Giriş
Türkiye’de zaman geçtikçe daha da alevlenen çok bilindik bir tartışma vardır. Bir taraf ülkedeki vergilerin artık nefes aldırmayacak düzeyde olduğundan şikayetçiyken diğer taraf tam aksine vergilerin az olduğunu, devletin yeterince vergi toplamadığını söylüyor. İlginç olan nokta ise iki tarafın da haklı olması. Evet, gerçekten de Türkiye’de vergiler az olmasına rağmen aynı zamanda nefes aldırmayacak düzeyde çok. Ancak meseleyi anlamak için duygusal argümanları bir kenara bırakıp iktisadın toprağına ayak basmamız lazım. Ben Kirpi, bu yazıda sizlere Türkiye’nin vergi politikasını anlatacağım. İyi okumalar.
Vergi Nedir ?
“Türkiye’de vergiler çoktur (ya da azdır).” cümlesi, beraberinde cevaplanması gereken iki soruyu getirir. Bunlardan ilki, verginin ne olduğu; diğeriyse neye göre çok veya az deneceğidir. Takdir edersiniz ki bir şeye çok veya az diyebilmek için ölçülebilir bir standarda, referans noktasına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu iddianın doğruluğunu ele almak için evvela içinde barınan iki soruyu cevaplamamız lazım. Gelin ilkinden başlayalım.
En basit tanımıyla vergi; devlet gibi organize toplumsal sistemlerde bireylerin veya özel şirketlerin verimli şekilde yapamayacağı şeyleri (yollar, eğitim ve sağlık harcamaları, kamu binaları ve altyapı çalışmaları) yapmak ve yeniden dağıtımcı politikalarla gelir ve servet eşitsizliğinin önüne geçmek için yine devlet aracılığıyla halktan toplanan değerdir. Vergi toplamak, salt anlamıyla halktan bir şey almak değildir. Vergiyi hırsızlıktan ayıran nokta, verginin gönüllü bir eylem olmasındadır. Devletler, vergiyi topladığı halkın gönüllülüğünü sağlamak için onlara bir geri ödeme yaparlar. Bu geri ödeme çoğu zaman üstte bahsettiğim hizmetlerdir. Yani iyi vergi, karşılığı verilmiş vergidir. Bunlar cepte bir dursun.
Tamam, verginin ne olduğuna değindik. Peki vergi nasıl alınmalı? Sonuçta halkın her üyesi aynı maddi statüde değil. Toplumumuz, farklı ekonomik sınıflardan birçok insanı barındırıyorsa en doğru vergilendirme yolu nasıl olmalı? Herkesten eşit vergi mi toplayalım yoksa ekonomik sınıflara göre oranı mı arttıralım? Bu gibi soruları da çözmek lazım. Sonuçta vergi topluyoruz burada, şakaya gelmez bu işler.
Verginin iki temel çeşidi vardır. Bunlardan ilki dolaysız vergilerdir. Kişinin gelirinden veya servetinden kesilen vergidir. Dolaysız vergiler, genellikle artan oranlı (Progressive) bir yapıdadır. Artan oranlı deyince hemen korkmayın zira sizin için değil de zengin için artar bu oran. Örnek vermekte fayda var: Diyelim ki benim 100, sizin ise 10.000 liranız var. Devlet benden %10 vergi alırken sizden %30 alır. Ben 10, siz ise 3.000 lira vergi ödemiş olursunuz. Gelişmiş ülkelerde vergi gelirlerinin ekseriyetini bu vergi oluşturur. Bu sistemin güzel yanı, “Ödeme Gücü İlkesi” dediğimiz bir düşünceye dayanmasıdır. Yani herkes taşıyabileceği yükün altına girer. Çünkü aylık geliri 100 lira olan benim için benden alınan 10 lira çok mühimdir ancak geliri 10.000 lira olan sizler için 3.000 lira pek de bir şey ifade etmeyebilir. Kısacası 3.000 lira sizin canınızı benim ödeyeceğim 100 lira kadar acıtmayacağı için size doğru artan bir oran görürüz. Nicelik açısından daha fazla olan 3.000 liranın nitelik açısından neden fakirin verdiği 10 liradan daha değersiz olduğunu “Azalan Marjinal Fayda Yasası” ile açıklıyoruz. İlgilenenler araştırabilirler. Ama özetlemek gerekirse benim para ekmek parası.
İkinci tür ise dolaylı vergilerdir. Her ne kadar sabit vergiler olsalar da çoğu zaman “Azalan Oranlı” bir etki yaparlar. Azalan oranlı (Regressive) deyince de hemen sevinmeyin zira sizin için değil de zengin için azalır bu oran hehe. KDV ve ÖTV gibi tüketime yansıtılan vergilerdir bunlar ve tüketicinin maddi durumuna bakmaksızın herkesten aynı miktar para koparırlar. Böyle deyince hem neden azalan oranlı etki yaptıkları hem de sebep oldukları problemler anlaşılmayabilir, bir örnek daha vermekte fayda var: Diyelim ki devran döndü ve bu sefer siz fakir, ben zenginim. Sizin 100 liranız var ve bu parayla kıt kanaat geçiniyorsunuz. Bende ise 10.000 lira var. İkimizin de aynı ürünleri aldığı bir market alışverişi sonrasında 10’ar lira vergi ödedik. Günün sonunda siz, pek kıymetli 100 liranızın %10’unu vergi olarak kaybettiniz. Ben de sizle aynı miktar ödedim ancak benim ödediğim vergi, elimdeki 10.000 liranın sadece %0,1’i oldu. İşte sıkıntı buradadır. Teknik olarak herkese eşit işleyen bu dolaylı vergiler, maddi farklılıklar sebebiyle alt kesimin sırtına daha çok biner. Kısacası benim sakalımı, sizin de kolunuzu keser.
Tabii böyle kötü anlattığıma bakmayın; devletler için bu da önemli ve gerekli bir vergi çeşididir ancak ilk bahsettiğim dolaysız vergilerden daha sık alınması, ciddi ekonomik sorunlara işaret eder.
Kime Göre Çok, Neye Göre Az?
Bir şeye çok ya da az diyebilmek için bir referans noktası gerektiğini söylemiştik. Sonuçta kıyas yapmamız lazım. Peki güzel ülkemizi neyle kıyaslayacağız? İktisadi sorgulamalarda doğru kıyaslar yapmak önemlidir. Kötü bir ülkeyle yaptığınız kıyas, bizi en iyi gibi gösterebilirken tam tersi bir durumda en kötü olabiliriz. Hem bölümümde sık sık karşılaştırdığımdan hem de benzer kurumlara sahip olup veriyi elde etme konusunda da aynı metodolojiye başvurduğumuzdan dolayı bu yazıda bizim de üyesi olduğumuz OECD’nin ortalamasını kullanmak, yerinde bir karar olacaktır. Verginin ne olduğu ve çok ya da azın neye göre belirleneceğine dair sorunlarımızı çözdüğümüze göre şu ana kadar anlattığım teorilerin Türkiye pratiği ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğuna artık bakabiliriz. Hadi sizin için çektiğim verilerle inceleyelim.
Teori ve Pratik: 2023 Verileri ile Türkiye’nin Durumu
Öncelikle OECD ortalaması ile Türkiye’nin vergi gelirlerini kıyaslayalım. Aşağıdaki grafik Türkiye ve OECD’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının yüzde kaçının vergi gelirlerinden oluştuğunu göstermekte:

Grafiğe baktığımızda Türkiye’nin vergi gelirlerinin GSYH’ye oranının (%23.2), OECD ortalamasından (%33.7) çok daha az olduğunu görüyoruz. Ki 38 OECD ülkesi arasından, vergi toplama konusunda 34. sırada. Yani makroekonomik açıdan devlet gerçekten de az vergi topluyor. E peki o zaman vergilerin aşırılığından şikayetçi olanlar, neye dayanarak şikayet ediyorlar? Tam da öncesinde bahsettiğim iki vergi çeşidi yüzünden. Türkiye’nin vergi politikalarındaki sorun devletin ne kadar vergi topladığında değil, vergiyi kimden topladığında yatıyor. Dolaylı ve dolaysız vergilerden bahsettiğim kısmı anlamadıysanız yeniden okumanız tavsiyemdir zira şimdiki grafik tam da o konuyla alakalı. Buyrun efendim:

İşte bu grafik Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunun istatistiksel karşılığıdır. Gelişmiş OECD ülkeleri, sermayedarlarının gelirinden yaklaşık %31 bir vergi toplarken bizde bu oran %24 gibi gerçekten düşük bir seviyededir. Eğer “Eee devlet zenginden para alamıyorsa kimden alıyor?” diyorsanız gözlerinizi yavaşça kırmızı bara kaydırmanızı rica edeceğim zira orda, arabanıza koyduğunuz benzinden içtiğiniz şişe suya kadar yaptığınız her harcamada ödediğiniz bütün dolaylı vergilerin toplamını göreceksiniz. OECD için bu toplam yaklaşık %36 seviyesinde iken bizde neredeyse %46 bandında.
Hatırlarsanız dolaylı vergilerin oran olarak çok fazla olduğu ülkelerin ciddi ekonomik sıkıntılar içerisinde olabileceğini söylemiştim. Bizde tüketim vergileri, gelir vergilerinin neredeyse iki katı. Milyon dolarlık vergi borcu tek kalemde silinen bir patronun ödediği vergi ile asgari ücretli işçinin aynı miktarda ödediği tüketim vergisi… Türkiye, mevcut ekonomik durumu gereğince sermayedardan vergi almayan/alamayan ve bundan dolayı da yükü alt sınıflara dağıtan bir vergi politikası içerisindedir. Bazı iktisadi okullar bunu gelişmekte olan ülkelerin uğramak zorunda olduğu geçici bir durak olarak yorumlarken bazıları ise daha eleştirel yaklaşmakta ve sorunun ekonomik değil, politik olduğunu savunmaktadır.
Bununla bitmedi. Hatırlarsanız verginin ne olduğuyla ilgili bölümde, iyi verginin karşılığı verilen vergi olduğunu söylemiştim. İstatistik öyle güzel şey ki bunun da matematiksel karşılığına bakabiliyoruz. Buyursunlar grafik:

Grafik, bize alınan verginin ne kadarının sosyal harcama (eğitim, sağlık, güvenlik) olarak halka geri döndüğünü gösteriyor. Görüldüğü üzere sosyal harcamalar OECD ülkelerinin ortalamasında GSYH’nin beşte birini oluşturuyorken Türkiye’de bu durum onda bir. Başta bahsettiğim “yeniden dağıtımcı vergi” doğasından çok uzakta bir politika. Ayrıca vergi ve sosyal harcama oranları dikkate alındığında şu sonuç çıkartılabilir: Alınan 100 birim verginin OECD ülkelerinde 62 birimi halka geri dönerken Türkiyede sadece 43 birimi geri dönüyor. 19 birimden ne olacak demeyin zira bu 19 birim; sizin eğitiminiz, sizin sağlığınız, sizin sosyal güvenliğiniz demek.
Türkiye, sadece vergi yükünü alt sınıfa yüklemekle kalmıyor, aynı zamanda aldığı ile verdiği arasındaki uçurumu da görmezden geliyor. Sosyal harcamalar, vergiyi veren alt sınıfa bir teşekkür ve görevdir. Vergiler ve harcamalar arasındaki bu uçurum bize gösteriyor ki, halk günden güne verginin doğasından uzaklaşan bir “şey” ödüyor. Ne olduğuna siz karar verin.
Vatandaşın vergilere çok fazla demesi ve yaşadığı memnuniyetsizlik, bu grafik sayesinde de yorumlanabilir. Vatandaşın memnuniyetsizliği, verdiği verginin karşılığını görememesi sebebiyle meydana geliyor ve bu yüzden oranların çok olduğundan şikayet ediyor olabilir.
Sonuç
Kısacası Türkiye’de vergiler; benzer ülkelerin ortalamalarına kıyasla az olmasına rağmen alınan vergilerin içerisinde KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin payı, gelir ve servet vergilerinin iki katıdır. Yani vergiler üst sınıftan değil, alt sınıftan toplanmaktadır. Toplanılan vergilerin halka sosyal harcama olarak dönüşü göz önüne alındığında, durumun yetersiz olduğu ve halkta bir karşılıksızlık hissi oluşturabileceği söylenebilir.
Türkiye’de vergilerin az olduğunu söyleyenler, sadece grafiğe odaklandığımızda haklılardır. Ancak kafamızı sayılardan insanlara çevirdiğimizde, vergilerin aşırı olduğunu söyleyen insanların hatalı olduğunu söylemek bence imkansızdır. Tekrar etmekte fayda var. Türkiye’de mesele az ya da çok vergi değil, adaletli ya da adaletsiz vergidir. Yaşasın İktisat.
Kaynakça
TUİK 2023 Sosyal Koruma İstatistikleri – www.tuik.gov.tr
SOCX 2023
OECD Revenue Statistics 2024 Türkiye
Vergi gelirleri (Türkiye ve OECD) – OECD Data Explorer








Aslında bu alt sınıftan da kimden aldığı çok önemli mesela bir berberden mi daha fazla vergi alıyor yoksa memurdan mı? Zannımca memurun kaçabileceği hiçbir yer yok.
Buna başka bir yazıda muhtemelen değineceğim. Türkiye’nin kdv ötv gibi kalemlere abanmasının sebeplerinden biri ekonomimizin büyük kısmının “kayıt dışı” olması. Kurumdan, zenginden, esnzftan artık her kimseden vergi toplayacaksan fiş lazım. Detaylı bir takip lazım. Devlet el altından yapılan alışverişe ya da nakite çok da rahat vergi kesemiyor. Bu yüzden de insanların yaptığı her alışverişte trink diye kdv ötv çekiyor. Zaten o fiyata dahil olduğundan çok da sıkıntı olmuyor. Sizin dediğiniz durumda da berber bir tık avantajlı. Vergi kaçırabilir. Memurun işi daha zor. Ama günün sonunda ikisi de market alışverişinde yine vergi ödemek zorunda kalıyorlar. Ama dediğiniz gibi berberin işi daha kolay.
Kalemine sağlık. Sermaye siyasete tamamen hakim konumda. Siyasetin sermayeden bağımsız, sermaye aleyhine bir karar alması, günümüz şartlarında neredeyse imkansız. Ülkede hak-hukuk-kanun diye bir şey kalmadıysa, sermayenin siyasete bu hakimiyetinden. Sevgiler
Güzel yazı, tebrikler
Çok aydınlatıcı bir yazı, emeğinize sağlık Kirpi Bey.
Çok güzel bir yazı olmuş kamu maliyesi derslerinde gördüğüm hemen hemen herşey var hemde basit ve sade bir biçimde ders metni olarak okutulurmu bilemedim ama çok net çok temiz anlatmışsın anlamışsın konuyu