece çocuklarının değişmesi değil, kendini tek bir kimliğe hapsetmesidir. Geleneksel ve eski ahlakın temsilcisi Ali Rıza Bey modernleşen topluma uyum sağlayamaz hale gelir. Çünkü ne elindeki tek kimlikten vazgeçmek ister ne de yaşadığı hayattan. Ama ikisi aynı anda yürüyemez. Romanın sonunda ne benimsediği kimlik, ne kişisel anlatısı ne de çocukları kalır. Hayat onu değişime uğratır ancak değişmek yanlış olduğunu kabul etmek anlamına gelir ve bu zaten çöken bir kimlik için çok ağır bir yüktür.
Bitirirken
Yaprak Dökümü romanı şüphesiz edebiyatımızın önemli romanlarından biridir. Reşat Nuri bu romanda yalnızca belirli bir düşüncenin veya değişimin iç dinamiklerini sorgulamaz. Aynı zamanda birey davranışları üzerinden de bir sorgulamaya girer. Edebiyat-ı Cedidecilerden aldığı “Psikolojik Edebiyat” mirasını bir adım üste çıkararak yalnızca olaylar karşısında tepki veren karakterleri değil bu tepkilerin kültürel, politik ve sosyolojik köklerine de inmeye çalışır ve sonunda karşımıza bir çok farklı yönden okunabilecek ve bakış getirilebilecek bir roman çıkarmış olur.
Kaynakça
McAdams, D. P. (1993). The Stories We Live By: Personal Myths and the Making of the Self. New York: William Morrow.
Stierlin, H. (1974). Separating Parents and Adolescents: A Perspective on Running Away, Schizophrenia, and Waywardness. New York: Quadrangle.
Bowen, M. (1978). Family Therapy in Clinical Practice. New York: Jason Aronson.
McAdams, D. P. (2001). The psychology of life stories. Review of General Psychology, 5(2), 100–122.








Çok faydalı bir çözümleme olmuş eline sağlık.
Çok teşekkür ederimmm
Çok güzel bir yazı, elinize sağlık.
”Şevket …. Böylece yaptığı fedakarlığı sürdürmeye devam etmenin ve aynı zamanda arzularının peşinden gitmenin bedelini öder. Ne kendi kimliğini kurabilir ne de babasınınkini taşıyabilir. En sonunda da evi o da kurtaramaz.”
Sadece evi kurtaramamakla kalmaz, kendini o kimliksizliğe hapseder diyebilir miyiz? Hapishaneyi de yazar boşuna koymamıştır kurgunun içine diye düşünüyorum. Hapisten çıksa bile artık gerçek kimliğini ömür boyu bulamayacağını, bunun için geç kalındığını söyleyebilir miyiz?
Çok güzel olmuş,kalemine sağlık diva
Ellerinize sağlık