Discipulus


"Oğuz Atay yalnızca “tutunamamanın acısı”nı değil, aynı zamanda bu acının bir dilsel şiddete maruz kalmak anlamına geldiğini, “aşağılayan, ezen, soluk aldırmayan kelimeler”le savaşmayı gerektirdiğini de anlatmıştı. Acının bir inandırıcılık kaybına yol açmadan, acı çekeni küçük düşürmeden, onu aynı zamanda yüceltmeden nasıl anlatılacağını sorun edinenler için muazzam bir ufuk sunar yapıtları."
“Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe
Öyle bir yerdeyim ki
Öyle bir yerdeyim ki
Öyle bir yerdeyim ki“..
Şarkı Sözleri, Hasan Hüseyin Korkmazgil‘inmiş.
Solda Tante Rosa’nın kocasının gömüldüğü mezarın solundaki bakımsız mezar.Sağda Tante Rosa’nın kocasının mezarının sağındaki iç açıcı mezar.
Ne kadar hünerin ve yeteneğin olursa olsun parayı ve iktidarı başka yerlerde ara ki, hüner ve emeğinin karşılığını alamayınca sanata küsmeyesin.
Rahibeler mutfakta çörek yapıyorlardı. Baktı, ince uzun çörekler. Bu çöreklere Bavyera’da halk arasında “oğlan çükü” derlerdi. Tante Rosa gözleri iştahla büyüyerek “Ah, ne güzel oğlan çükleri” diye haykırdı. Ve o gün trenle anasının yanına gönderildi.…Tante Rosa bir sabah, Sizlerle Başbaşa dergisinde rahibe okulunun bulunduğu kentin bombalandığını, okulun yerle bir olduğunu okudu ve prensin öcünü aldığını anladı.
Schwester Maria melek rolüne çıkacak kızların saçlarını şekerli suyla ıslatıp ince ince ördü. Örgüler çözülünce kıvır kıvır melek saçı olacaktı. Tante Rosa elişi dersinde dayanamadı, örgülerin ucunu azıcık çözerek saçlarının kıvırcık olup olmadığına baktı. Kıvırcık olmuştu saçları, tam prenses saçı olmuştu ki yakalandı. Schwester Maria, bu zamansız meraka çok kızmıştı. “Sen süsüne, güzelliğine düşkün bir günahkârsın,” dedi Rosa’ya. “Ceza olarak melek rolüne çıkmayacak, yoksul rolüne çıkacaksın.” O akşam melek olan kızlar beyaz muslin giysilerini giydiler, beyaz kanatlar taktılar, omuzlarına dökülen kıvırcık saçları üzerinde yaldız taçlar parlıyordu. Rosa yoksul çocuktu, ona bir paçavra giydirdiler. Çok mutsuzdu Rosa, dayanılmayacak kadar mutsuzdu. Sahnede İsa meleklerle yanına geldiği an, öylesine içten mutsuzdu ki gözyaşlarını tutamadı, dünyanın en başarılı yoksul çocuk rolünü oynadı.
Tante Rosa, karakteriyle büyüleyici bir kadındır. O büyüleyiciliğin ardında, her kadının içinde yatan bir farklılaşma isteği peşinde çoğu kadının cesaret edemeyeceği kadar koşabilmesi, koşarken düştüğünde, çoğu kadında olmayan bir kendini sevme neşesiyle tekrar kalkabilmesi, yenilgi ve yanılgılarını çoğu kadın gibi başkalarının demesiyle değil, kendi iç sesiyle yargılayabilmesi yatar Tante Rosa’nın yaşamı bir başarısızlık öyküsü gibi gözükse de, içindeki prensesin ölmesine izin vermeyen Rosa’ya acımak ve gülmek kadar, hayran olmamak da zordur. Tante Rosa’nın iç sesi ve Sevgi Soysal’ın alaycı dili, kitap boyunca bu ikilemleri bir sonuca bağlanmadan dile getirir ve okuyucuyu, özellikle de kadın okuyucuyu, kendi varoluşuyla baş başa bırakarak aradan çekilir.-Funda Sosyal
Sevgi Sosyal’ın çizdiği Tante Rosa portresi ancak modern bir toplumda varolabilecek bir kadındır. Tante Rosa’nın yaşadığı toplumda kadın, istemediği bir düzeni bırakıp gidebilir, kendi yaşamını yeni baştan defalarca kurabilir. Gerçekte, kadına böyle bir yaşam alanı tanımayan bir toplum için Tante Rosa, Alman olduğu için değil, özgürlüğünü sahiplenen bir kadın olduğu için yabancıdır.-Funda Sosyal

















