Yaşam Sarak
@yasamsarak
6 Takip6 Takipçi
1,9K Puan
"Novicius"Novicius
RomanistgorkemsezginBahabieIsimsiz YokkisimeowHenry Chinaski
2D illüstratör ve animatör. Bolca hayal kuruyor ve o hayalleri çiziyorum. Burası; okuduğum kitaplardan geriye kalanları gelecekteki çizimlerime malzeme yapmak üzere biriktirdiğim ilham panom. Kendime notlar, görsel taslaklar ve bolca atmosfer.
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Yıldız Gezgini’nde daha 33. sayfadayken inanılmaz bir detayla karşılaştım! Jack London’ın bu eserini okurken karakterin yaşadığı ağır hapishane koşulları dikkatimi çekti ve kitabın esin kaynağı olan Ed Morrell’i biraz araştırmak istedim. Karşıma muazzam bir birincil kaynak çıktı. Görseldeki kitap, romandaki ana karaktere ilham veren eski San Quentin mahkumu Ed Morrell’in bizzat kaleme aldığı otobiyografisi: “The Twenty Fifth Man” (Yirmi Beşinci Adam). (İsmi de dönemin acımasız demiryolu şirketlerine karşı isyan eden 25 kişilik öncü bir çetenin hayatta kalan son üyesi olmasından geliyormuş.) Morrell hapisten çıktıktan sonra yaşadığı akılalmaz hayatta kalma mücadelesini Jack London’a anlatmış ve bu roman o gerçek anılar üzerine inşa edilmiş. Eser, internet arşivinde yazarın 1924 tarihli kendi imzasıyla açık erişimde duruyor. İlgilenenler veya İngilizce orijinaline göz atmak isteyenler, arama motoruna ‘The Twenty-Fifth Man Ed Morrell’ yazarak eserin orijinaline açık erişimle ulaşabilirler.

Aranızda Yıldız Gezgini’ni okuyanlar var mı? Zihin beden çatışması size ne hissettirmişti?
yasamsarak 1789683982
heart
11 kişi
∙
Stefan Zweig’ın Satranç eserini David Sala’nın çizimleriyle okumak muazzam bir deneyim. Çizgi romanın tamamı ince bir el işçiliğinin ürünü ve olağanüstü, kendine has bir görsel tarza sahip. Eklediğim sayfalara bakarsanız fırça darbelerindeki büyük uğraşı direkt görebilirsiniz. Kitabın sevenleri bu eşsiz yoruma mutlaka göz atmalı.
heart
14 kişi
∙
Jack London’dan devam ediyorum.
Okuyorumolarak işaretledi.
Yıldız Gezgini
Yıldız Gezgini
Jack London
1. sayfada%0 · 344 sayfa
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Fadime Kahya · 344 sayfa
heart
5 kişi
∙
Kitap İncelemesi
Kitabın orijinal İngilizce adı An Odyssey of the North (Kuzey'in Odysseia'sı) Jack London, bu eseri kurgularken doğrudan Homeros'un Odysseia destanına bilinçli bir gönderme yapıyor, hikayenin iskeletini bunun üzerine inşa ediyor. Kitabın ilk sayfaları bana karmaşık geldiği için incelemeleri okudum ve öykünün genelde London'ın klasik "doğa-insan mücadelesi" veya "kuzeyin zorlukları" temaları üzerinden yüzeysel okunduğunu gördüm. Bu yüzden metnin arka planında belirgin olan destan paralelliklerine değinmek istiyorum. Odyssey kelimesi "uzun, maceralı ve çileli yolculuk" anlamında kullanılır. Homeros'un destanında Odysseus'un Truva savaşından evine dönmesi yıllar sürer ve dünyayı dolaşır. Hikayedeki Aleut yerlisi Naass da düğün gününde kaçırılan karısı Unga'yı bulmak için okyanusları ve kıtaları aşarak yıllarca süren, sınırları zorlayan destansı bir dünya turuna çıkar. Bu onun kendi Odysseia'sıdır. Odysseus yurduna döndüğünde, yıllarca karısı Penelope'yi rahatsız eden taliplerden kanlı bir intikam alır. Naass da hayatını, karısını çalan Axel Gunderson'ı yok etmeye adar ve onu Kuzey'in buzlu cehennemine zekice bir psikolojik ve fiziksel tuzağa çekerek açlığa sürükler. Jack London antik destanı alır ama ona kendi karanlı natüralist imzasını atar. Odysseus'un karısı Penelope yıllarca kocasını sadakatle bekler ve mutlu sona ulaşır. Fakat London'ın hikayesinde Naass'ın karısı Unga, zamanla kendisini kaçıran Gunderson'a aşık olmuştur. Naass büyük intikamını alıp rakibini öldürse de, Unga onunla yurduna dönmeyi reddeder ve sevdiği adamın cesedi başında donarak ölmeyi seçer. London'ın kurgusunda kuzeyin Odysseus'u (Naass) düşmanını alt etse bile, destanın aksine elinde koca bir hiçlikle kalır. Öykünün ilk sayfalarının karmaşık gelme sebebi çerçeve öykü tekniğinden kaynaklı diye düşünüyorum. Hikaye doğrudan Naass ile başlamıyor, London okuyucuyu önce Malemute Kid'in kulübesine yani şimdiki zamana götürüyor. Hikaye içinde hikaye anlatılıyor. Naass bu sert ortama dışarıdan dahil olan gizemli bir yabancı ve asıl destan (yani onun geçmişi) çok sonra, şömine başında anlatılmaya başlanıyor. Bu ilk sayfalar, asıl hikayenin oynayacağı sahneyi kurmak için. Ayrıca her ne kadar Levent Cinemre'nin çevirilerini çok sevsem bile, bu kitabın ilk sayfalarındaki ağır Klondike argosunun ve döneme ait yerel terimlerin Türkçeye aktarımında metnin doğal akıcılığını ister istemez sekteye uğrattığını hissettim. Kitaba dair verebileceğim en önemli tavsiye, okumaya başlamadan önce 1890'ların sonundaki Klondike Altın Hücumu dönemi hakkında ufak bir ön araştırma yapmanız. Çevirmenin notları metni aydınlatsa da, Kanada ve Alaska sınırında insanların altın uğruna doğayla ve birbirleriyle nasıl vahşi bir mücadeleye girdiğini bilmek hikayenin içine girmenizi daha çok kolaylaştıracaktır. Son olarak Jack London'ın da bu bölgeye bizzat gittiğinden bahsetmek istiyorum. 1897 yılında, 21 yaşındayken Klondike Altın Hücumuna katılarak Kanada'nın Yukon bölgesine seyahat etti. Orada yaklaşık bir yıl kaldı. Tıpkı öykülerindeki karakterler gibi o dondurucu kışı derme çatma bir kulübede, dünyanın dört bir yanından gelen diğer madenciler ve maceraperestlerle bir arada geçirdi. Bu zorlu macerada altın bulup zengin olamadı. Aksine, eksi elli dereceleri gören soğuklar ve taze gıda eksikliği yüzünden iskorbüt hastalığına yakalandı, dişlerini kaybetti ve bacağında oluşan hasardan dolayı tedavi amacıyla memleketine dönmek zorunda kaldı. Ancak oradan altından çok daha değerli bir şeyle döndü: Bir Kuzey Macerası, Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı gibi başyapıtlarını yazmasını sağlayan doğrudan, sert ve travmatik gözlemlerle.
heart
6 kişi
∙
Okudumolarak işaretledi.
Bir Kuzey Macerası
Bir Kuzey Macerası
Jack London
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Levent Cinemre · 44 sayfa
heart
5 kişi
∙
Okuyorumolarak işaretledi.
Bir Kuzey Macerası
Bir Kuzey Macerası
Jack London
1. sayfada%2 · 44 sayfa
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Levent Cinemre · 44 sayfa
heart
12 kişi
∙
Paulo Coelho’nun mistisizm perdesi arkasına saklanmış didaktik bir kişisel gelişim manifestosu yazdığını anlamak aslında ilk sayfalarda gerçekleşiyor; ancak benim bu metne katlanabilme ve tahammül etme sınırım tam 69 sayfa sürdü. Yazar, kurguya doğrudan bir İncil ayeti ve Narkissos mitiyle girerek, okura felsefi bir parmak sallamaya çalışıyor ama bana kalırsa felsefi bir parmak sallamayı bile beceremiyor çünkü metnin kendi içinde tutarlı bir derinliği veya entelektüel bir ağırlığı yok.

​Evren inşası temelde hiçbir iç mantığı olmayan kaotik bir kavram çorbasından ibaret. İlk sayfalarda Hristiyan teolojisinden ve Tevrat’taki Kral Melkisedek’ten, kurgusal atmosferi yerle bir eden absürt bir patlamış mısırcıya, oradan da aniden Tanca’daki İslami mistisizme atlıyoruz. Yazar kendi ayakları üzerinde duran tutarlı bir evren yaratmak yerine; içi boş bir kurguya yapay bir kutsallık katmak için İncil, Tevrat ve Kuran’dan aldığı referansları adeta bir koltuk değneği gibi kullanıyor.

​Peki edebi bir iskeleti bile olmayan bu kitap neden bu kadar çok seviliyor? Çünkü metin, okura sadece duymak istediklerini veriyor. Hayatın içinde her zaman griler, belirsizlikler ve karmaşalar varken; bu kitap yorgun modern insana evrenin sadece onun hayallerini gerçekleştirmek için çalıştığını söyleyerek egosunu okşayan sahte bir teselli sunuyor. O kadar jenerik ve içi boş aforizmalarla dolu ki, metin adeta ucuz dergilerdeki günlük burç yorumları gibi çalışıyor.

​”Kalbinin sesini dinle” gibi yuvarlak lafları herkes kendi derdine uyarlayıp, kitabın tam olarak kendisini anlattığı o klasik astroloji yanılgısına düşüyor. Simyacı hiçbir zihinsel çaba talep etmeyen hızlı tüketimlik yapay bir felsefe hapı işlevi görüyor. Ayrıca varoluşu tamamen işaretleri okumaya bağladığı için okuru rasyonel çabadan, başarısızlığın gerçek nedenleriyle yüzleşmekten kurtarıp sorumluluktan kaçırıyor.

​Aslında Coelho’nun bu yapısal yüzeyselliğiyle ilk karşılaşmam değil. Daha önce Veronika Ölmek İstiyor kitabını da okumuş; intihar, delilik ve varoluşsal kriz gibi sarsıcı, ağır temaların nasıl zorlama bir “hayatı sev” pozitifliğine, içi boş bir kişisel gelişim sosuna bulandığını görerek aynı hayal kırıklığını yaşamıştım. Her iki kitap da gösteriyor ki; yazarın elindeki konu veya atmosfer ne olursa olsun, sonuç her zaman aynı yapay iyimserlik ve didaktik tavır oluyor.

​Nihayetinde, yazarın yere göğe sığdıramadığı kişisel menkıbe kavramı, insan karmaşıklığını yok sayan sığ bir illüzyon. Sahte bir iyimserlikle uyuşturan bir metne katlanmak için hayat gerçekten çok kısa. Paulo Coelho, benim için bir daha asla okunmayacak ve şans verilmeyecek yazarlar rafına kesin olarak kalkmıştır.
Yarım Bıraktımolarak işaretledi.
Simyacı
Simyacı
Paulo Coelho
Can Yayınları · Çev. Özdemir İnce · 188 sayfa
heart
alkis
10 kişi
∙
Efsuncu Baba’dan hemen sonra Simyacı’ya geçmek bana ciddi bir edebi travma yaşatıyor şu an 😀 Gürpınar daha az önce koca bir romanda ‘hurafelere, işaretlere inanıp define peşinde koşmayın, aklınızı kullanın’ diye yırtınırken; Coelho şimdi beni karşına almış ‘evrenin işaretlerini oku, çölde define ara’ diye vaaz veriyor. Gürpınar yaşasa, Santiago’yu kesin ipekçi dükkanına çırak verirdi.
Okuyorumolarak işaretledi.
Simyacı
Simyacı
Paulo Coelho
49. sayfada%26 · 188 sayfa
Can Yayınları · Çev. Özdemir İnce · 188 sayfa
heart
11 kişi
∙
Simyacı’nın henüz giriş sayfaları… Önce bir İncil ayeti, ardından Narkissos alegorisi. Okura daha hikaye başlamadan alt metni ve ahlaki çerçeveyi açık eden bu tarz girişler hakkında ne düşünüyorsunuz? Edebi bir derinlik mi, yoksa okuru kendi doğrusuna çekmeye çalışan didaktik bir dayatma mı?
heart
9 kişi
∙
Herkesin yere göğe sığdıramadığı, sevgilimin babasının bile favorisi olan Simyacı’ya nihayet başlıyorum. Benim kitap zevkime ne kadar hitap eder emin değilim ama şu meşhur kişisel menkıbe neymiş kendi gözlerimle görmek istedim. Çok sevilen popüler kültür kitaplarıyla imtihanım başlasın.
Okuyorumolarak işaretledi.
Simyacı
Simyacı
Paulo Coelho
17. sayfada%9 · 188 sayfa
Can Yayınları · Çev. Özdemir İnce · 188 sayfa
heart
10 kişi
∙