F is For Family, aslında ne anlatıyor?
Bu tuhaf ve absürt diziyi bir süredir izliyorum. Aşırı derecede sürükleyici bir hikayesi olmadığından ve sürdürülebilir bir izleme deneyimi sunmadığından televizyonun karşısına geçip bölüm bölüm devirdiğim bir dizi olmaktan ziyade, kötü hissettiğim veya sıkıldığım zamanlarda açıp bir iki bölüm izlediğim bir seri kendisi. İkinci sezonu bitirmek üzereyim. Defalarca kez “Bu diziyi bir daha izlemeyeceğim, kendime takip edeceğim doğru dürüst bir şey bulayım” dediysem de sanki bitirmek zorundaymış gibi, dönüp ufak ufak devam ettirdim hep.

Dediğim gibi, dizinin öyle kayda değer bir hikayesi yok, çeşitli kırılmalar veya ufak olayların büyümesi üzerinden ilerliyor. Genel olarak edepsiz ve kışkırtıcı bir dizi olduğunu söylemekte fayda var. İlgimi çeken bir dizi değil, ama yine de önemli noktalara parmak bastığını düşünüyor ve aşırı müstehcen, uğursuz olan bu dizinin aslında neyi eleştirdiğini sizinle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, adından anlaşılacağı üzere dizinin merkezi olan olgu “aile”, olaylar çoğunlukla Murphy Ailesi’nin bireyleri arasındaki çatışmalar ve bunların dış dünyaya yansıması üzerinden ilerliyor. Murphy’lerin birbirleri arasındaki çatışmayı görebilmek için öncelikle her şeyin sebebi sayılabilecek ana karakterimizin, Francis Murphy’nin kişiliğine ve çevresine etkilerine bakmak gerekiyor.

Frank, genel olarak çocuklarıyla (Kevin, Bill ve Maureen) ve eşiyle (Sue) geçinemeyen, yalnızca küfür veya tehditler savurarak, bağırarak iletişim kurabilen bir adam. Kibirli bir kişiliğe ve öfke problemlerine sahip. Aynı zamanda sorumsuz ve empati yoksunu. Yaptığı en ufak şeyi bile kendini övmek ve yüceltmek için kullanan, her şeyi bir ego tatmini aracına dönüştüren birisi. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’sında (Frank’in gençliğini kore savaşında geçirmiş oluşu detayı da önemli), her yönden yozlaşmış bir mahallede oturuyor ve kendi sığ fikirlerini aile bireylerine dayatmaya çalışması, ilgisizliği ve aile içinde yarattığı baskı ile genellikle sevilmeyen bir baba modeli kendisi. Özellikle toplumsal cinsiyet rollerinin Frank üzerinde oluşturduğu etkinin yine aile içi iletişimi etkilediğini şimdiden söylemekte fayda var. Öyle ki kendisi “erkek olmaya/evin direği konumuna gelmeye” öylesine takıntılı ki basit ev işlerini yapamaz veya çocukları için kahvaltı hazırlayamaz durumda, kendisi evde yokken her şeyi Sue’nun halletmesine ve Sue’nun bu durumdan duymuş olduğu bıkkınlığı görmezden gelmeye de epey alışık. Eşinin evde oturan, ev işleriyle ve çocuklarla ilgilenen bir kadın olmasına, kızı Maureen’in akıllı, uslu bir kız çocuğu olarak yetişmesine ve ortanca oğlu Bill ve en büyük oğlu Kevin’in kendisi gibi sözde ilgili, fedakar bir erkek ve baba olacak şekilde yetişmelerine dikkat ediyor. Yaratmış olduğu bu baskı ve eşitsiz beklentileri, ailede çatışma yaratan önemli bir unsur. Bunların etkisini en canlı biçimde görebileceğimiz karakter ise Frank’in en büyük çocuğu, Kevin Murphy.

Kevin, rock müziğe ilgi duyan, elektrogitar çalan ve kendine ait bir müzik grubuna sahip, kendisini “serpilmeyi bekleyen bir sanatçı, bir rock müzik dehası” olarak tanımlayan, 14 yaşlarında bir genç. Babasının koyduğu kurallara devamlı karşı gelişiyle Frank’in gözünde bir baş belası kendisi. Kevin, müziğini ve grubunu insanlara ulaştırma, sanatını icra etme konusunda ne kadar ısrarcıysa, babası da Kevin’in “normal bir genç” olması, okuluna gidip derslerine çalışması ve iyi bir meslek sahibi olup aile kurması konusunda o kadar ısrarcı. Ayrıca, Frank’in Kevin üzerinde yaratmış olduğu “erkek ol” baskısı, Kevin’in dikbaşlılığının sebeplerinden birisi. Örneğin, Frank’in bir bölümde Kevin’e “Yalan söyleme, Kevin. Erkek adam yalan söylemez.” demesi, ancak Kevin’in gözleri önünde Sue’ya iş bulma konusunda yalan söylemesi, babasını Kevin’in gözünde güvenilmez bir figür haline getiriyor ve karşılıklı nefret doğuruyor. Diğer karakterler hakkında da ufak şeyler söyleyip yazıyı bitirmek istiyorum. Frank’in küçük kızı Maureen’e alttan alta tolerans göstermesi ve oğullarına nazaran daha şefkatli davranması, ancak bu yumuşak tavırlarının yanında baskıcı tavırlarına devam etmesi, Maureen’i genel olarak evde olmayı sevmeyen, içe kapanık bir çocuk haline getiriyor. Arkadaş çevresinin erkeklerden oluşması veya yaşıtı kızlarla iyi anlaşamaması, babasının beklentileriyle terslik yaratıyor ve arada yine bir kopukluk meydana getiriyor. Ortanca çocuk Bill ise tamamen ilgisiz kalmış, kardeşlerden belki de en masumu. Sürekli “pısırık” olmasıyla alay edilen, zorbalığa uğrayan ve cesur olma, yüzleşme baskısıyla yaşayan bir çocuk. Sue ise ev hanımı rollerine sıkışıp kalmış, bu durumdan usanmış bir karakter. Gençliğinde, üniversite yıllarında, erkek arkadaşı Frank’ten hamile kalmış olması yüzünden üniversite eğitimini bile tamamlayamamış bir kadın kendisi. Zamanla bir iş buluyor ve yeni bir mutfak aleti geliştirerek oldukça başarılı bir konuma da geliyor, ancak çeşitli nedenlerden dolayı kocasından destek görmüyor. Bu nedenlerin başında, Frank’in karısının çalışıyor oluşunu (karısının işe girmesi, Frank’in havaalanındaki işini kaybetmesiyle aynı zamana denk geliyor) kendisine karşı bir “yetersizlik” işareti olarak görüyor ve Sue’yu vazgeçirmek için elinden geleni yapıyor.

Bu şekilde… yatmadan önce dizi hakkında biraz yazayım dedim. Ben şahsen izlerken bunları gördüm genel olarak, gözden kaçırdığım yerler de olabilir elbette. Diziyi izlediyseniz eğer ekleme yaparsanız sevinirim 🙂
IsimsizYokkisi 1792369103
heart
2 kişi
∙
  • kaya
    Kaya ·kaya
    1 bölüm izleyemedim beni sarmamıştı
    ·42 dakika önce