Samed Behrengi’nin en bilinen masallarından olan Küçük Kara Balık, üzerinde fikir yürütülmesine müsaade eden yapısıyla hem çocukların hem yetişkinlerin ilgisini çekmiş bir yapıya sahiptir. Yazarının şüpheli ölümünün, kitabın sonuna benzer bir biçimde gerçekleşmesi ve İran’da kitabın hala yasaklı olması masalın üzerinde durduğu konuların hala güncel olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu durum masalı okuyanlarda da farklı biçimlerde tepkilere sebep olmuştur.[1] Masalın algılanma biçimi okurdan okura ciddi farklar oluşturması bir yana, basılma sürecinden günümüze dek gerek çeviriler vasıtasıyla evcilleştirilmeye[2] gerekse anlamın dönüşümü bakımından soysuzlaştırılmaya dair ciddi bir değişim söz konusudur. Öyle ki masalın bu çok biçimli algılanma yapısı onun tasavvufi bir yolculuk olarak okunmasına dahi sebebiyet verdi[3].
Basıldığından bu yana gerek devrimci özellikleri barındırması açısından sakıncalı görülmesi gerekse içeriğindeki ölüm ve soğuk gerçekliği işleme biçimi okurlar tarafında sakıncalı görüldü. Eseri okuyanlar daha başından itibaren şu soruyla baş başa kalırlar: Bu kitap çocuklara uygun mudur? Bu bakımdan çocukluğun algılanma biçimi tarih içerisinde ciddi bir biçimde dönüşmekle birlikte kitabın yazıldığı zamandan günümüze de çocuklara olan bakışta bir dönüşüm söz konusudur. Bir şeyin uygun olup olmadığı onu alımlayan kişiye göre değişecektir. Nitekim okurların büyük çoğunluğu masalı yetişkinler açısından sakıncasız görmesine rağmen çocuklar için tehlikeli fikirleri barındırdığı söylenmiştir. Bu bakımdan okuyan kitle için çocukların ne okuması gerektiği çocukların zevklerine değil bir üst merci olan yetişkinin gözetimine tabi tutulmuştur. Doğrusunu söylemek gerekirse eserin de anlatmak istediği tam olarak bu değil midir? Nihayetinde küçük bir kara balık nasıl yaşaması gerektiğine kendisi karar vermiş ve yuvayı terk edip yola çıkmıştır. Bu bakımdan eseri bir yoldan çıkma masalı olarak görmek yanlış olmayacaktır. Elbette sürüden ayrılanı sürü sevmeyecektir. Onu uygun bulmayacaktır hatta onu karalayacaktır. Bu bakımdan eseri okuyan yetişkinleri evini hiç terk etmemiş, hiç yoldan çıkmamış o uslu balıklara benzetmemek de elde değildir. Bir kitabı okumanın adeta sözleşmesi olan yanlış anlama hali Küçük Kara Balık masalı için de geçerli bir tespittir.[4] Nihayetinde her anlama bir yanlış anlamadır. Bir yoldan çıkma serüveni olarak gördüğüm bu masalın ana kahramanı insanlar içinde göçebe kalmış mevcut dünyadan başka bir dünyanın da var olabileceği hatta olması gerektiği fikriyle yanıp tutuşan kara bir küçük balıktır.[5]
Masal, yaşlı bir balığın on iki bin yavru balığa Küçük Kara Balığı anlatmasıyla başlar. Kimse masal boyunca onun sözünü kesmez, soru sormaz. Masalın sonunda sorulan soruya cevap vermeyen yaşlı balık diğer yavru balıklar gibi uyuyanlar arasındadır. Minik balığın akıbetini soran yavru balıklara yaşlı anlatıcının cevabı ilginçtir. Zira o, dinleyicilere cevap vermeyi tercih etmemiş başka bir zamana bırakarak zamanı tayin etmiş ve uyuma vaktinin geldiğini söyleyip kendisi de minik balıklarla birlikte uyumuştur. Bu bakımdan onun tavrı tuhaftır. Anlatıcı balık anlattığı masalı yeteri kadar algılamış mıdır takdir masalı okuyanlara bağlıdır. Masalı dinleyenlerin masalın ana kahramanı olan Küçük Kara Balığı değil de minik balığa ne olduğunu sormaları da manidardır. Adeta masalın gerçekte ne anlattığını değil olay örgüsünü merak etmeleri bakımından hem anlatan hem dinleyenler uyuşuktur. Onların on iki bin sayıda olmaları da tesadüf değildir. On iki sayısı dini ve mitolojik anlamda burçları, ayları, 12 imamı, 12 havariyi, Herakles’in 12 görevini ima etmesi açısından da mühim bir detaydır. Fakat 12 sayısı bu masalda daha çok bir döngüyü ima eder. Esasında masal bitmek bilmez bir döngüye itiraz eden küçük kara bir balığın isyanıdır. Onun rengi bu yüzden karadır.[6]
Masalın anlatıldığı mekân denizin dibidir. Küçük Kara Balığın nihayetinde ulaşıp yokluğa karıştığı yer de denizdir. Bu bakımdan masalın sonunda, dinleyenler arasındaki gözüne uyku girmeyen Kırmızı Balığın sabaha kadar düşündüğü şey hali hazırda masalın da anlatıldığı yer olan denizdir. Anlatı yılın en uzun ve karanlık, sert geçen kış gecesinde anlatılmaya başlar. Bir derede küçük bir kara balığın siyah bir kayanın yosun kaplı tavanında ay ışığından mahrum ve sürekli aynı şeyleri yapmaktan sıkılmış dalgın haliyle kahramanın olağan dünyasına gireriz. Dalgın olma hali mühimdir. Zira dalgınlık Bergsoncu anlamda gülünç olanın da temelinde yatar. Dalgın kişi toplumun kurallarına uyamadığı için bir yere çarpar ve gülmeyle toplum onu esasen dizayn eder. Küçük Kara Balığın yer yer maruz kaldığı baskılanma biçimlerinden biri de alay olmuştur.
Küçük Kara Balığın içi bir hasretle doludur ki o hasrete bir gün kavuşur: Ay ışığı. Küçük Kara Balığın ayın kendi ışığı olmadığı bilgisini öğrenmesi bir yana bulunduğu dereden çıkmasını sağlayan şey onun balık sürüsünün içindeki ayrıksı halidir. Üstelik annesinin yumurtalarındaki binlerce balıktan yalnızca o hayatta kalabilmiştir. Bu bakımdan o biriciktir. Hatta seçilmiştir diyebiliriz. Bulunduğu derede hızlı hızlı dolaşmaları ve sürekli aynı şeyleri yapmaları onun statik olana karşı durmasına sebep olur. Anne tıpkı anlatıcı gibi neyin ne zaman yapılacağını daha hikâyenin başından tayin etmek isteyen kişidir. Güneş doğmadan annesini uykudan uyandıran Küçük Kara Balık niyetini açıklarken son derece kibardır. Bu nezaket kişiden kişiye değişmektedir. Bu bakımdan okurların Küçük Kara Balığı kaba olarak tanımlamaları yeterince dikkatli olmamalarından kaynaklanır.
Küçük Kara Balığın, Anne balığa verdiği cevaplara bakılırsa müthiş bir akıl yürütme yaptığı hemen fark edilecektir. Her şeyin bir başı bir sonu olduğuna göre bu derenin de mutlaka sonu olmalıdır tümdengelimi onun karakterini yansıtır. Annesinin ona derenin başının sonunun olmadığını söylemesi boşuna değildir. Başı ve sonu olmayan şey döngüseldir. Bu bakımdan hayat demek dün yaptıklarımızı yeniden yapmaktan başka bir şey değildir. Üstelik bu döngüde her şeyin bir özü vardır bu öz ne yapılırsa yapılsın değişmez. Bu zihniyet filin uçurulamayacağı gerçeğiyle yaşamaktadır. Küçük balığın bir dostu olan yaşlı salyangozun katledilmesi de bu döngüyü sorgulayanlara karşı tahammül edilemediğinin bir kanıtıdır. Salyangoz hem yavaş olması bakımdan hem de yaşlı olması bakımından anlatıdaki bilge-mentörlerden biridir. Zira balıklar sürekli aynı yerde hızlı hızlı dolanıp dururken Salyangoz’un yavaş olması onun farkını gösterir. Anne balık Küçük Kara Balığın yoldan çıkarıldığını ve bu işi yapanın Salyangoz olduğunu söylemiştir. Bu bakımdan Küçük Kara Balık yoldan çıkmış biri olarak görülür. Salyangozun katledilmesi “geçmişte” kalmış bir mesele olarak görülmüş adeta hafızasız bir balık sürüsü olan toplumun güç erkleri tarafından tarihselleştirildiği gösterilmiştir. Toplum küçük balığı, yaşlı salyangoza yapılanı yapmaya yeltenmekten de çekinmemiştir. O ancak arkadaşlarının yardımıyla içinde büyüdüğü toplumdan kaçabilmiştir. Küçük Kara Balık daha sonra yedi ayrı biçimde yolundan döndürülmeye çalışılmıştır. Önce hakaret, sonra pişman olacağıyla ilgili tehdit, gençlik hevesi olarak küçümseme, mevcut düzende neyin eksik diyerek tamahkar olmamakla suçlama, gerçeklikten şüphe ettirme, geri dönerse ödüllendirme ve son olarak sana alışmıştık diyerek alışkanlıklar üzerinden manipülasyona maruz kalmıştır. Annesinin “acı bana” demesiyle duygusal manipülasyon söz konusudur nihai caydırma yöntemi olmuştur. Yoldan dönmesi için böylesi bir manipülasyon çeşitliliği çok mühimdir. Zira birey toplum karşısında son derece savunmasızdır.
Fakat belli ki Küçük Kara Balık arkadaşlarını “derin uyku” olarak çevrilen aslında tavşan uykusu olan bir uykudan uyandırmıştır. Tavşan uykusu derin olmayan adeta bir hortlakvari yaşamı simgeler. Kimse onunla gelmeye cesaret edememiştir. Masalın sonunda denize ulaşmış olması onun hedefini daha başından itibaren deniz olarak gördüğünü göstermez. O bir şeye ulaşmak için değil yola çıkmak için çıkar. Kara balık böylece büyük bir şelaleden bir gölete düşmüştür. Düşüş bu bakımdan önemlidir. Zira yola çıkmak tüm riskleri almak demektir. Burada eli ayağı birbirine dolanmış adeta özgürlük onu sersemleştirmiştir. Masalda Kurbağa Yavrusu diye çevrilen yaratıkların Büyük Baş olarak çevrilmesi daha doğru olacaktır. Zira onlar kendilerini soylu soplu gören kibrin temsilcileri olarak masaldadırlar. Onlar Küçük Kara Balığın şekilsizliği ile alay ederken kendilerinden bihaberdirler. Onu biçimsiz olarak görmeleri manidardır. Biçim sahibi olmak demek, olmak demektir. Oysa Küçük Kara Balık henüz oluş sürecindedir. Ayrıca şekilsiz, biçimsiz olmak demek tanımlanamıyor olmak demektir. Bu bakımdan Büyük Başlar tanımadıklarına karşı küçümseyici alayla karşılık verirler. Kendilerini soy sop sahibi görmeleri bir yana Küçük Kara Balık onları cehaletlerinden ötürü affetmiştir. Zira o onlara göre daha görmüş geçirmiştir. Büyük Başlar kendilerinden habersizken soylu soplu olmalarıyla övünmeleri tipiktir. Zira kim olduğunu bilmeyen mutlaka kendini bir kümeye dahil etmek zorundandır. Başka türlü yaşamak imkansızdır. Kimlik bu bakımdan toplumsal yaşamın parçasıyken şahsiyet sahibi olmak ancak yola yalnız çıkanların yapabileceği bir haktır. Küçük Kara Balık muhatapları ile konuşurken daima mantık yoluyla cevaplar verir. Mesela o bu yaratıklara da mantıkla cevap vermiştir: “Siz bu göletten hiç dışarı çıkamıyorken nasıl oluyor da bütün dünyadan söz edebiliyorsunuz?” Yavru kurbağalar da ona başka bir dünyanın, aslında başka bir biçimde yaşamın imkanının olmadığını söyleyip dururlar. Şişine şişine söylenen Kurbağaların annesi onu yavrularını yoldan çıkarmakla suçlaması da iddia ettiğim tezi doğrular niteliktedir. Küçük Kara Balık burada soysuz sopsuz olmakla da suçlanmıştır. Buna karşılık onun tavrı son derece serttir: Bu ömürlerden yüz kere de yaşasan yine cahil ve zavallı kurbağadan başka bir şey değilsin.
Böylece Küçük Kara Balığın ilk durağı olan kibir ve kendini üstün görme sınavını başarıyla geçtiğini görmekteyiz. Kara Balığın yolcuğunun devamında ilginç bir ifade söz konusu olur. Onun için son derece büyük olan derenin kıvrılması dağın tepesinden bakıldığında ince beyaz bir iplik gibi göründüğü ifade edilir. Burada karşılaştığı manzara masalın ikinci durağıdır. Masalda keyfi yerinde mutlu ve pinekler durumda olan tek yaratık kertenkele ikinci bir tip bilgeyi simgeler. Küçük Kara Balığa hançeri veren ve onu gelecek tehlikelere karşı uyaran odur. Burada yan yan yürümesiyle Yengeç onu güzel sözleriyle ikna etmeye çalışır. Üstelik Yengeç’in sözlerine inanmayan Kara Balığın korkaklık ve kötümserlikle suçlanması manidardır. Yengeç onu toplumun atfettiği kahramanlık imajıyla yakalamaya çalışır. Bu yüzden onu korkak ve kötümser olmakla suçlar. Zira korkmak ve kötümserlik toplumsal birliği bozan ve bireyi yetersiz hissettirip manipüle etmeyi de sağlayan ciddi manipülasyonlardır. Fakat Küçük Kara Balık burada da gördüğüne ve aklına olan inancını savunur. Yengeç’in Kurbağaların kibirlerinden yola çıkarak onları cezalandırdığını savunması onun tiranlığına göndermedir. Zira o kendince zalimleri ve cahilleri cezalandır. Dünyada adalet onun elindedir. Fakat onun yan yan yürümesi kendisini ele verir. Dünyanın kimin elinde olduğunu yürümeyi dahi bilmeyen biri nereden bilecektir ki? O sırada bir çobanın gölgesinin suya düşmesi ve Yengecin bir daha yuvasından çıkmaması sonucu Kertenkele ile Küçük Kara Balığın konuşması başlar. Pelikanın kesesi hakkında uyarılıp aldığı hançerle yola çıkan Kara Balık kendisi gibi daha birçok balığın bu yoldan geçtiğini ve denizde birlik olduklarını da öğrenir. Teşekkür eder ve yoluna devam eder. Fakat tuhaf bir biçimde edindiği bilgiler onu vesveseye sokar. Kaygı içindedir.
Daha sora suyun genişlediği bir ırmağa girdiğinde yola çıktığından beri ilk defa başka balıklarla karşılaşır. Ona nereye gitmek istediğini sorduklarında cevabı deniz değil derenin sonunu bulmak istiyorum olmuştur. Onun diğer balıklardan farkı bilgi sahibi olması değildir o Pelikanın yolun üzerinde oturduğunu bilmesine rağmen cesurca yoluna devam etmeye kararlıdır. Dolayısıyla kaygılı değildir artık. Diğer balıklardan en temel farkı korkak olmamasıdır. Üstelik diğer balıklar büyüklerin korkusundan onunla gelmeye de çekinmişlerdir. Kendi başına yola çıkan Küçük Kara Balık bir taşın altında uyumuş ve o gece Ayın aşığı ile ilk defa karşılaşmıştır. Böylece yolcuğun ilk günü ışığa yani içinde tuttuğu hasretine kavuşmuştur. Küçük Kara Balık Ayın ışığını sürekli istemesine rağmen bir kara bulutun buna engel olacağını ve hatta Ayın aslında gerçek anlamda bir ışığının olmadığını öğrendiğini görürüz. Fakat Küçük Kara Balık yeni öğrendiği hiçbir şeye karşı direnç göstermez. Karşı çıkmaz. Dere yerine Irmakta olduğunu öğrendiğinde de Ayın gerçek anlamda bir ışığının olmadığını öğrendiğinde de olanı olduğu gibi kabul eder. Kara Bulutun gelmesiyle birlikte Kara Balık şaşkınlık içinde kalıp karanlığa baktığını görürüz. Karanlığa bakması manidardır.
Hikâyenin ikinci gününde Küçük Kara Balık uyandığında etrafında diğer balıklardan birkaçının cesaret edip onunla gelmeleri süreci başlar. Balıklar hala kaygılıdır fakat Küçük Kara Balık onları fazla düşünmeyin yola koyulun ve böylece korkularınız silinip gider diyerek yol göstermeye çalışır. Fakat hareket eder etmez pelikanın kesesine düşerler. Bu süreçte Küçük Kara Balığa düşman olan balıkların Pelikanla iş birliğine girişmeleri ve hatta Küçük Kara Balığı öldürmeye kalkışmaları önemlidir. Üstelik onlar da Küçük Kara Balığın kendilerini yoldan çıkardığını iddia ederler. Nihayetinde Küçük Kara Balığın hançerinden çekinir ve onun öngördüğü planı uygularlar. Tuhaf bir biçimde Pelikanın kesesinden kurtulan sadece Küçük Kara Balık olur. Üstelik Pelikan balıkları bölerek onları Kara Balığa karşı kışkırtarak tam bir iktidar oyunu oynar. Küçük Kara Balığın kendisini öldürmeye kalkan balıklar içinde ağlayıp sızlayanlara karşı sert davranır. Okurların Küçük Kara Balığı kaba saba hatta ağzı bozuk olarak görmesi bu meseleyle ilgilidir. İhanet ve ölüm karşısında Küçük Kara Balık’tan beklenen şeyin nezaket olması okurlar açısından ne ifade eder? Masallar dönemlerinin zihniyetlerine uygun anlatılardır. Türk Masal tarihi ile ilgili küçük bir araştırma bile masallarda anlatılanların bugünün değerlerine son derece uzak mevzuların anlatıldığını görecektir. Bir çocuktan her ne şartta olursa olsun büyüklerine itaat etmesini beklemek, haksızlık karşısında nazik kalmasını beklemek zannımca sosyolojik olarak ayrı bir konunun tartışmasıdır.
Kara Balığın denize ulaşması masalda tuhaf bir biçimde kaybolma olarak aktarılır. Küçük balık bu kadar geniş bir suyun içinde adeta kaybolmuştur ve bu bölümde karşısına çıkan ilk şey testere balığıdır. Denizin dibinden yüzeye çıkan Küçük balık denizin dibini merak edip dururken bir balık sürüsüne raslar ve onu ilk defa arkadaşça selamlayan balıklar yol yordam gösterirler. Sonrasında tüm ırmakların bu denize döküldüğünü ve bazı ırmaklarında bataklığa döküldüğü bilgisini öğreniriz. İstediği zaman gruba katılabileceğini öğrenen küçük kara balık yine de bir süre denizde dolaşmayı ister. Çünkü balıkçıyla olan mücadelelerine katılmak istemektedir. Buradaki Balıkçı esasında kimdir? İran Şahlık rejimi midir? Pek yakında olacak olan şey devrim midir? Balıkçılın denizin yüzeyinde olması neyi ifade eder? Küçük Kara Balık çok tuhaf bir biçimde balık sürüsünden ayrıldıktan sonra yüzeye çıkar ve ölüm hakkında düşünmeye başlar. Acaba gerçekten de bu yolculuk tasavvufi bir yolculuk olabilir mi? Tüm bunları düşünürken Balıkçıl tarafından yakalanan Küçük Kara Balığın kendisini zehirli olarak sunduğu balıkçıldan kurtulması da önemli bir detaydır. Her ne kadar balıkçılı kandırabilse de ikinci seferde balıkçılın midesine düşer. Burada minik balıkla olan diyalog masalın anlatımın önemli noktalarından biridir. Masalı diğer balıklara yani dolayısıyla bize ulaştıran minik balık ile burada karşılaşır. Ağlar vasiyette annesinin onu kurtarmasını bekleyen minik balığı azarlayan Küçük Kara Balık o durumda bile Balıkçılı öldürmek ve balıkları rahat ettirme maksadıyla harekete geçer. Minik balığın kurtulmasını sağlar, kendisini düşünmez. Söz verdiği gibi balıkçılı öldürür fakat kendisinden bir haber alınamaz. Ve bir efsaneye kavuşur. Ya da hiçliğe ulaşır.
Anlatıcı ihtiyar balık on iki bin balığa anlattığı hikayeyi bitirir bitmez umursamaz bir biçimde herkesin uyumasını ister sorulan sorulara da cevap vermez. Kendisi de 12 bin balık gibi uyumaya gider. Masalın sonunda sorulan sorular tamamen çocukçadır: Minik balığa ne oldu? Küçük Kara Balık artık anlatılmış ve bitmiştir. Fakat kırmızı bir küçük balık sabah kadar Küçük Kara balığın kaybolduğu denizi düşünür. Kendisi de zaten denizdedir. Denizden kasıt nedir?
Böylece Behrengi bize masalın içinde bir masal ile nihayetinde iki gün süren bir yolcuğu aktarır. Anlatıcı yaşlı balık hiçbir soru almaz ve sorulan sorulara da cevap vermez. Körü körüne itaati eleştirdiği bu masalda Behrenginin kahramanı denize ulaşmayı hedeflemek için yola çıkmamıştır. O sadece yola çıkmak istemiştir. Ve yolda gördüğü metaforik ya da alegorik ögeler insan yaşamının en temel sorunlarını ima eder. Kibir, bağnazlık, ihanet ve kaybolma. Bu masalda işlenen en temel kavramlardır. Bu bakımdan yalnızca modern bir masal değil ayrıca düşünsel ögeleri de olması açısından değerlidir.
[1] Çocuk Kitaplarını Çözümlemeye Yönelik bir Uygulama: Samed Bahrengi ve Kara Balık Örneği, Okur-Tepki Teorisi: Küçük Kara Balık Örneği
[2] Bassiri Kaveh, Whatever Happened to The Little Black Fish?
[3] Afrouz Mahmoud, The Comparative-Analytic Study of “Journey” and “Mystical-Journey” in Narrative Literature: Ahmad Ghazali and Samad Behrangi’s works in Focus
[4] “A Different Meaning of Black” — Hermeneutik Okuma (Journal of Comparative Literature Studies, 2020)
[5] “Is Geography Destiny? A Deleuzo–Guattarian Reading of The Little Black Fish”
[6] “A Different Meaning of Black” — Hermeneutik Okuma (Journal of Comparative Literature Studies, 2020)








Yorumlar (0)