Cinselliğe iktidarınızın nasıl baktığını hiç düşündünüz mü? Ya da siz nasıl bakıyorsunuz? Ayrık kromozomların göstergesi olarak mi yoksa nesne ve onu takip eden nihai amaç olarak mı? Sizin öznel fikriniz ne kadar değerli olsa da bir yerde değersiz, çünkü o da sizin fikriniz olmayabilir.
Aslında bu çelişkili ve kulağı tırmalayan giriş paragrafımı açmak gerekirse, Foucault’dan girip bugüne yani bedeninize tahakküm kurup iktidarlaşanların izlediği yolların ayak izlerini takip edeceğiz.
İktidarların, geleneksel anlatıda olduğu gibi, nerede yaşadığını bildiğimiz tepeden inmeci, yasaklama ve cezalandırma vasıflarının üstün olduğu devir artık kapandı. İktidar nerede sorusu artık bir örümcek ağıyla uğraşmaktan fazlası değil. Size bahşettikleri mikro-iktidarlarla anlatılarını pekiştiren, normalleştiren size ait olduğunu sandığınız bu yapılanma artık kimin ölmesi gerektiğine değil, kimin sağlıklı yaşaması gerektiği sorusuna cevap veriyor.
Bu konu aslında epey geniş bir alan sunsa da benim bugün bu yazıda yoğunlaşacağım nokta, kadınların üzerinde yaratılan biyo-politik baskı olacak. Biyo-politika nedir sorusuna yanıt koca bir bilgi setinden geliyor aslında. Buradan başlayalım.
Düzenleyici iktidar, toplumun refahını arttırmayı hedefler toplumu düzenleyerek. Bu bağlamda biyo-iktidar, uzmanları arkasına alarak nüfusları daha küçük organizma olan bedenler olarak kontrol altında tutuyor. Her şey toplumun iyiliği için yapılır! Arkeolojik, soykütüksel yöntemler yinelenerek kültürün getirdiği algılar iktidarlaştırılıp pekiştiriliyor iktidarın varlığı uğruna. Bunun örnekleri geçtiğimiz yüzyıllarda tahakküm, yasaklama, hükümranlık, şiddet uygulama gibi hamlelerin varlığı. Bugün ise nüfusun yaşamını desteklemek için yönetimsellik kullanılıyor. Stratejik çerçevede yönetimsellik, eylem alanını yapılandırmak üzerine kurulu.
Yönetimselliği besleyen iki kol var. Biyo-politika bu noktada iktidarların halkı artık itaat eden tebaadan çıkarıp yön vermesi gerekilen biyolojik bir nüfus olarak görmesinden doğuyor. İnsan bedeni bir tahakküm aracına dönüştürülerek içerden sızılıyor; nasıl düşünmeli, nasıl konuşmalı, nasıl yaşamalı sorularına yanıt veriyor.
Bir diğer bağlantı noktası olan anatomo-politika ise bu bedenlerin terbiye edilmesini sağlıyor. Bireysel bedenin her hücresini bir otomasyon ürünü edasıyla yoğurarak, okullarda, fabrikalarda, hastanelerde, insan bedeninin verimli-uysal versiyonuna getirilme çabasını ifade ediyor.
Fuocault’nun sunduğu bu terminolojiyi somut alana taşıyan yegane varlık kadın bedeni. Yüzyıllardır inanç bağlamına oturtularak yönetilen kadın bu yüzyılda iktidarın söylemlerini sizin söylemlerinize dönüştürerek varlığını sürdürüyor. Anatomo-politika üretim nesnesi olarak kadın bedenini görüyor ve bunun üzerine politika inşa ediyor. Dijital gözetim pratikleri burada var oluyor, sadece medyadan toplanan tercih verileri değil sözde kadına yardımcı olması için yapılanmış menstrüasyon döngüsünü takip eden uygulamalar kadını en mahrem noktasından vuruyor. Cinsel ilişki sıklığından, tercihinin tampondan mı yoksa pedden mi yana olduğuna kadar topladığı veri havuzuyla yazılım da iktidarın kuklası olarak hayatınızda yer ediniyor! Masum maskesinin altında her ayın sonunda ne kadar verimli bir üretici olduğunuz size aşılanıyor.
Üremeyi kadına indirgeyen yapısına sektörleşmiş sağlığı dahil ederek kadının nasıl konumlanması gerektiğini belirleyen anatomo-politika, yerleşmiş olan ataerki körüklüyor. Kadın kaç yaşında doğurmalı’dan kaç tane doğurmalı’ya kadar halka açılan tartışma noktaları en hassas noktalara kadar değişime zorlanıyor. Kadının biricikliği bu noktada adeta yok sayılıyor, farklı düşünmek en basitinden bunu ifade etmeye yeltenmek bu yüzyılda sizi kimin izlediğini bilmediğiniz panoptikonlarınızda sizi rahatsız ediyor.
Dahası sağlığın olmazsa olmazı haline getirilen tıbbi estetik sağlığın zorunlu bir uzantısı olarak yerini alıyor. Neşter bir özgürleşme alanı olarak servis edilip otomasyon ürünü olduğumuza bir ispat getirmek istermişçesine bizi standartlaştırıyor.
Nüfus kontrolü elbette iktidarlar için vaz geçilemez bir politika. Sonuçta yöneteceğiniz kişi sayısının sizin yönlendirmenize bağlı olması müthiş bir güç alanı yaratıyor. Getirisi yok yok. İş gücü, askeri varlık ve bunları takip eden vergi gücünüz. Bu kıymetli alanı korumak için söylemler artıyor, sağlık sektörleştirilip devlet politikalarına göre korunuyor. Doğum kontrol erişilmesi güç bir maddi yükle geliyor, kürtaj yasalken hiçbir hastane yaklaşmıyor! İktidar kendi safına katamadığını, kalıbına kolundan bacağından yontarak sokuyor, hem de sadece kendisi de değil toplumu da arkasına alarak.
Bu noktada medyanın hakim söylemi kadınların üzerindeki baskıyı içselleştiriyor. Foucault’un günümüzde ceza-şiddet arasındaki ilişkinin bilgi iktidarı ve davranış pratiklerine dönüştüğünü ifade etmesini burada net olarak görüyoruz. Kadının doğurganlığını ve bu doğurganlık risklerini vurgulayan uzmanlar korku ve dehşet salıyor, baskının elini bilimle güçlendiriyor! Biyolojik olarak kadının yaşı ilerledikçe yumurtasının “üretkenliği” <ya da verimlilik mi demeliyim?> azaldığı, bedenin menopoz sonrası bozulduğu ve çökmeye gittiği uzmanların dilinde pelesenk oluyor. Bu noktada kadın artık sadece bir rahim iktidar gözünde. Söylemler ulusal kuluçka makinesi olmanızın ötesine gidemediğinde bir uzmanın size çocuk doğurmak için geç kalma anlatısı yalnızca bir politik eylemden ötesine gidemiyor.
Yasaklar olmasına rağmen hala tüp bebek merkezlerinin reklamlarının gündemde olması ve sürekli olarak üremenin telkin edilmesi de bir başka beden tahakkümüne dönüşüyor.
Bu sayede kadın bedeni artık kültürel-inanç normlarının da ötesinde akademik çevreye de uygun olacak şekilde kurgulanmış olur. Bu hakim söylem kadını eksik veyahut çıkmazda biri haline dönüştürebilir. Süreçte kadının yaşadığı bireysel yaşantılar önemsenmeden kadın bedeni üzerinden nüfus politikaları gözlenir.
Her ne kadar ulusal ve uluslararası arenada kadının sağlığı ile ilgili alınan kararlar, araştırmalar olumlu görülse de aslında kadın bedeni aracılığıyla biyo-iktidar kurulduğu realitesinin ötesine de geçmek zor. Çünkü eleştirel düşünmeden yoksun bırakılan ve uzmanların söylem düzleminin ötesini göremeyen kadınlar kitle halinde nesneleştirilirler!
Son dönemde bu konu üzerinde gelişen feminist anlatılar umut verici olsa da uzmanların karşısında ve tıp söyleminin etki alanı ile karşılaştırıldığında istenilen seviyeye gelinememiştir.
İktidar mekanizmalarının yarattığı bu panoptikondaki hücrenin anahtarı, sizin eksik belki de kusurlu görüldüğünüz hallerinizde saklı aslında. Gerçek direniş, bu hapishaneden dışarda güneş ışığını görebilmek uysal-verimli kurgusunun alt üst edilmesinde saklı. Bu bir kader değil, bir kurgu. Bunu anladığınız an üzerinizden bu örümcek ağını temizleyebilirsiniz.
NOT. Aslında bu yazıyı yayımlama motivasyonum bir giriş anlatısı yaratmaktı. Bundan sonra yazacağım yazılara bir taban oluşturmak gibi düşünülebilir, esen kalın.








Kalemine sağlık,çok sağlam olmuş.Keyif verdi:)
<3
Şahane bir yazı olmuş. Özellikle verdiğin örnekler çok hoşuma gitti, regl takip uygulamalarının bir nevi en mahremine kadar giden “panoptikon” olması; doğum ve üretim söylemleriyle nüfusu kontrol etme çabaları vesaire. Bu kadar gündelik ve bu kadar “masum” örnekler konuyu gerçekten iyi anlamanı sağlıyor. Devamını merakla bekleyeceğim. Şimdiden eline sağlık 🙂
<3
Tebrikler mükemmel bir yazı olmuş
<3
son zamanlarda kafamı meşgul eden bir konuydu ve tesadüfen yazınıza denk geldim. çok güzel yazmışsınız kaleminize sağlık
<3
kaleminize sağlık, “eksik ve kusurlu” gördükleri her parçamı çok seveceğim her zaman <3
<3