Furkan Yağanoğlu
@furkanyaganoglu
0 Takip0 Takipçi
9 Puan
Kullanıcı kendisi hakkında bir açıklama yazmamıştır.
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Nihad Sâmi Bey’in bu eseri, Türkçe üzerine yazılmış en önemli ve sahasında yazılan ilk kitap olma özelliğini taşıyor diyebiliriz. Zirâ eser, yazılmış pek çok yazının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş; hem Türk Dili’nin kendine has güzellikleri ve nitelikleri anlatılmış, hem de Türk Dili üzerinde yapılan yanlış uygulamalara oldukça geniş yer verilmiştir. Bu anlamda muharririmizin üzerinde en çok durduğu husûs ise özdil, öztürkçe meselesidir.

Mutaassıplık olarak ifâde ettiği öztürkçe uygulamalarının Türkçe’yi bir felâkete sürüklediği bunun yanında Türkçe’ye verdiği zararı üzüntü ve öfkeyle karışık duygularla anlatan yazarımız Türkçe’ye sonradan uydurularak ilâve edilen kelimelerden duyduğu rahatsızlığı da misâlleriyle açıklamaktadır. Ki bu kitabın en kıymetli yönü, benim fikrimce, doğru ve yanlış olduğunu ifâde ettiği her meseleyi geniş misâllerle açıklaması ve dönemin en önemli isimlerinin ifâdeleriyle de desteklemesi, muharririmizin bence hem en büyük başarısı, hem de konuya ne kadar vâkıf olduğunun delili niteliğindedir.

“Türkçenin Sırları” o sırları çok iyi bilen ve hayatını dil davasına adamış kıymetli bir ismin kıymetli bir eseri. Anadiline dâîr ciddî meseleleri öğrenmek isteyen herkese de bu kıymetli eseri okumalarını öneririm.

“Milletimizin, çağdaş medeniyet dilleri seviyesinde bir kültür ve tefekkür diline, sâhip olması ve bu dilin her an daha millî bir lisan karakteriyle zenginleşip güzelleşmesi, millî kazançlarımızın en büyüğü olacaktır.” (syf 314)
Okudumolarak işaretledi.
Türkçenin Sırları
Türkçenin Sırları
Nihad Sâmi Banarlı
Kubbealtı Neşriyât · 317 sayfa
heart
3 kişi
“Okuyucularımıza sunduğumuz bu hikâyeler eğer beğenilirse, kendimizi bahtiyar sayacağız. Zira bu kitaba rağbet edilmesi, insanların ciddi meselelerle ilgilendiğini göstermesi bakımından çok önemli.”
Ahmed Hilmi
24 Temmuz 1909

Filibeli Ahmed Hilmi:
1865 yılında Bulgaristan’nın Filibe şehrinde dünyaya geldi. Şehbender Süleyman Bey’in oğludur. İlköğrenimine Filibe’de başladı. İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. 1890 senesinde Duyûn-ı Umûmiye İdâresi’nde memûriyete başladı. Görevli olarak Beyrut’a gönderildiği sırada Jön Türkler’in arasında yer aldığı için Mısır’a kaçmak zorunda kaldı. Mısır’da “Çaylak” adında bir gazete çıkardı. 1901 yılında İstanbul’a geldi ama Sultan Abdülhamid tarafından Libya’ya sürüldü. Libya’da tasavvufla ilgilenmeye başladı ve Arusî Tarîkatı’na girdi. 1908’de, Meşrûtiyet’in îlân edilmesi üzerine yeniden İstanbul’a geldi. İttihâd-ı İslâm adında bir gazete çıkardı. Bir süre İkdam ve Tasvîr-i Efkâr gazetelerinde yazılar yazdı. 1910 yılında Hikmet isminde bir gazete çıkardı. Fakat İttihat ve Terakkî’ye cephe aldığı için bu gazetenin ve matbaasının ömrü kısa oldu. Ekim, 1914’de zehirlenerek vefat etmiştir. Masonlukla ve siyonizmle mücadele eden ilk kişilerdendir. Léo Taxil’in “Masonların Esrarı” adlı eserini matbaasında neşretti. Ölüm nedeni bakır zehirlenmesidir dense de Masonlarca zehirlendiği iddiaları ölümünden sonra çokça konulmuştur. Filibeli Ahmed Hilmi’nin kırk kadar eseri, yüzlerce makalesi vardır. Mezarı Fatih Camii avlusundaki hazîrededir.

Kitap Hakkında:
Hayal, kelime mânâsı îtibarîyle; aslı olmadığı hâlde zihinde kurulan düştür. A’mâk ise arapça derinlik mânâsına gelen umk kelimesinin çoğulu şeklinde olup, derinlikler demektir. A’mâk-ı Hayal, hayâlin derinlikleri ya da kitabın başlığında altına hemen düşülen not gibi hayâlin derinliklerine yolculuk olarak anlayabiliriz.

Kitabımızın ana kahramanı Raci isminde hem dinî hem fennî ilimleri noktasında kendisini çok iyi yetiştirmiş bir gençtir. Ama ne var ki kafasında fikrî sorunlar ve cevaplandıramadığı felsefî cevaplardan ötürü âdeta zihni savaş alanına dönmüş muztarip biridir. Bu zihnî karmaşadan ve ıztıraptan kurtulmak için de kendini içki ve eğlenceye veren birine dönüşmüştür.

Raci, evine yakın bir mezarlıkta tanıştığı Aynalı Baba sayesinde pek çok mânevî deneyimler yaşayarak cevabını arayıp da bulamadığı sorularına cevaplar arar. Aynalı Baba’nın, ney müziği aracılığıyla uyuyup yaşadığı düşlerde varoluş ve hakîkat bilgisine ulaşır.

Raci’nin hayâlin derinliklerinde, çeşitli âlemlerde deneyimlediği bu hakîkat bilgisi yolculuğu gerçek üstü kentlerde ünlü filozofların eşliğinde geçer. Varoluş gerçekliğine dâir a’mâk-ı hayalde bir yolculuğa çıkmak için Raci’ye eşlik edebilirsiniz.

“ ‘İnsan ebedî mi?’ diye soruyordum kendime. Adına dünya dediğimiz bu durağı, derin bir üzüntüye kapılmadan seyretmek acaba mümkün mü? Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf bir inancın çok güzel cevapladığı bu soruya akıl ve fen cevap veremiyordu. Tabiata bir kere daha baktım. Bu seferki bakışımda, eşsiz güzellikler kayboldu. Işık söndü. Her taraf karanlığa boğuldu. Sanki hakikat olanca dehşetiyle görünüverdi gözüme o an.” (syf 15)
Okudumolarak işaretledi.
A'mâk-ı Hayal-Hayalin Derinliklerinde Yolculuk
A'mâk-ı Hayal-Hayalin Derinliklerinde Yolculuk
Filibeli Ahmed Hilmi
Kaknüs Yayınları · 218 sayfa
heart
3 kişi
Zima Mavisi, içerisinde toplam sekiz hikâye barındırmaktadır. Kitabın yazarı Reynolds, astronomi alanında doktora yapmış, astrofizikçi olarak Avrupa Uzay Ajansı’nda çalışmıştır. 1982 yılında Birleşik Krallık’ta yayın hayatına başlayan Interzone gibi saygın ve köklü bir dergide bilim kurgu hikâyeleri kabul görerek yayımlanmıştır. Bu hikâyelerin birkaçına bu kitapta da okuma fırsatı elde ediyoruz.

Benim için bu sekiz hikâye arasından en beğendiğim üç hikâye var: Kül Melekleri, Spirey ve Kraliçe ile Zima Mavisi öyküleri. Üçü arasında da favorim tâbiki kitaba adını da veren Zima Mavisi. Bu üç öykü anlam ve mânâ olarak beni düşündürürken diğer beş öykü çok karmaşık ve anlamlandırmak benim için çok zordu. Çünkü Reynolds fizik, kimya, biyoloji ve astronomi dalları ve yan dalları üzerine yazılmış literatüre ve dile çok hâkim bir yazar. Hâliyle bu literatür birikim ve dilini öykülerinde de kullanmaktan çekinmemiş. En beğendiğim olarak ifâde ettiğim hikâyelerde bile yer yer çok zorlandım ama kurgunun gücü bence bu hikâyelerde diğer beş hikâyeye kıyasla çok daha baskın olduğu için bilimsel dilin ağırlığına rağmen akılda kalıcı ve düşündürücü hikâyelerdi. Ayrıca Reynolds kafası çok farklı çalışan enteresan bir kişilik. Bu hikâyeler nasıl aklına gelebilir, zihninde sen neler yaşıyorsun dedirtiyor okuduğunuz satırların arasında.

Kitaba şans verdiğim için kendi açımdan memnunum. Şans vermek isteyen herkese de keyifli okumalar dilerim.
Okudumolarak işaretledi.
Zima Mavisi
Zima Mavisi
Alastair Reynolds
İndie Kitap · Çev. Mert Görkem Önses · 320 sayfa
heart
5 kişi
“Hiç kimse bize iradenin yavaş yavaş kazanıldığını öğretmiyor…”

{İrade Eğitimi, Sayfa 24}

İrâde, kelime anlamı olarak bir şeyi yapıp yapmama husûsunda karar verebilme ve bunu uygulayabilme gücüdür. Bu karar verebilme ve o kararı uygulayabilme gücü, yani irâde, belli bir terbiyeden, kendi kendine hâkim olmayı öğrendikten sonra kazanılan ve kontrol edilen bir güç hâline gelir. Çünkü zayıf bir irâdeye sahip bir insan nefisperest ve tembel bir insandır.

Jules Payot, ünlü Fransız eğitimci ve pedagogtur. Yazmış olduğu eser kendi alanında öncü eserlerdendir diyebiliriz. Zîra irâde eğitimi ve terbiyesi noktasında, zayıf bir irâdenin derinlemesine analizi çok iyi yapılmış ve çözümcü yaklaşımlarıyla XX. yüzyılın başlarında yayımlanan eser; kült eser olarak nitelendireceğimiz bir hüviyeti hak etmiştir. Eserin hitap ettiği kitle öğrenciler ve akademik uğraşıları olan veya daha kapsamlı olarak entelektüel çaba içerisinde olan kişiler muhâtap alınarak hazırlanmıştır.

Fransız aslından çevirisi olarak okuyucuya takdim edilen eser, iki kısımda beş ayrı kitapçığın toplaması şeklinde sunulmuştur. İlk kısımda yazarımız irâde eğitiminin teorik; yani daha çok bir şekilde bilinen ya da gözlemlediği olayların kapsamlı açıklamalarını yaptığı üç ayrı kitapçıkla, ferdlerin irâdesinin psikolojik ve sosyolojik analizi yapılmıştır.

Eserin ikinci kısmında ise yapılan bu psikolojik ve sosyolojik analizlerden sonra zayıf irâdeyi güçlendirmek, eğitmek noktasında pratikte nelerin yapılması gerektiği anlatılmıştır. Bu pratik kısımsa iki kitapçıkla ele alınmış. Özellikle pratikte, yazarın bireyin yalnız bir şekilde yapmasını istediği özel derin düşünmeler, nefis düşkünlüğü ve tembelliğe karşı alınacak tedbirler, bu nefis düşkünlüğü ile tembelliğin anlık, bulanık duygusal hâllerle olan ilişkisinin irtibâtı analiz edilerek hem açıklaması hem de çözümcü yaklaşımları oldukça faydalı ve ufuk açıcı denebilir. Bununla beraber güçlü bir irâdenin, kişinin çevresiyle olan ilişkisi de son kitapçıkla beraber okuyucuya deşifre edilip, iş artık öğrendiklerini pratikte almak ve katmak olarak okuyucuya kalmıştır.
Okudumolarak işaretledi.
İrade Eğitimi
İrade Eğitimi
Jules Payot
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Ali Berktay · 260 sayfa
heart
3 kişi
“En ayrıntılı, en mükemmel kitaplardan bazı küçük şeyler eksiktir ki, o küçük şeylerin edebiyat açısından önemi pek büyüktür.”

Sâmipaşazâde Sezâi

Samipaşazade Sezai:
1859 İstanbul doğumludur. Maârif nâzırı Sami Paşa’nın oğludur. Çocukluğunu Taşkasap’ta ki büyük konaklarında geçirir. Bu konakta dönemin pek çok meşhur yazar ve şâiriyle tanışma imkânı olmuştur. Özel hocalardan Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca dersleri alır. Abdülhak Hamit ve Recâîzâde Ekrem ile yakın dostluk ilişkileri olmuştur. 17-18 yaşlarında iken tanıştığı Namık Kemal ile mektuplaşmaları olmuştur. 1880’de Londra Sefâretine ikinci kâtip olarak atanır. Bu görevi süresince İngilizce’yi de öğrenmiş olur. Londra’da iken Batı edebiyâtını, özellikle Shakespeare’in eserlerini inceleme fırsatı bulur. Düşünce dünyasını ve edebî ufkunu genişletir. İstanbul’da geçirdiği 1886-1901 yıllarında Sergüzeşt’i, Küçük Şeyler’i ve Rumûzül-Edeb’i yayımlar. İstanbul’un alafranga dünyasına yönelik ilk köklü saptamalar onun eserlerinde belirir. 26 Nisan 1936 târihinde İstanbul’da zâtürreden öldü. Cenazesi, Göksu’daki aile mezarlığına defnedildi.

Kitap Hakkında:
Türk Edebiyâtı’nın klasikleri içerisinde yer alan eser, Batı edebiyâtına benzer özelliklerde bulunan ilk hikâye kitabı olmasıyla edebiyâtımız için ilklerdendir.

Dokuz farklı hikâyenin anlatıldığı eserde, gündelik hayatta rastlanabilecek olağan olay örgüsünün ve hayatın gerçeklerinin basit ama güçlü bir anlatımda yüksek duygu pasajlarıyla okuyucuya sunumudur. Bu dokuz hikâye içerisinde “Arlezyalı” başlıklı hikâyemiz aslında Alphonse Daudet’nin “L’Arlésienne” hikâyesinin çevirisidir. Ayrıca şiirsel üslûptan mütevellit, “Kitabe-i Seng-i Mezar” başlıklı yazı, “Bir Mezar Yazıtı” şeklinde günümüz Türkçe’sine uyarlanarak da ayrıca okuyucuya sunulmuştur.

Hikâyeler içerisinde olayların sıradanlığının, yazarımızın güzel ve yüksek duygu geçişli anlatımıyla, sıradan olayları ilgi çekici hâle getirmiştir. Eserin önsözünde kendi ifâdesiyle; “Dünyada bir zerre yoktur ki güzel yazılmak sûretiyle önemli bir konu olarak kabul edilmesin” sözü de yazarın “Küçük Şeyler” eseri için amaçladığı esas meseleyi okuyucu da yerine getirmesi açısından bence önemlidir. Çünkü bu iddiasını bence bu eserde gerçekleştirilebilmiştir.

Bilhâssa benim için “Kediler”, “Düğün”, “Arlezyalı” ve “Pandomima” başlıklı hikâyeler olayların içerisine beni daha çok dâhil ve dert sâhibi etti diyebelirim. “Kediler”deki zavallı koca için gerçekten üzülürken, karısına sinir oldum diyebilirim. Ve bu hikâye aslında yaşanmış bir olaymış ve Büyükada’da geçmiş bir olayın kâğıda dökülmesiymiş. Bunu öğrenince adam için bir daha üzüldüm.

“Düğün” deki Dilsitan için de çok daha farklı hissiyâtlarla çok üzüldüm diyebilirm. Genç bir kızın hayatını mahveden o adamın, adını burada zikretme tenezzülünde bulunmak istemiyorum, adamlığı baya sorgulanasıydı. Saf dünyasıyla, gerçek dünyanın acımasızlığıyla iğrenç bir şekilde çok genç yaşta tanışan Dilistan, şehvetinin haşin hareketlerine göre hareket eden bir adamın kurbanıydı. Ama onun beklentisi şefkat, merhamet, sâhiplenilme ve sevilme arzusuydu.

“Arlezyalı”daki Jan’da tâlihsiz bir çocuk. Dilistan’nın ve Jan’nın birbirini bulması güzel olurdu aslında!!! Jan öfkesine, nefretine sonuna kadar lâyık olan kadına karşı içindeki sevgiyi bitiremeyen ve bununla baş edemeyince de intihâr eden bir adamdı. Ve gerek Dilistan gerek Jan karakteri için, yaşadıkları kötü olayların sonucunda yıpranan psikolojileri ve ruhsal durumları, aksettirilen duygu yoğunluğuyla beraber okuyucu hikâyenin içine daha çok çekiliyor diyebilirim. Çünkü “Pandomim”de de aynı şeyi hissediyorsunuz. O da intihârla biten bir sona ait. Ama farklı hikâye, farklı duygular, farklı sonlar. Kendisini âşık olduğu kadına tam olarak lâyık görmeyen, kendisini eksik gören ve yapmış olduğu iş sebebiyle değerli hissetmek nedir bilmeyen bir adamın hikâyesi…

Yani bu eser küçük şeylerin büyük anlatıldığı bir eser. Ve bunun takdiri daha ziyâde okuyucuların galiba…
Okudumolarak işaretledi.
Küçük Şeyler
Küçük Şeyler
Samipaşazade Sezai
İş Bankası Kültür Yayınları · Çev. Samipaşazade Sezai · 88 sayfa
heart
5 kişi
Bildirimleri Aç Evet Aç!