Efendim merhabalar! Bu yazımda bir çok okurun başının belası olan bir konuyu açığa kavuşturmaya çalışacağım: Zor kitapların okunamama sorunu.
Bu tarz listelerde bulunan kitapları şöyle bir karşımıza alıp baktığımızda bir takım ortak özellikleri olduğunu görüyoruz. Mesela bir çoğu ya Modernist ya da Postmodernist metin, veya (öyle olmasa bile) deneysel ve mevcut geleneği parçalama girişimi sonucu kaleme alınmış muhtelif kitaplar. En genel haliyle zor kitapların büyük çoğunluğu; geleneksel okuma ve ifade biçimlerinin dışına taşmış, okura bambaşka bir deneyim sağlamak amacıyla kaleme alınmış kompozisyon özellikleri taşıyor. Bu yazının içinde söz konusu kitapların neden okunması gerektiğinden, bu kitapların okuru neden zorladığından ve sık yapılan hatalardan bahsedeceğim. Yazının sonunda ise sizler için hazırladığım bir kitap listesi olacak. Şimdiden keyifli okumalar.
ZOR KİTAP PROBLEMİ
Farkındayım ki bir çok edebiyat okuru “zor” kabul edilen kitaplara karşı mesafeli ve hatta düşman. Gözlemlediğim kadarıyla bunun en büyük sebebi alışkanlıklardan veya daha popüler tabirle konfor alanından uzaklaşma tehlikesi ve üzerlerinde bir tür dayatma hissetmeleri. Bir çok iş bilmez okur bu kitapları sanki birer kutsal metinmiş veya hakikatname imiş gibi önerip pazarladığı için bu alanın sularına girmemiş kişiler de haliyle bir tür savunma mekanizması geliştiriyor. Yargılamıyoruz, anlatmaya ve anlamaya çalışıyoruz.
Ben günümüz okur alışkanlıklarını en temelinde; hobi, tutku ve zorundalık olarak üçe ayırıyorum. Hobi amacıyla kitap okuyan okurlar büyük çoğunlukta belirli türlerin ve yazarların kitaplarını takip eden ve onlara benzer yazar arayışında olan okurlarken, zorundalıkla kitap okuyan okurlar büyük çoğunlukta iş, ders vb şartları sürdürmek amacıyla kitaplarla bir münasebet içinde. Tutku kısmı ise bir sonuç veyahut kazanç gözetmeksizin kitap okuyan ve kendini sadece kendisi için geliştirmek isteyen okurları oluşturuyor. Bu üç kategorinin de kendi içinde avantajlı ve dezavantajlı olduğu durumlar var elbette. Yine de bana kalırsa özellikle edebiyat okurluğu kesinlikle tutku ister; zorlamayla veya baştan sağma yapılacak bir eylem değil. Zor kitapların okunamama konusu da tam burada patlak veriyor zaten. Bu durumu dilerseniz öyküleştirerek anlatayım.
Örneğin adı Can olan bir okur yalnızca hobi olarak kitap okuyor ve kitaplara herhangi bir değer yüklemiyor. Kısacası sadece öylesine vakit geçirmek için okuyup, okuduğu kitaba tekrar dönüp bakmayı tercih etmiyor. Bu profildeki bir okurun aşağıdaki listedeki veya onlara benzer nitelikteki kitapları okuması mümkün değildir, çünkü zevk alamayacaktır. Alışık olduğu diğer metinlerdeki sürekli değişen olay örgüleri, birbirinden radikal derecede ayrılmış karakterler ve onların karikatüristik ilişkilerini bulamadığı bir kitaba karşı yabancılık hissedecek ve en sonunda “Bu kitap zor ya, okunmaz” diyerek fırlatıp atacaktır.
Adı Mert olan okurumuz da bu kitapları bir zorundalık nedeniyle okuyor olsun. Mert pek tabi bu kitapları okuyabilecek ancak yeterli verimi alamayacaktır çünkü eserden yorulmaya başladığı anda zihni otomatik olarak “Bu kitabı bitirmeliyim çünkü bu benim görevim” diyecek ve kitap okumak onun için fabrikada bantta çalışmaktan farksız bir iş haline gelecektir. Garip bir şekilde bu tarz insanlar her zaman mevcut kapitalist sistem içinde daha başarılı olur ama konumuz bu değil tabi.
Öte yandan adı MOKİTA olan okurumuz tutkulu bir okur! Listedeki kitaplara inanılmaz bir merak duyuyor, adeta yanıp tutuşuyor. Haliyle bu okurun odaklanma problemi olabildiğince minimal seviyede oluyor ve daha başından kitaba bir kaç – sıfır önden başlıyor. Okumaya başladığı bir kitap onu zorluyorsa bunun çözümünü arıyor, aynı zamanda ek okumalarıyla kendisini geliştirmeye devam ediyor. Böylece okuyamadığı bir kitabı “Neden okuyamadığını” bilecek kadar konuya hakim olmayı başarabiliyor çünkü merak ediyor; kitabı okuyup bitirmekten ziyade deneyimlemek istiyor. Hikayenin içinde var olmanın heyecanıyla çarpılıyor ve hayatına bu şekilde devam ediyor. Bu ufak öyküleştirme amatör sınıflandırmamı biraz olsun açıklamıştır diye düşünüyor ve konuya devam ediyorum.
Bütün bunların sonunda zihninizde şu soru uyandığına eminim: “İyi de neden kendimi zorlayacak metinleri okuyayım ki? Yani bu kitapları neden okumak zorundayım?” Doğrusu kimse bu kitapları okumak zorunda değil, fakat şöyle bir gerçeklik var ki okumak dediğimiz davranış, vücudumuzdaki kaslarımız veya hali hazırda sahip olduğumuz bir işlev gibi doğal süreçte gelişen ya da kendiliğinden ortaya çıkan bir özellik değil. Okuma organınızı beslemediğiniz sürece ne yazık ki hayatınız boyunca binlerce kitap okusanız bile herhangi bir gelişim gösteremeyeceksiniz. Hani kültür içine yerleşmiş bir takım klişe söylemler vardır ya “Okumak ufku genişletir, kitaplar karanlığa ışık tutar, cahilseniz kitap okuyun vs.” İşte bu yargılar ne yazık ki eksiktir çünkü kitaplar sihirli değildir. Onlar yalnızca kendinizin gelişimini sağlarken kaldırdığınız ağırlıklar, uzağı gözlemlerken baktığınız mercek olabilir. Örneğin dünyaca ünlü bir biyolog başarılı bir araştırma ortaya koyduğunda mikroskopunu mu kutluyorsunuz, kendi gelişim sürecini mi? Kitapların romantize edilmesi ve kutsallaştırılması yalnızca basit okurların yaptığı bir davranıştır ve okurluk serüveninizi bir adım sonrasına götürmek gibi bir derdiniz varsa öncelikle bu bakış açısını hayatından silip atarak başlamalısınız.
ZORLAYICI KİTAPLARI OKURKEN YAPILAN HATALAR
Eğer yazının bu kısmına kadar gelebildiyseniz bir üst seviyeye çıkmaya kararlı bir okursunuz ve sizi bunun için tebrik ederim. Öncelikle şunu net bir biçimde belirtmeliyim ki bu tarz problemlerde olması gerekeni bilmek pek bir işe yaramaz. Sık yapılan hataları fark etmek her zaman daha işlevseldir, bu yüzden de sizlere muhtelif tavsiyeler vermek yerine genel olarak yapılan hataları listeleyeceğim.
HATA 1: KİTAPLARI TANIMAMAK
Şunu bilmek gerekiyor: Yüzlerce yıllık edebiyat, felsefe, bilim vs tarihi tek düze ilerleyemez. Yazılmış her şey biraz da kendi çağının içindedir; dolayısıyla onların neyi dert edindiğini, neye karşı yazıldığını bilmek zorundasınız. Eğer esere dair temel bilgilerden yoksun bir biçimde okumaya başlarsanız çoğunlukla sıkılır ve bir kenara atarsınız. Ancak kitapları tanıma niteliği ne yazık ki anlık oluşacak bir şey olmamalı. Kesinlikle sürece yaymalı, belirli bir altyapı oluşturmak zorundasınız, bu her disiplin için bir şart. Sosyal disiplinlerde tek yönlü olmak sizi bir yobaz haline getirecektir. Sonuç olarak okuyacağınız kitaplara başlamadan önce onları tanıyın, araştırın, gerekirse önce hikayesini bilip öyle okuyun, eminim ki katkısı olacaktır.
HATA 2: REÇETE ARAYIŞI
Özellikle içerik üreticileri arasında popüler olan bu anlayış çoğunlukla karşınıza “Bunu okumadan önce şunu okuyun” tarzı başlıklarla karşınıza çıkar. Bu yöntem ne yazık ki çok nadir çalışan ve belirli dönemlerde yazılmış belirli eserleri ilgilendirecek bir yöntemdir. Özellikle Hümanizma hareketi sonrasında “Yazar” kavramı geçmiş dönemlerin aksine bir birey olarak kendini var eder, dolayısıyla kendisine dair bir çok şeyi eserin içine koymaya başlar. Örneğin siz “Oğuz Atay okumadan önce Nabokov okuyayım çünkü Atay, Solgun Ateş’ten etkilenmiş” derseniz koca eseri tek bir eserin yavrusu gibi görmüş olursunuz ve bu kabul edilemez bir yaklaşım hatasıdır. Elbette ki yazarın etkilendiği yazar ve unsurları bilmek son derece önemlidir ve size yardımcı olabilir fakat unutmayın ki bir eser reçeteye sıkıştırılabilecek olsaydı bugün konuşuyor olmazdık.
HATA 3: PEŞİN FİKİR
Bir esere başladınız ve ilk elli sayfasını okudunuz, ardından sıkılmaya başladınız çünkü eserde okuduğunuz hiçbir şeyi anlamadınız ve “Demek ki bana göre değil” dediniz. Bu durum diyet bozmak gibidir, işin ucu bir defa kaçarsa toparlaması zor bir hale gelir. Çoğu kompleks edebiyat metni en başlarda kendini açmaz: Çoğunlukla sizi kitabın en başında zorlar ve hikayenin belli bir yerinden sonra açmaya başlar (bazen da hiçbir zaman açmaz.) Bu yüzden kendinizi zorlamak zorundasınız “E ama reading slump?” bu olabildiğince şımarık bir tavırdır. Herhangi bir alanda kendinizi zorlamadığınız sürece gelişim beklemek olabildiğince gerçek dışıdır. Kitabı elinize alın, okuyun, eğer zorlanıyorsanız çabalayın. Baktınız kitabın yarısına geldiniz ve hiçbir şekilde hikayeye dahil olamadınız işte o zaman bırakın gitsin.
HATA 4: HIZLI VE YAVAŞ OKUMA
Her metnin kendi dil yapısı içinde bir okuma hızı bulunur ve o ritmi yakalamadan kendi istediğiniz hızda metni okumak pek tabi verimi ve estetik hazzı öldürecektir. Peki bunu nasıl anlarım diye soracak olursanız bu süreç içinde oluşan bir özelliktir ama yine de şöyle bir taktik verebilirim. Örneğin kitapta ardı ardına gelen görsel ve işitsel betimlemeler var bunlar çoğunlukla atmosfer çizmek için yapılır dolayısıyla böyle bir ifadeyi yavaş okumak ritmi öldürecektir. Ancak diyalog kısımlarının hızlı okunması da ruhu öldürecektir. Sonuçta okuma hızı da kurgunun bir parçasıdır hiçbir roman baştan aşağıya aynı hızda okunmaz.
HATA 5: BİR DEFA OKUMAK
Ne yazık “zor kitaplar” bir defa okunamayacak kadar katmanlıdır eğer ekonomik davranmaya çalışıp ilk okuyuşunuzda derin okumaya veya alt metin incelemeye başlarsanız işler çorbaya dönecektir. Ben genellik eseri önce bir okuyorum notlar alıyorum bitince dinleniyorum, geriye dönüp inceliyorum bana kalırsa eseri en az iki defa okumak gayet sağlıklı. Bir defa okumak hiç okumamış olmaktan daha tehlikelidir çünkü eseri anlamış olduğunuz yanılgısına düşebilirsiniz.
HATA 6: TEK YÖNLÜ OKUMA BİÇİMLERİ
Nabakov okurları nitelikli ve geleneksel olarak ikiye ayırır. Geleneksel okur odaklanmak için şaşırtmaçlara, ters köşelere ve çarpıcı sonlara ihtiyaç duyan okurdur ve aradığı şey edebi-hikaye doygunluğundan ziyade uyuşmaktır. Bu okuma pratiği bazı metinler için çalışsa da kompleks metinlerde tökezleyebilir. Yazarlar her zaman metni bir sonuca kavuşturmaz veya çarpıcı bir hikaye yazmak istemezler. Her yazarın farklı bir okuma biçimi vardır ki özgünlük dediğimiz özellik de biraz bununla ilgilidir. Modernist veya Postmodernist bir metne geleneksel okuma biçimleriyle yaklaştığınız an (Kahramanın gelişimi, giriş gelişme sonuç, mesaj verme) en başından o kitabı zaten okuyamayız bu noktada diğer disiplinlerden faydalanmak önemlidir.
HATA 7: DİL YANILGISI
Bazı diller doğası gereği ağdalı ve süslüyken bazıları da olabildiğince saf ve minimaldir. Örneğin İspanyolca, Arapça, Farsça gibi diller ağdalı yapıdadırlar ve edebi ifadeleri olabildiğince karışıktır
Türkçe, İngilizce, Korece gibi diller ise görece daha sadedir. Ancak bu ayrım sizi yanıltmasın bir kitabı kompleks hale getiren tek şey dil estetiği değildir. Bu durumda iyi bir edebiyat okuru dil estetiği dediğimiz yapıya hakim olmak zorundadır. Eğer dili basit görüp “A okumak ne kolaymış” derseniz eserin asıl anlatmak istediği şeyi, kurgu estetiğini yakalamak mümkün değildir.
SONUÇ
Sanıyorum temel hatalar bunlar. Elbette bu hataları say say bitmez, en azından genel hikaye bu şekilde diyebilirim. Unutmayın ki edebiyat eserleri kompleks anlatılardır ve onlara birer bilgi hazinesi gibi yaklaşmak doğru değildir. en azından onlarla savaşmanız lazım, anlamak her zaman çözüm değildir bazen deneyimlemek gerekir ki zaten anlamak deneyimlemenin bir sonraki aşamasıdır.
KİTAP LİSTESİ
Bu listeyi oluştururken daha önceden hazırladığım listelerden de yararlandım. Amacım okurlukta bir sonraki aşamaya geçmek isteyen okurların yararlanabileceği bir harita oluşturmaktı. Liste üç parça içeriyor: İlki kompleks metinlere girerken en azından ileriki süreçte sizi nelerin beklediğinin sinyallerini almak için, ikinci parça bütün bu süreçte biriktirilmiş edinimlerle okuyabileceğiniz metinler ve son parça ise gerçekten kazık metinler. Unutmayın; disiplinlerarası okuma yapmıyorsanız aşağıdaki kitapları okumanız mümkün değildir, okusanız bile geriye yalnızca basit olay örgüleri ve anlamsız hikayeler kalacaktır.
GEÇİŞ ESERLERİ
-Sessiz Ev- Orhan Pamuk
-Kurbağa Güncesi- Günter Grass
-Sanatçının Gençlik Portresi- James Joyce
-Ruh Adam- Nihal Atsız
-Küçük Ağa- Tarık Buğra
-Aylaklar- Melih Cevdet Anday
-Vejetaryen- Han Kang
-Gülün Adı- Umberto Eco
-Alçaklığın Evrensel Tarihi- Jorge Luis Borges
-Eylül- Mehmet Rauf
KOMPLEKS ESERLER
-Şeytan Tangosu- Laszlo Krasznahorkai
-Görünmez Kentler- Italo Calvino
-Kum Kitabı-Jorge Luis Borges
-Uykuda Çocuk Ölümleri- Ali Teoman
-Yanık Saraylar- Sevim Burak
-Tutunamayanlar- Oğuz Atay
-Teneke Trampet- Günter Grass
-Gece Yarısı Çocukları- Salman Rushdi
-Flues- Küçük İskender
-Yapraklar Evi- Mark Z. Danielewski
-Ulysses- James Joyce
KAZIK ESERLER
-Kayıp Zamanın İzinde- Marcel Proust
-Finnegans Wake- James Joyce
-Kör Baykuş- Sadık Hidayet
-Niteliksiz Adam- Robert Musil
-Huzur- Ahmet Hamdi Tanpınar








Yorumlar (0)