Novicius




+5 Şimdi saat, sensizliğin ertesi...Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın...Avutulmuş çocuklar çoktan sustu.Bir ben kaldım tenhasında gecenin,Avutulmamış bir ben...Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettimKi bu yaşlarUtangaç boynunun kolyesi olsun.Bu da benden sanaAyrılığın hediyesi olsun...Soytarılık etmeden güldürebilmek seni...Ekmek çalmadan doyurabilmek...Ve haksızlık etmeden doğan güneşeBütün aydınlıkları içine süzebilmek gibiMülteci isteklerim oldu ara-sıra, biliyorsun...Şimdi iyi niyetlerimi,Bir-bir yargılayıp asıyorum...Bu son olsun be... bu son olsun!Bu da benim sana,Ayrılırken mazeretim olsun...
...Dostlukmuş.. ölüme yürümekmiş..Üstüne titremekmiş.. vefaymış!..Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı,Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış...Bana komaz deyip,Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,-Oy benim yaralım-Asıl sancı, uyandığındaBütün odaları boş görünce koyarmış!.Gitmek istiyorsun, git...Bir savaşçı asla vedalaşmaz!.Durma git!Dışarısı dinamit.. dışarısı enkaz!.Şunu cebine koy,Ne olur ne olmaz......
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;Entarisi sıyrılmış, hafiften;Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;Bir eliyle de göğsünü tutmuş.İçinde kötülüğü yok, biliyorum;Yok, benim de yok ama...Olmaz ki!Böyle de yatılmaz ki!
Evet. Bu gece sevinç ve saadetin hiç beklenilmez bir baskısına uğradım. Umulmaz bir rüya gecesi geçirdim. Ömrümün bütün acı, yahut renksiz günleri bir an için bir eski masal oldu... Onun için muhakkak söylemek lazım... Saadeti saklamak, derdi saklamaktan çok daha güç... Dinle beni Necdet...














