Beat Kuşağı özellikle 50 ve 60’lı yıllarda faaliyet gösteren, Amerikan edebiyatının ve kültürünün önemli hareketlerinden biridir. Bir çok edebiyat akımının aksine, kuramsallaşmaya müsait estetik iddialardan ziyade var olanı paramparça etmeyi hedefleyen ve asıl bu tutumu bir tanım haline getiren kuşak, özellikle 1929 buhranının parçaladığı sosyolojik yapının bir sonucu olarak karşımıza çıkarr. Bu yazıda bu hareketi başlatan asıl olayı ve bu olayın şahitliğini yapan, kimilerince Beat hareketinin ilk eseri olan “Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar” isimli kitabı ve hareketi başlatan karanlık olayı anlatacağım.
Ön Bilgi
Bilenler bilir, Beat hareketi özellikle aykırılığı, kural tanımazlığı ve parçalayıcılığıyla tanınan ve çoğunlukla da “yeraltı edebiyatı” olarak adlandırılan bir alan. Elbette yüzeyden baktığımızda, bir avuç cool Amerikan gencinin koca bir kültür tarihini asitle eritip, kendi felsefeleri, kendi sanat anlayışlarıyla yeni bir dünya görüşü sunduğunu ve sonucunda kıtaları aşan bir akıma imza attığını görüyoruz fakat biraz derine indiğimizde işin asıl karanlık tarafları ortaya çıkıyor.
Kuşağın ortaya çıkışını size anlatabilmem için asıl kurucuların çocukluk dönemlerine inmemiz lazım gelir. Sanılanın aksine kuşağın asıl fikir babası Kerouac veya Ginsberg değildi. Onlar Buhran dönemini bile görmemişti, asıl kurucular diğer üyelere göre daha yaşlı ve yetkin ve maddi olarak şanslı sayılırdı ki Beat hareketinin entelektüel zemini zaten bu sayede oluştu diyebiliriz.

Beat Kuşağını Başlatan Olay
William Burroughs ve David Kammerer’in arkadaşlığı orta okul yıllarına kadar uzanıyordu. Aktarılana göre Burroughs o zamanlar silik ve tuhaf bir çocuktu fakat Kammerer ile iyi anlaşıyorlardı. Adeta yürüyen bir ölü gibi hayatını sürdüren tuhaf hobilere sahip Burroughs röportajlarında sıkça kendisinin ne kadar “tuhaf” olduğunu vurguluyor. Ancak biyografi yazarları ve eleştirmenler yazarın bu tarafını abarttığını ve anlattığı kadar tuhaf biri olmadığını da dile getiriyor.
Kammerer ve Burroughs yirmilerinin başında Avrupa’da bir araya geldikten sonra oldukça heyecanlı bir hayat yaşıyorlar. Bilinene göre her ikisi de eşcinsel yönelimleri olan erkekler fakat buna rağmen aralarında romantik bir ilişki yaşanmıyor. Beat hareketindeki cinsellik anlayışının temeli de esasında Burroughs ve Kammerer’in fazlaca açık görüşlü hayat bakışlarıdır. Burroughs konuşmalarında ve yazılarında arkadaşının gelenekselci olmayışına ve açık görüşlülüğüne hayran olduğunu sıkça dile getiriyor. Ancak belirtmeliyim ki, ikilinin cinsellik anlayışı yer yer hastalık diyebileceğimiz bir sınırda dolaşıyor. Burayı tutalım yazının ilerleyen kısımlarında anlayacaksınız.
Avrupa’da eğitimlerini tamamladıktan sonra Kammerer çeşitli kurumlarda İngilizce öğretmeni olarak çalışıyor fakat çeşitli nedenlerle kovulup duruyor(kimilerince lakayıt hareketleri kimilerince pedofilik eğlemleri) En sonunda Washington Üniversitesinde eğitmen olarak işe başlıyor o sırada Burroughs bir çeşit genç öğrenci kulübünde etkinlikler düzenlediği bir işle meşgul. Büyük cinayetin asıl faili Lucien Carr da hayatlarına bu devrede dahil oluyor. Kammerer, Lucien’le tanıştığında 27 yaşında, Lucien ise 13 ve anlatılana göre ilk gördüğü andan itibaren ona saplantılı bir tutku duymaya başladı. Kammerer’ın bu pedofilik eğilimleri bu süreçte hiç eyleme dönüşmese de Burroughs onu sıkça eleştirmişti. Ancak bu eleştirinin boyutu ahlaki düzlemde değil daha ziyade Kammerer’ın boş hayaller peşinde koşmasıyla ilgiliydi. Bir çok araştırmacı da bu yönünden ötürü David Kammerer’ı “Edebi pedofili” olarak tanımlıyor. Ancak garip bir şekilde onun bu hastalıklı eğilimleri Lucien ile iletişimine pek zarar vermiyor, hatta bu dönemlerde Lucien’in annesinin izni dahilinde bir Avrupa gezisine bile çıkıyorlar.
Cinayet Olayı
İlerleyen yıllarda Kammerar’ın saplantısı daha da büyümüş Lucien için çekilmez bir boyuta evrilmişti. Bir akşam Lucien Jack Kerouac’ın evinden çıkmış sokakta yürürken Kammerer ile karşılaşmıştı. David onun ülkeyi terk etmesinden şüpheleniyordu. Beraber Riverside Parka doğru yürüdüler. Lucien onun tacizlerinden ve saplantısından sıkıldığını söyledi. Bir bank üzerinde otururken başlayan tartışma kısa bir süre içinde kavgaya dönüştü ve sonrasında Lucien izci bıçağını David’in kalbine iki defa sapladı ardından üzerine ağrılıklar bağlayıp nehre attı.

Olaydan ilk Burroughs’un haberi olmuştu ardından arkadaş grubu içinde yayıldı. 15 ağustosta Lucien Carr Polise her şeyi itiraf etmişti. Bu itiraf kısa sürede basında büyük yankı uyandırdı. Kimi gazeteler bir eşcinsel sevgili kavgası olarak yazıyordu, kimileri namus davası, kimileri de Lucien’in psikopat olduğunu. Ancak bir gazete çok ilginç bir detay yazıldı, Lucien itiraf başlarken oldukça korkmuş ve telaşlıyken hikayeyi anlattıktan sonra son derece rahatlamıştı. Polis cesedi Hudson nehrinde yüzerken buldu. Mahkeme uzun sürmemişti, Lucien kısa sürede tutuklandı ve akabinde Kerouac ve Burroughs suç ortaklığı yapmaları gerekçesiyle tutuklanmıştı. Burroughs’un ailesi kefaletini ödeyerek 8 gün sonra onu çıkarttılar ancak Kerouac’ın ailesi sırt çevirmişti. Bir süre yattıktan sonra bir kadınla evlendi ve kadın kefaletini ödeyerek onu çıkarttı.
Beat Kuşağı hikayesi asıl bu cinayetten sonra başlayacaktı. Dışarı çıktıklarında bütün gazeteler ve kurumlar onları “Katil yardımcısı” olarak yaftalayıp adeta toplum paraziti gibi yazdı. Bu dışlanan sosyal grup kısa bir süre içinde kıtaları aşacak bir edebiyat hareketini doğuracaktı.
İlk Yankılar
Bu olay üzerine ilk yazıyı Allen Ginsberg yazmıştı. Kan Şarkısı isimli bu roman planlanmış olsa da tamamen bitmedi ve doğrusu kuşak içinde de pek beğenilmemişti. Bununla beraber henüz tamamlanmadan hem politik hem sanatsal saldırılara maruz kalınca Ginsberg hepten yazmayı bıraktı. Fakat bu sansasyonel olay elbette ki bir şekilde edebiyatın konusu olacaktı. Kerouac ve Burroughs kolları sıvayıp, “Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar” isimli kitabı yazdılar.

Beat Kuşağı’nın ilk eseri olarak da sayabileceğimiz bu kitap, David Kammerer’ın ölümü etrafında dolanan olayları iki farklı anlatıcının bakış açısından anlatıldığı bir romandı. 1944 yılında yazılmasına rağmen çeşitli gerekçelerle 2008 yılına kadar yayınlanmadı. Çeşitli röportajlarda kitabın bahsi geçtiğinde yazarlar “Edebi olarak zayıftı” diyerek geçiştirdiler. Ancak herkes biliyordu ki bu kitap hem büyük bir cinayetin tanığıydı hem de Beat Kuşağı efsanesinin annesiydi.

Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar
Kitap 2. Dünya Savaşı sonrası bir dönemde New York’ta geçiyor. Daha ilk bölümlerinden anlatım duyarlılığı (döneme has özelliklerin vurgulanması) eserin bir dönem romanı olması gözümüze çarpıyor. Bu duyarlılık Beat Kuşağı edebiyatının karakteristik özelliklerinden biridir. Eserler her daim dönemi, dönemin gerçekliklerini ve birey zihnindeki karşılığını anlatmayı hedefler. Bu kitapta bu yaklaşımın erken bir versiyonunu görüyoruz desek yanlış olmaz. Kitap boyunca hem anlatıcının hem de yazarın sırayla değişmesi tuhaf ama ilgi çekici bir deneyim sunuyor diyebiliriz. Ancak yine de söylemeliyim ki eser bir edebiyat harikası değil… Peki o zaman neden okunmalıdır?
En başta ikinci dünya savaşı gibi hem kültürel, hem sosyolojik yıkım getiren büyük bir tarihi olayı, bizzat deneyimleyen zihinleri okuma fırsatı sunuyor size. Psikanalitik bir okuma yaptığınızda ilginç çıkarımlarda bulunabiliyorsunuz. Örneğin kahramanların duyarsızlaşması ve yavaş yavaş ahlaki değerlerinin çöküşünü izleyebiliyorsunuz. Bunun dışında Beat Kuşağı araştırmalarınız için kesinlikle es geçilmemesi gereken bir kaynaktır ve aynı zamanda bugün yeraltı edebiyatı dediğimiz tarzın tipik özelliklerini bir arada görebileceğiniz hem okunması kolay hem de çok sert olmayan metinlerden de biridir. Fakat tüm bunların dışında arka hikayesiyle birlikte okuduğunuzda kanınızı donduracak da bir hikayedir.
Bu kitap kıtalara yayılmış bir edebiyat akımının ilk kitabı olmasının dışında, sosyal çürüme konseptini saf ve olduğu gibi anlatan erken dönem bir Beat romanıdır ve tabi arka planındaki hikaye dolayısıyla, cinayet yüzünden başlayan edebiyat akımı olma özelliğini de barındırır. Bu yönleriyle hem ilginç hem de önemli bir kitaptır.
Eğer cinayet dosyasını detaylıca okumak istiyorsanız devasa bir makale bırakıyorum
https://www.beatdom.com/the-death-of-david-kammerer/#the-killing








Çok sağol. Kalemine sağlık
Tebrikler güzel bir deneme olmuş.
…Kammerer’ın bu pedofilik eğilimleri bu süreçte hiç eyleme dönüşmese de Burroughs onu sıkça eleştirmişti. Ancak bu eleştirinin boyutu ahlaki düzlemde değil daha ziyade Kammerer’ın boş hayaller peşinde koşmasıyla ilgiliydi. Bir çok araştırmacı da bu yönünden ötürü David Kammerer’ı “Edebi pedofili” olarak tanımlıyor.
Bana da Hipopotamlar’da bunu çok net vermiş gibi geldi. Al, Philip’in onu sevmesi için uğraşıp duruyor, şeklinde yorumlamıştım.