Emin Alper’in Tepenin Ardı isimli filmi zannımca insan varoluşunun belki de en hayati meselesi olan “anlam üretme” konusuna eğiliyor. Film boyunca yönetmen öyle çekim açıları ile meseleyi inşa ediyor ki izleyenler olarak bizler hiç kimse ile özdeşlik kuramıyoruz. Ve bu çok önemli bir nokta. Anlatının bize ilk hissettirdiği şey tekinsizlik ve paranoya. Film boyunca sürekli “acaba” diyoruz. Böyle olması bizi olan biteni uzaktan, Tepenin Ardından bakan birileri haline getiriyor.
Film bu tekinsizliğini daha ilk sahnesinde başlatır. Daha ilk sahnede biz fidanlara sopayla şiddet uygulayan birilerini görürüz. Kim olduğu belirsizdir bu kişinin. İnsanın öfkesini bir fidana yöneltmesi tesadüf değildir. Fidan etrafı çitlenmiş arazinin temellük edilmiş bir nüvesidir. Hiçliğin içinde sahip olduğumuz bir şeydir. Ardından hemen bir pencere sahnesi ve tavuk sesleri başlar ve filmin ana karakteri Faik’in hırsla kümese koşturmasına şahit oluruz. Kümeste ne olduğu belirsizdir, yani kümeste ne ölü bir tavuk vardır ne de başka bir şey. Ama biz tepenin ardından boşluğun içinde iki insan görürüz.
Film boyunca bu geniş açılar adete hiçliğin içindeki insanı gösterir bize. Onların duyguları hisleri değil de adeta bir boşluğun içindeki çabalarına uzaktan şahit oluruz. Faik bu hiçliğin içinde emeklilik hayatını babasından kalan ve kendi tapulu malı olan arazisinin zapt edilmesine adar. O da bilir yaptığı şeyin boş ve anlamsız olduğunu. Karanlık gecede Meryem’e anlatır her şeyin boş olduğunu. Bu boşluktur onu ötekini icat etmeye zorlayan. Kümese doğru hırsla koşması ve bir sansar mı ya da film boyunca ötekiler olan Yörükler mi olduğu belirsiz olan şeye hırsla koşması onun hiçliğin içinde yitip gitmesini kabullenememesidir.
Şehirden oğullarıyla gelen Nusret, babası Faik’in bu Yörükler hakkındaki tutumuna en fazla karşı çıkan kişidir. Nusret ehli keyftir. Nusretin oğullarından büyüğü Zafer askerlik sonrası dağılmıştır. Diğer küçük oğlu Caner ise henüz toy ve fırlama bir tiptir. Filmde ilk akşam yemeği Faik’in Yörüklerden el koyduğu keçisinin kesilip yenmesi önemli bir eşiktir. Yemek yemenin birlikteliğin en temel, en hayati bir eylem olduğu şüphesiz. Lakin bu keçi Yörüklerin Faik’in tapulu arazilerinden geçilmesi üzerine el koyduğu keçidir. Günah Keçisi yani. Kesilmesinden evvel ilk defa filmin en temel meselesi olan Öteki yani Yörüklerden birinin silueti Tepeden görülür. Bir leke gibi görünmesi tesadüfi değil. Boşlukta leke tam da Faik’in aradığı ve istediği şeydir. Tuhaf olan siluetin gerçek olup olmamasına bakmak için Mehmet’ten dürbünü istemesidir Faik’in. Faik dürbünü almaya gider, bu arada şaşkın bir biçimde Faik yüzünü yıkar. Yüzünü niye yıkar çünkü şaşkındır. Böylece artık Faik’in gerçekliğini bozan o leke artık tüm anlamsızlığı “anlamlı” hale getirmenin müsebbibi haline gelir. Dağdan taşlar yuvarlanır. Yörüklerdendir. Köpek ölür, Yörüklerdendir. Filmde Yörükler tüm günahların sahibi olurlar. Kavaklara şiddet uygulayanlar da Yörüklerdir öyleyse.
Böylece filmde işlenen tüm cinayetler tüm kötülükler Yörüklere yüklenir. Anlamsız bir boşlukta duran insan için son derece kullanışlı bir aparata dönüşür Yörükler. Tepenin Ardındaki bu düşman filmin sonuna doğru tüm günahların sahibi olduğu gibi Faik’in paranoyasının yavaşça bir tür gerçekliğe dönüşmesine de hizmet eder. Zira önceden Faik’in bu fantezisine karşı çıkan Oğlu Nusret bile ona hak vermeye başlar. Çünkü o da suça girmiştir. Bu Paranoya ya da zan zamanla bir birlikteliğin inşasına sebebiyet verir. Toplumlar zanlarla, kanılarla mitlerle kurulur. Çünkü herkes ama herkes bir şekilde suça bulaşmıştır artık ve bu suçu örtmenin yolu onu baştan suçlu olan, varlığı sebebiyle suçlu olan hatta suçlu olmak zorunda olan nizam bilmez ötekilere yani Yörüklere atfedilir.
Böylece tepenin diğer tarafı paydaşları arasından temellük edilerek Tepenin Ardı’nın sınırı çizilir. Herkes payıda düşeni alır. Zafer ölümü, Mehmet hak ettiği fidanlığı, Caner istediği erginliği, Faik iktidarını ve Sülü güvenilirliği. Filmde Yörükler hakkında olumlu tek sözü Mehmet’in Küçük Kızı Aliye’nin söylemesi tesadüf değildir. Aliye saflığı temsilen filmdedir. Filmin sonunda Zafer’in ironik bir biçimde ölümü tüm haneyi bir araya getirir ve Tepenin Ardı’na bir marşla sefere çıkılır. Film Tepenin Ardına doğru yürüyen -sonda aksayarak yürüyen Nusret- bir siluet şeklinde kapanırken. Kahramanlar başta Faik olmak üzere birer birer Tepenin Ardına düşerler. Böylece Tepenin Ardında bulunanlar artık kendileri olmuştur. Tepenin bu tarafında kalan ise bir ceset, bir kadın ve bir kız çocuğudur.







Yorumlar (0)