Dün gelmemişti aslında. Neredeydi, kimleydi ? Bir sürü soru soruyordu kendine ama cevaplarını alamayacağı için çok da dillendirmiyordu. Sevmezdi öyle işi, cevapsız soru boş soruydu ona göre.


– Evet Hasan abi tezgahın altına koy sana zahmet. Ben dükkana bir iki saate anca geçerim boşuna bekleme. IBAN’ını da atıver de atıyım parayı.
– Tamamdır koçum ben oraya koyarım. IBAN veremiyorum benim hesapta bir sorun var da. Bir ara helalleşiriz.



– Ee anlat sen yarım kaldı.
– İşte dün geldi, oturduk çay içtik. Sonra telefonu getirdi bizim çocuk o da aldı gitti.
– Onun telefonu niye sendeydi.
– Benim tabelada ne yazıyor, telefoncu. Telefoncuya telefon niye getirilir?
-Yok onu demiyorum. Geçen telefonu suya düştü onun. Tamire götürdüm dedi ama sana verdiğini demedi. Bizim Fazıl abi var Hancılar’da, anne tarafından akraba düşer bize. Ona götürdüm demişti.
-Allah Allah… niye öyle demiş ki? Hem bana getirmese darılırdım valla.
-Dur abi konu o mu? Diyorum ki sana, bu çocukla iki gün önce konuştum. Ondan sonra daha da haber alamadım.
– Oğlum dert ettiğin şeye bak. Çocuk dediğin otuzunu geçti. Belki iş bulmaya gitti, telefon da bozuk.
– İlla bir yerlerden arardı normalde. Gerçi son zamanlar aklı beş karış havadaydı da.
– Onun aklı hep öyleydi de, Muhsin abi de hakkın rahmetine kavuşunca bir sen kaldın yanında yöresinde. Senin de durumun malum, işler güçler pek yoğun. Çoluğun çocuğun var bakacak. Sen onu dert etme. İpsiz sapsızdı o hep, korkarım bundan sonra da bulamaz ya…
– Nasıl dert etmeyim abi? Dayım emanet ettiydi taa biz çocukken. Hastane de son nefesi vermeden de aynı şeyi dedi.


Olanla bitenin arasında ezilen insanların birbirine benzeyen hikâyelerini görmek önemlidir. Bir olmuş, bir bitmiş deyip geçmek kolaydır da, neden olduğunu sormanın hiç mi önemi yoktur?
heart
3 kişi
∙
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!