Görüşmenin sonucunda Filler Sultanı ise yalnızca tek bir şart öne sürer: Karıncalar, onun tebaası olacak ve ona hizmet edeceklerdir. Aksi halde hepsi yok edilecektir. Ölüm karşısında el mahkûm kalan karıncalar bu anlaşmayı kabul eder. Ardından Sultan, karıncalardan görülmemiş büyüklükte bir saray yapmalarını ister. Üstelik bunun için yalnızca bir yıl süre tanır. Karıncalar çaresizlikle sorar: “Sultanım, bir yıl içinde böyle dev bir sarayı nasıl yaparız?” Filler Sultanı kibirle yanıtlar: “Yapacaksınız.” Karıncalar, bu yılgı ve dehşet karşısında direnemeyeceklerini düşünürler. Zaten karıncalar fillere karşı nasıl direnebilir ki? Filler Sultanı, bu acziyet karşısında kahkahalarla güler. İşte bu kahkaha, özellikle Kırmızı Sakallı Topal Karınca’yı —karıncaların bilgesi ve demircisi— öfkelendirir. Ulukepez’in kanadındayken Sultan’ın bu onur kırıcı kahkahasını duyan Kırmızı Sakallı Topal Karınca isyan eder:“Bu ülkelerin, bu kentlerin, bu kırgının öcünü senden alacağız ey zalim, ey ahmak, ey sersem sultan! Bu yaptığın yanına kalmayacak. Sen de, o kocamış Ulukepez de bu yaptıklarınızın bedelini ödeyeceksiniz. O küçücük, iğne ucu kadar karıncalardan belanı bulacak ve yeryüzünün tüm yaratıklarına rezil olacaksın!”
Bu sözlerin ardından Ulukepez’in kanadından kendini boşluğa bırakır ve uzaklaşır. Geride kalan karıncalar ise Filler Sultanı’nın kölesi olarak yaşamaya mahkûm edilir. Yıllarca birlikte hareket eden, birlikte emek veren karıncalar artık özgürlüklerini Sultan’a teslim etmiştir. Bundan böyle karıncalar çalışacak, üretecek, biriktirecek; Filler Sultanı ise bu emeği sömürecektir. Karıncalar ter dökerken Sultan keyif sürecek; karıncalar yönetilirken Sultan yönetecektir. Tam da bu noktada metnin temel sorusu belirginleşir: çoğunluk kimdir? Karıncalar mı, filler mi? Çoğunluk, nasıl olur da bir avuç fil tarafından sömürülür? Yaşar Kemal, hayatı boyunca emeği sömürülenlerin sesi olmuş; kapitalizmin ruhsuzluğuna, insan onurunu hiçe sayan yapısına karşı gerek yaşamıyla gerek eserleriyle onurlu bir duruş sergilemiştir. Filler Sultanı, karıncaları her geçen gün daha zalim koşullar altında çalıştırır. Karıncaların emeğiyle yiyecekler, lüksler, elmaslar biriktirir; fakat bu servetten karıncalara düşen yalnızca hayatta kalacak kadar kırıntıdır. Sultan, karıncaları daha çok çalıştırmak için onlara bir yalan fısıldar: Aslında onlar bir zamanlar filmiş, sonra karıncaya dönüşmüşlerdir. Çok çalışırlarsa yeniden fil olabilirler. Böylece karıncalar, karınca gibi yaşayan ama fil olduklarına inandırılan varlıklara dönüşür. Filler Sultanı, karıncaların dilini de yok etmek ister. Karınca dili eksik ve değersizdir ona göre; yalnızca filce konuşulmalıdır. Çünkü dil, kimliktir; kimliğini kaybeden karınca, sorgulamayı da kaybeder. Karıncalar, sınıfsal bilinçlerini yitirir ve Sultan’ın düzenine uyum sağlar. Ne var ki hiçbir tahakküm düzeni mutlak değildir; bu düzenin de bir tehdidi vardır: Kırmızı Sakallı Topal Karınca. Onun yaşadığını bilmek bile Sultan’ın huzurunu kaçırır. Bu yüzden Ulukepez’e danışır ve onun kellesini getirene ödüller vaat eder. Düşünen, sorgulayan, isyan eden Kırmızı Sakallılar yok edilmelidir. Kırmızı Sakallı karıncalar, yıkılan kentlerinden göç ederek bir dağın yamacına yerleşirler. Boyun eğmemeyi ilke edinir, örgütlenir ve “Ne yapmalı?” sorusunu durmadan sorarlar. Sultan, onları yok etmek için Sarıca karıncaları —kendi türüne ihanet edenleri— aralarına salar. Sarıcalar, sakallarını kızıla boyayarak Kırmızı Sakallı gibi görünmeye çalışır. Kırmızı Sakallı Topal Karınca bu oyunu fark eder; fakat yoldaşları başlangıçta ona inanmaz. Topal Karınca sabreder. Okur, öğrenir, düşünür. Bilir ki bu düzen kendiliğinden yıkılmayacaktır. Bilinçlenme gerekir, örgütlenme gerekir, emek gerekir. Uzun düşünme ve öğrenme sürecinin sonunda, karıncaların yüreğine seslenmenin yolunu bulur: Türküler. Kardeşliği, emeği, dayanışmayı anlatan türküler… Bu türkülere kulak veren her karınca uyanır. Ve karıncalar birleşir. Fiziksel olarak güçsüzdürler ama çoğunlukturlar. Toprağın üstünde değil, altında ilerlerler. Aylarca fillerin bastığı toprağı kazarlar. Günü geldiğinde filler, altları boşalan bu topraklara gömülür. Ulukepez haberi getirir; Filler Sultanı öfkeyle ayağa fırlar ama artık çok geçtir. O da toprağın dibini boylar. Karıncalar birleşin!









Yorumlar (0)