Yüce Kanka
@yucekanka
13 Takip17 Takipçi
3,5K Puan
"Discipulus"Discipulus
JahodaSinan_tekindavutsakalliIsimsiz YokkisiOguzhanbaharTomris +11
bakın arkadaşlar: o kadar kitap okuyoruz, kitap biçimine getirilmemiş yığınla kurgusal veya kurgu dışı yazı gövdeleri okuyoruz, yeterli olduğumuz ölçüde de kurgusal veya kurgu dışı yazı gövdeleri yazıyoruz. bunlar, deminden şimdiye gelmemizi anlamlandırmak için yaptığımız şeyler. ||||| kuzey ışıklarının altında amon amarth ile dedem korkut der ki her şey biter sen mi kaldın bir yalnız. ben de bu yayladan hey dost şaha giderim. hepsine hard rock hallelujah. ||||| yirmilerimdeyken, koştum durdum izler peşinde, alemlerden alem içinde, hallerim hareketin içindeydi. yirmilerimi bitirdim. yük kalktı omuzumdan, tam da gün aldım otuzumdan. neyse işte, istanbul'da yaşamıyorum, akdeniz kıyısındayım, hava da iyice ısındı. bazen esiyor. her şeye rağmen hard rock hallelujah. ||||| on dokuz mayıs bin dokuz yüz on dokuz |||||
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Ocu musun bucu musun diye diye Cenker’e en sonunda upuzun siyasi bir manifesto yazdıracaklar. oturduğum yerde ben bile dellendim :d
heart
5 kişi
∙
Başka diyarları gezip görme isteği aslında bulunduğun fizikî ve toplumsal konumu sorgulama girişimidir. Sorgulamanın başarılacağının da güvencesi yoktur. Gezmedik bölge, örneğini duymadık dil ailesi bırakmayan, fakat salt gezmiş olmak için gezdiklerinden ötürü hâlâ daha gittiği hiçbir yerin toplumsal yapısını, coğrafyasını doğru dürüst tanımayan, yalnızca sınır değiştirmeyi gelişmiş insan olmak sanan on binlerce insan var ve bunların bu kadar gezmelerinin tek nedeni herkesin diyar diyar gezme isteğiyle dolup taşmasının çağdaş insan olmanın zorıunluluğu olarak dayatılması. Ülke sınırları ve hava limanları aşmanın gezginlik olmadığını biri onlara söylemiştir elbette fakat onların amacı yalnızca “skor” olduğu için tınmamışlardır. Bunların sorguladığı şeyler en fazla bilet fiyatlarıdır, belki de kendi ulaşımlarını zorlaştıran üç beş insan tipidir. Bunlar öyle çok bir şey sorgulamaz. Dahası, senin benim yaşadığımız vize sorunları, hukuk sorunları, yaşam standartları bunların umurlarında değildir. Kendi yolculukları engellenirse anca o zaman duyar kasarlar. Fizikî konumlarını, toplumsal konumlarını sorgulayacak ölçüde tanımış değillerdir. Onlar yalnızca görgülü insan niteliği edinmek için görgüsüz ve görüşsüzce diyar diyar gezip dururlar.

İyimser olmayan bir gözle bakılacak olursa; tüccar değilse ya da evi bucağı yakılıp yıkılmamışsa ya da resmî bir görevi yoksa kimse hiçbir diyarı gezip görmek zorunda değildir. Yerinde oturup tüm yaşamını tek bir bölgede sürdüren, başka ülkelere gidip görmeyen biri; salt yol yorgunluklarıyla ve gün algısı örseleriyle (jet lag’lerle) ömür geçiren birinden daha sığ değildir. Başka diyarlardan gelen insanlardan nice duyumlar edinmiştir, onların diyarlarını oralara uğramadan tanımıştır, bulunduğu fizikî konumla oraları karşılaştırmıştır, oradaki toplumla kendi toplumunu düşüntülemiştir, türlü türlü vargılara varmıştır. Sorgulamıştır. Öteki ise o sırada böyle bir bilgi birikimi elde etmeden yalnızca servet saçmıştır; üstelik her yere bir kez gitmeyi yeterli görmüştür.

Gerçek gezginler ise başka diyarları tek bir kez gezmenin yeterli olmayacağını bilir. Uğradıkları yere belirsiz aralıklarla birkaç kez daha uğramak, oraların iyileşimini ya da kötüleşimini gözlemlemek, bunun üzerine sorgulama yapmak, düşünmek, kendi ülkelerindeki fizikî konumları ve toplumsal yapıyı başka bakış açılarıyla irdelemek; kısacası “dünyâyı tanıdım” demek anca bunların hakkıdır.

Tabii bir de herkesin bu tür sorgulamalara girişmesini üstün insan olmanın bir zorunluluğu olarak dayatmak da âdil değildir. Daha yansız bakılacak olursa hiç kimse başka diyarları tanıyıp tanımak dünyâyı sorgulamak zorunda değildir. Her insanın dümdüz yaşayıp gitme hakkı vardır.
∙
heart
2 kişi
Belirsiz yollara girdik fakat bu yollara uğrayacağımız önceden de belliydi.
heart
1 kişi
∙
heart
3 kişi
Kitap İncelemesi
5.0/5
Okurken asla bitmesini istemediğim, gotik edebiyatın ve romantizm akımının en görkemli örneklerinden biri olan bu eser, benim için sadece bir canavar hikayesi değil; iki farklı ruhun dünyayı nasıl gördüğüne dair yazılmış büyüleyici bir sanat metni. Mary Shelley'nin yirmili yaşlarının başında, kendi kaybettiği bebeklerinin acısıyla ve o dönemin elektrikle cesetleri canlandırma (galvanizm) deneylerinin yarattığı atmosferle kaleme aldığı bu hikaye, onun eşinden bile daha dahi bir yazar olduğunu kanıtlıyor. Shelley'nin estetik dili öylesine mest edici ki, doğayı sadece bir manzara olarak betimlemekle kalmıyor; kelimeleri özenle seçerek kar fırtınalarını bile birer sanat eserine dönüştürüyor. Kitapta, hırsları uğruna yarattığı şeyin estetiğinden iğrenip onu terk eden, sorumluluk almaktan kaçan bencil yaratıcı Victor ile sevgisiz kaldığı için canavarlaşan, toplumun dışladığı "Yaratık" arasındaki derin varoluşsal çatışmayı okuyoruz. Aslında kaba bir canavar değil, dil öğrenmeye çalışan zarif bir entelektüel olan Yaratık; Victor'un kibrinden ördüğü duvarların ve anlaşılamama korkusunun aksine, anlaşılmak ve sevilmek için çırpınan masum bir yalnızlığı temsil ediyor. Walton, Victor ve Yaratık üzerinden kurulan üç katmanlı anlatım, okuru bir röntgenci konumundan çıkarıp ifşa edilen sırlara tanıklık eden bir dinleyiciye dönüştürüyor. Yaratık için bilgi bir aydınlanma değil, kendi karanlığının ve yalnızlığının ne kadar derin olduğunu gösteren bir işkence aletiyken; kitabın sonunda her şeyini kaybeden bu iki zıt karakter, Kuzey Kutbu'nda birbirine mahkum iki yalnız olarak, aslında hayatta kalan tek tanıdıklarına tutunuyorlar. İngiliz gotik edebiyatında, kendi kaderini çizen ve bağımsızlık fikirlerini aşılayan Türk karakter Safiye gibi güçlü bir figüre yer vermesi bile, Shelley'nin ne kadar geniş ve cesur bir vizyona sahip olduğunu gösteriyor.
heart
11 kişi
∙
heart
2 kişi
İlk bakışta sıcak ve sakin bir aile romanı gibi görünse de, metnin altında kadınlık, sınıf, emek ve iyi bir hayatın ne olduğu üzerine dönemin sınırları içinde oldukça dikkat çekici bir tartışma vardı. March kardeşlerin birbirinden farklı arzuları da kadınları tek bir yaşam idealine indirgemeyen önemli bir alan açıyordu. Yer yer didaktikleşmesine ve bazı anlatısal tercihlerine mesafeli kalmama rağmen, özellikle gündelik hayatın içinden kurduğu bu büyüme anlatısını oldukça sevdim. Günün sonunda, bu incilvari didaktik tavrı da işin tadı tuzu olarak kalıyor. Ama yine de, döneminin ahlaki çerçevesini taşısa da alt metni bakımından düşündüğümden daha katmanlı bir romandı. hoş bir deneyimdi diyebilirim. Bir sonbahar aşığı olarak özellikle atmosferini beğendim. Üzerine filmi de iyi gider
Okudumolarak işaretledi.
Küçük Kadınlar
Küçük Kadınlar
Louisa May Alcott
4/5 puan verdi
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Cevdet Serbest · 328 sayfa
heart
18 kişi
∙
heart
3 kişi
‘Fantastik’ bir kitap bu. Çılgın bir kitap. Delilik konusunda ulyssesi sollar-geçer nitelikte. Gerçi aralarında muhtemelen welles kaosu-fellini kaosu dinamiği kurulur. Yani kısacası farklı kulvarlarda yarışırlar diyelim. Nabokov’un bu romana 20. yyın en iyi 4 nesrinden biri demesiyle tesadüf eseri karşılaştım (spesifik olmak gerekirse: ulysses ve dönüşümün arkasında, kayıp zamanın izindenin hemen önünde). İlgimi çekmişti. Benim yaş aralığımdakilerde sık gözüktüğü üzre, neymiş, neyin nesiymiş bu roman diye yapay zekaya sormuştum. Hayrete kapılmıştım, zira dedikleri ipe sapa gelmez şeylerdi. (Neler dediğini buraya yazmayacağım, merak edenler gidip bizzat yapay zekaya sorabilir.) ‘Çevrilemez’ eserlerden olduğunu tahmin etmişsinizdir muhtemelen. Ben de türkçeye çevrilmemişitr, çevrildiyse de rezil bir çeviridir diye düşünmüştüm, şu an hatırlayamadığım birkaç şey daha ekleyip prompt’u atmıştım yapay zekaya. (Gerçi ingilizceye ‘mükellef’ bir çevirisi yapılmış, her türlü oradan okuyabilirdim ama a) pahalıydı, b) çok pahalıydı, c) çok pahalıydı ve istemedim. Gözüm mü korkmuştu? Olabilir.) Cevabı şaşırtmıştı. İlk olarak 2005 yılında, Sabri Gürses’in çevirisiyle everest’ten basılmış, bir daha basmamışlar, geçtiğimiz yıl ise şaşırtıcı bir şekilde 2 farklı yayınevi tarafından yeniden basılmış. Birisi Sabri Gürses’in çevirisi, İletişimden basılmış bu sefer. Onun çevirisinden okudum, öbürü hakkında bir bilgim yok. Kitabı aldığım zaman, neden bilmiyorum ama ilk 1 ay elim değmemişti. Nihayetinde, yazın başlarında olması lazım, okudum. Yalan olmasın, ne olduğunu anlamadığım bir hayli fazla kısım var. Okurken zorluyor. Fakat hiç sıkmadı. Daha önce hiç görmediğim bir yazı stili var kitabın, ki bu kitaptan sonra aynı yazar tarafından yazılmış ve farklı bir çevirmen tarafından çevrilmiş ‘gümüş güvercn’ isimli kitabı da okudum, orada da bulamadım o stili; yazarımız mı değiştirmiş üslubunu (not: yazarın gerçek ismi ‘belıy’ değil. Eserlerini yayınladığı takma bir isim bu. Rusça (белый) beyaz demek (kısa bir dipnot: yazarın ismi normalde “Belıy”, siteye ise “Beliy” şeklinde girilmiş; ы harfi ı’ya veya ıy’a tekabül ediyor). Yazar —kısaca—sembolist, yani bu ismi seçmesinde bir takım sembolik anlamların öncü olmuş olması olası), yoksa o çevirmen Sabri Gürses kadar güzel çevirememiş mi emin değilim, size kalmış, lakin 2. ihtimali daha muhtemel buluyorum. Tabii bir de, olmazsa olmazımız, şehrin karaktere dönüşmesi, hatta direkt ana karakter olması mevzuu var. Üstelik Dublin gibi kıçıkırık bir şehir değil bu kitaptaki ana karakter; yüzyıllar önce bir bataklığın üstüne, deli petronun emriyle, Rusya’nın batı’ya entegre olması için kurulmuş (Puşkin’in ifadesiyle “Avrupa’ya açılan pencere” — “Окно в Европу”), yapımında onbinlerce (eski Avrupalı tarihçilere göre yüzbinlerce) köylünün telef olduğu, tarih boyunca resmi ve gayriresmi pek çok şekilde hitap edilmiş, geometrik bir mimaryle inşası yapılmış bir şehir. Ayrıca, kitabın, daha iyi incelemek için bir kere daha okumam gereken, ne olduğunu henüz tam olarak kestiremediğim çok ilginç bir anlatım tekniği var (bu arada, bu konu hakkında yazılmış esaslı bir yazı, makale falan biliyorsanız yorumlar kısmından veya bana özelden atın lütfen, keyifle okurum); profesyonel edebiyatçıların özellikle ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Atmosfer tabii ki, tüm bu saydıklarımdan sonra kaçınılmaz sayılır, muazzam. Şehir sisli. Hasılıkelam etkileyici bir kitap.
Okudumolarak işaretledi.
Petersburg
Petersburg
Andrey Beliy
5/5 puan verdi
İletişim Yayınları · Çev. Sabri Gürses · 590 sayfa
heart
12 kişi
∙
heart
2 kişi
Almayı düşünmüyordum ancak almamakta haklı olduğumu bu değerlendirme yorumu sayesinde anladım.

6B sınıfından Berkecan’ın Whatsapp grubunda arkadaşlarına “öyle çeyler yazıçam ki dehşet şeyler anlatıçam goruceksiniz kanınız donucak vahşet romanı yazıçam okurken miydeniz bulanıcak korkarak okuyçaksınız hıh” diye inatlaşıp yazdığı bir romana benziyor. Kitabın yazarı onun yerine birkaç gün Mayhem, Burzum, Slipknot falan dinlese bence daha kaliteli bir şey ortaya çıkarabilirmiş.

Çıkar çıkmaz popülerleşen kitapların abartıldığı kadar olmadığını daha önce deneyimlemiştim. Çavdar Tarlasında Rönesans en büyük hayal kırıklıklarımdan biriydi. Eğer alsaydım Kan Meridyeni de öyle bir hayal kırıklığı olacakmış.

Şöyle garip bencileyin.
İlk 150 sayfası ne kadar çektiyse beni sonrası da bir o kadar sıktı. O kadar heyecanla okumuştum ki ilk bölümleri, “galiba bu benim westernim” bile demiştim ama yok. Şimdi bir noktada dürüst olmak gerek, çoğumuz bu romanı Portal’ın videosundan öğrendik. Ben kendim adına konuşacak olursam elbette ağır bir metinle karşı karşıya olduğumu biliyordum. Hala okumamışlar için söyleyeyim, bu roman o videoyu izleyince kafanızda canlanan şey değil dostlar. Belki kızacaksınız ama bu roman niçin bu kadar rağbet görüyor hiç anlam veremedim. Paragraflar boyu kan ve kum dışında hiç bir şey anlatmayan, tekrarlı ve gereksiz fazla şairane betimlemelerle dolu, ilgi çekiciliğini içeriğinin rahatsız ediciliğinden alan bir yapıt bu. Bir köye girilir, katliam yapılır, deriler yüzülür, iç organlar çıkarılır ve yine gereksiz betimlemelerle dolu bir başka at yolculuğuna çıkılır. Romanın anlatmak istediği şeyin farkındayım, ağır olması da bilinçli bir tercih ama bana gitmedi dostlar. Aman aman western aşığıysanız bir bakın derim ama bu haliyle bu roman oldukça dağınık, finalinin veya taşıdığı fikrin ağırlığını içeriğine yedirememiş ortaya karışık bir yapı.
Okudumolarak işaretledi.
Kan meridyeni
Kan meridyeni
Cormac McCharty
1/5 puan verdi
İthaki Yayınları · Çev. Begüm Kovulmaz · 400 sayfa
heart
shocked
10 kişi
∙
heart
1 kişi
Yazarın anti sovyet komünist olduğunu okuduğumda kafamda şekillenen romanın daha iyi ve anlaşılmazı. Platonov çoğu cümlesinde bireyselden universale bir akış kullanıyor. “X kişisi baktı, uzanan dağların ardından doğan güneşe” gibi. Bu da bir noktada kendimi yalnız, herkese yabancı hissettirdi. Sevdim.
Okudumolarak işaretledi.
Çukur
Çukur
Andrey Platonov
4/5 puan verdi
Metis Yayınları · Çev. Günay Çetao Kızılırmak · 168 sayfa
heart
14 kişi
∙
İŞ ÇEVİRMENDE BİTİYOR

İyi iş çıkaran çevirmenleri paylaşıyorum. Katılmak isteyen yorumlara yazıversin, nasiplenelim.

Sabri Gürses – Bulgakov
Fuat Sevimay – Joyce, Melville
Levent Cinemre- London
Behçet Necatigil – Hesse – Sadık Hidayet
Kamuran Şipal – Hesse
Tomris Uyar- Woolf
Mazlum Beyhan- Gogol, Dostoyevski
Eren Yücesay Cendey- Calvino
Avi Pardo – Fante
İlknur Özdemir- Judith Hermann
Sezer Duru- Thomas Bernhard
heart
13 kişi
∙
Lovecraft, ilk klasmanda bulunan örneklerden bahsederken “günah sanatını icra edenler” gibi bir tanım kullanmış, üstüne de Baudelaire’ı örnek vermiş.
Gustave Flaubert, The Temptation of St Anthony gibi şiirsel fantazi cümbüşleriyle Gautier'nin izinden maharetle gider, bir ara kuvvetli bir gerçekçi meyile kapılmış olsa da dehşet kumaşının baş dokumacısı olarak görülebilir. Sonradan akımın bölündüğünü görüyoruz; bir yanda kasvetli ilgileri doğaüstü yerine insan düşüncesindeki anormalliklere yoğunlaşan Sembolist ve dekadan ekollerin garip şairleri ve fantazi sanatçıları, diğer yanda gerilimi, doğrudan kozmik gerçekdışılığın gece gibi karanlık kuyularından çekip çıkarak üstat öykü anlatıcıları.
heart
8 kişi
∙
heart
1 kişi