Normal
0
false
21
false
false
false
EN-US
JA
X-NONE
/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-priority:99;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin-top:0cm;
mso-para-margin-right:0cm;
mso-para-margin-bottom:10.0pt;
mso-para-margin-left:0cm;
line-height:115%;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:11.0pt;
font-family:”Cambria”,serif;
mso-ascii-font-family:Cambria;
mso-ascii-theme-font:minor-latin;
mso-hansi-font-family:Cambria;
mso-hansi-theme-font:minor-latin;
mso-ansi-language:EN-US;
mso-fareast-language:EN-US;}
“Her okuma yanlış bir
okumadır.”
— Harold Bloom
Doğal
olan öğrenmektir yapay olanı öğretmek. Jacques Rancière’in Cahil Hoca’sına
yapılacak her kritik, bir açıklama kriziyle karşılaşır; her açıklama bir
aptallaştırma, tahakküm kurma ise yapılacak her kritik de bir aptallaştırma
tehlikesini barındırabilir. Neyse ki kitapta anlaşılacak bir şey yoktur. Yazar,
okurdan iradesini koymasını ve kitabı kendi diline tercüme etmesini ister.
Rancière için anlatmak, bir tercüme faaliyetinden başka bir eylem değildir. Bu
bakımdan yapacağım kritik, kendi dilimce bir tercümeden, bir okumadan
ibarettir. Konuşmak, hakikatin etrafında kelimelerle dolaşmaktan başka nedir
ki? Yazar bunu veciz bir biçimde ifade eder. “Hakikatin kendinden başka dostu
olmaz”[1].
Dolayısıyla bu makale bir hakikati temsil etme iddiasında değildir; sadece bir
zihnin başka bir zihinle kurduğu diyaloğun bir parçası. Yapacağım kritiğin
biricikliği kimseyi yanıltmasın; her şeyin her şeyde olduğunu kabul ettiğimiz
an,-her şey ilişkiliyse, hiçbir zihniyet mutlak veya ayrıcalıklı olamayacaksa- bir
ayrıcalığım da kalmayacaktır. Anlaşılacak bir şey yok, sadece söylenecek sözler
var.
Kitabın
kendi öyküsüne ve ne olduğuna geçmeden evvel belki de onun ne olmadığını,
örneğin bir pedagojik yöntem olmadığını düşünmek, Rancière’in niyetini
anlamamıza kapı aralayabilir. Cahil hoca bir yöntem, bir teknik ya da zamanla
öğrencisinin bağımsızlaşmasını sağlayan iyi bir rehber, koç veyahut yol
gösterici değildir. Ülkemizde akademinin özverili çalışmalarına rağmen bu
kıymetli eser, maalesef YouTube gibi popüler platformlarda öğrenci merkezli
çağdaş öğretmenliğin pedagojik bir reçetesi derekesine getirilmiştir.[2]
Bu durum Rancière açısından tanımlanacak olursa bir tür tembellik ya da
dikkatsizliktir. Hatta daha sert bir ifadeyle bu tutum, radikal bir hiyerarşi
eleştirisini reforme etmeye kalkmış, onu bir çağdaş eğitim modeline hapsederek
sunan “ilerici” bir ahmaklaştırma projesi olarak okunabilir. Çünkü birine nasıl
öğreneceğini açıklamak veya bilgiye giden yolu tarif etmek dahi, o kişinin
kendi başına anlayamadığını en başından ima etmektir. Açıklayıcının temel
kaygısı başarısızlık korkusu ve talebeyi tesadüfün kollarına bırakmayı
istememesidir. Bu yüzden öğrenci sürekli sınanan kişidir. Öyleyse Cahil Hoca nedir? Cahil Hoca, son
derece radikal bir zihinsel özgürleşmeyi savunan, hatta anti-pedagojik[3],
karşı-öğretmenlik diyebileceğim tarihsel-ampirik verilerle kuramsallaştırılmış
bir manifestodur. Özetle Cahil Hoca; pedagojik bir yöntem olmayı zinhar reddeden,
kurs veya çevrimiçi koçluk gibi hiçbir kurumsallığa rıza göstermeyen ve en
önemlisi eşitliği geleceğe ertelemeyen bireysel ve kökten bir özgürleşme
projesidir. Ranciere’de özgürleşmek, eğitimin sonunda varılacak bir hedef
olarak değil; temel bir başlangıç aksiyomu olarak eşitlik biçiminde ifade bulur.
Yani eşitlik bir varsayım olarak özgürleşmenin olmazsa olmazıdır.
Bu
çalışmada, Jacques Rancière’in Cahil Hoca yapıtında temellendirdiği
eşitlik, özgürleşme ve siyasal olanın neliği kavramları merkeze alınmaktadır.
Amacım, bu kavramsal çerçeveden yola çıkarak çağımızın mega açıklayıcısı haline
gelen algoritmaların, zihinsel özgürleşmenin karşısına ne tür engeller
çıkardığını çözümlemektir.
Peki
Cahil Hoca’nın öyküsü nedir? Devrimci Joseph Jacotot’nun Hollanda’ya sürülmesi
ve öğrencilerine hiçbir açıklama yapmadan, tek bir konu dahi öğretmeden
Fransızcayı öğretebilmesini esas alan tarihsel bir gerçekliktir. Nitekim Jacotot
Flemenkçe bilmiyordu, öğrencileri de Fransızca bilmiyordu. Jacotot, öğrencilerine
Télémaque adlı kitabı verir; çevirmen vasıtasıyla kitabı ezberlemelerini ve
ardından üzerine bir makale yazmalarını ister. Gördüğü sonuç şaşkınlık
vericiydi; çünkü öğrenciler Fransızcayı gayet iyi şekilde öğrenmiş ve
yazabilmişlerdi. Hocaları hiçbir şey açıklamadan Fransızcanın öğrenilebildiğini
görünce, “açıklama yapılmadan da öğretilebilir” düşüncesi ortaya çıkmış
oldu. Jacques Rancière böylece, tarihsel kaynaklardan yola çıkarak bir
özgürleşme manifestosu haline getirdiği eserini inşaya koyulur. Kitabın inşası
ampirik verilerle kuramsallaştırılmıştır. Rancière yalnızca bu kitabında değil,
diğer eserlerinde de eşitlik, özgürleşme ve siyasetin neliği üzerine kurduğu düşüncelerini
Cahil Hoca’da eğitim üzerinden tekrar ifade etti.
Cahil
Hoca eserinin temelinde bulunan en önemli kavram özgürleşme. Kitabın alt
başlığının “Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders” olması tesadüf
değil. Rancière’de özgürleşme kavramı o kadar temeldir ki öğrenmekten bile
mühimdir. Öyle ki öğrenme dediğimiz şey, Ranciere’nin eleştirdiği aptallaştırıcı
okullarda da gerçekleşir. Rancière nezdinde özgürleşme, her türlü tahakkümün
reddidir; neredeyse tüm kültürel önyargılardan arınmayı ve bütün tahakkümlerden
kurtuluşu arzular. Bu yönüyle Rancière düşüncesinde özgürleşme, iyimser bir
modernist savunuyu hatıra getirir.[4]
Fakat bu modernist özgürleşme iyimserliğini eleştirmek gerek: Özgürleşme, bizi
tüm iktidar yapılarından kurtaran sihirli bir değnek değil; o iktidarın kurduğu
“duyulur olanın paylaşımını” anlık olarak bozan bir uyuşmazlık
eylemidir. Aksi halde bu iyimserlik, eşitliği sürekli geleceğe erteleyen bir
“ilerleme masalı” haline gelme riski taşır. Özetle özgürleşme
kendinde değerli bir erdem ve geleceğe ertelenemezdir. Dolayısıyla
özgürleşmenin hizmet edeceği hiçbir şey de yoktur. O sadece kendisine hizmet
eder.
Peki
bu özgürleşme nasıl pratik edilir.? Bu soru Rancier’in bireyci aksiyomonu
anlamak açısından kritik bir eşik. Rancier açısından toplumsal bir
özgürleşmeden bahsedemeyiz. Birey gerçek bir varlık olarak varken toplum
kurmacadır. İnsanlar insan olduğu için birleşip toplum olurlar. Yani
birbirlerinden uzak oldukları için. İnsanlar arasındaki bu kapanmaz mesafe,
onları birleştiren şey bu uzaklık olacaktır. Birbirlerini anlama ve tercüme
çabası toplumu ayakta tutan şey olarak görülür. Özetle özgürleşme bireysel bir
tutumdur ve bireyin, eşitliği bir aksiyom olarak kabul etmesine bağlıdır. Evet;
tüm insanların ve zekâların eşitliği, sanıldığının aksine geleceğe ertelenen
romantik bir ütopya değildir. Düşünür için eşitlik, hiçbir şeyin değişmediği
bir polis düzeni de değildir. Rancière’e göre her insan var olduğu için düşünür
ve düşüncelerinin değeri de eşittir. Onun gözünde düşünmek; Descartes’ınki gibi
mutlak bir yalıtımla beraber giden şüpheci öznenin tutumu değildir. Dolayısıyla
“Düşünüyorum, öyleyse varım” ilkesi tersyüz edilir; “Varım, var
olduğum için düşünüyorum” haline getirilir. Böylece düşünmeye yönelik
elitist tavır Rancière tarafından reddedilmiştir, diyebiliriz. Onun özgürleşmiş
öznesi; dünyayı yok sayan ve yakıtı şüphe olan bir soyutlamacı değil; daima
müdahil olan, dikkat eden ve arayandır.
Eşitlik
Rancière’de geleceğe ertelenmez. Dolayısıyla ilerlemeci Aydınlanma’nın aksine
eşitliği bir aksiyom, bir ön kabul olarak görür. Ona iyimser bir düşünür
diyemeyiz. Zaten iyimserlik gelecek tahayyülü ile ilgilidir. Öyleyse Rancière
açısından fırsat eşitliği; esasında mevcut durumun eşitsizliğini kabullenen ve
eşitliği de geleceğe erteleyen bir kavram olarak kalacaktır. Eğitim açısından fırsat
eşitliğinde hayal edilen okul, asla var olamayacak bir okuldur. Zira bu okul;
başarısızlığın olmadığı, herkesin her ihtiyacına cevap veren bir ütopyadan
ibarettir.[5]
Zekâların
eşitliği çoğu kimse tarafından kabullenilmez. Doğrusu Rancière açısından
zekâların gerçekten eşit olup olmaması önemli değildir; esas olan, bu aksiyomu
kabul ettiğimizde yaratacağımız devrimdir. Özgürleşmek, daimi tahakkümün sınırlarını
aşmayı gerektirdiği için politikanın özü de an-arşiktir. Zekaların eşitliğini
kanıtlamaya çalışmak ise hem saçma hem gereksizdir. Saçmadır; çünkü iki zekânın
birbirine eşit olduğunu ispatlamak için önce zekâlar arasında bir hiyerarşi
olduğunu varsaymak gerekiyor. Bir zekâyı başkasıyla eşitlemek için önden
hiyerarşik bir konum biçmek ise kendi içinde bir paradokstur. Özetle bilimsel
çalışmanın mantığı, şeyleri birbirinden ayırt etmeye dayanır. Bilim özü
itibariyle şeyleri hiyerarşik bir biçimde ifade eder. Öyleyse zekâların
eşitliğini varsaymak; zekâyı sonuçları üzerinden değerlendirmeyi değil, zekâdan
daha kıymetli olan dikkat ve çabayı öncelemeyi gerektirir. Değerli olan cevap
değil, konuşabilmektir. Eğer ast, üstün söylemini anlıyorsa ortada ne
anlaşılacak bir şey ne de bir hiyerarşi vardır. Bu bakımdan Cahil Hoca’da cevap
önemli değildir, asıl mesele dikkattir. Zira soru sormak için ilme gerek
yoktur. Cahil hoca Sokratik sorular sormaz; onun soruları öğrenciye gizlice yol
gösteren bir sorgulama değildir. Mesele öğretmek için değil, gerçekten öğrenmek
için sormaktır. Kitabın adı bu yüzden Cahil Hocadır.
Rancière’in
Cahil Hoca kitabını politik olarak okumakta hiçbir beis görmüyorum. Zira
Rancière’e göre açıklamak, tahakküm kurmanın en temel biçimidir. Birine bir
şeyi açıklamak, onun o şeyi tek başına anlayamayacağını ima etmektir. Üstelik
her açıklama bir basitleştirme ve mükemmelleştirme olduğu için açıklanan şey
reçeteye dönüştürülür. Ayrıca açıklamanın sonu gelmeyeceği için kişi
nihayetinde hocanın, yani efendinin tahakkümüne girer. İyi hocalar bunu
öğrencinin hayrı için yaptıklarını zannederler. Jacotot’un deneyimi sadece
sınıf içi bir devrim değildi aynı zamanda toplumdaki hiyerarşinin köklerine, ta
Platon’un devletindeki sınıf ayrımlarına uzanan tarihselliği ima ediyordu. Rancière
işte tam da bu yüzden eleştirisini Platon’dan başlatır. Meşhur Devlet eserinde
Platon, şehirdeki her bir sınıfı ait oldukları “doğal” konuma yerleştirir. Bir
kunduracı, yeterli zamana sahip olmadığı için politik alandan çekilmiştir.
Platon; filozofa biçtiği yönetme ve aldatma gibi payelerle başka hiçbir sınıfa
yönetme hakkı tanımaz. Böylece duyulur olanın paylaşımı taksim edilmiş
olur. Bu bakımdan adalet, herkesin haddini ve yerini bilmesidir. Rancière,
düşünme ve idare etme payının filozofa verildiği ve kimsenin sınırları aşmadığı
bu “polis düzeni” anlayışını modern zamanlara kadar uzatır. Bu
çerçevede ilginç olan, taklidin küçümsenmesidir. Zira mukallid, olmadığı biri
gibi davranan, yani haddini aşan kişidir. Bu nedenle özgür olma veya kendin
olma gibi neoliberal kavramlar Rancière açısından “arkhe”
(yönetim/ilke) mantığı olarak reddedilir. İnsanın değişmez bir özü olduğunu
varsaymak, onun konumunun sabitliğine göndermedir. Bu bağlamda sanatçının
birden fazla iş yapması, kendi adına konuşmayı reddedip başkaları adına da
konuşmak istemesi veya taklit etmesi polis düzeni için bir tehdittir. Bu yüzden
taklit etmek devrimci bir eylemdir. Toplum taklit edeni gülerek ya da
küçümseyerek tahakküm altına alır.[6]
Platon’un demokrasi karşıtlığı da bu açıdan anlam kazanır.
Böylece
Rancière’in siyasal olanın neliği üzerine düşüncelerine dönmek istiyorum.
Siyasal olan, Rancière açısından polis düzeninin o her yeri kaplayan ayrım ve
sınıflandırmalarına itiraz etmek ve bunları reddetmektir. Öyleyse Rancière
konsensüs demokrasisine karşıdır. Onun için siyasal olan daima uyumsuz olandır;
belirlenmiş kalıpların dışında beliren politik öznedir. Rancière penceresinden
siyaset yapmak; var olmayanların, yani adı sanı belirlenmemiş “türedilerin” bir
anda var olmasıdır.[7] Politika bir ilkeye
(arkhe) dayanmaz; Rancière yaklaşımında politikanın özü an-arşiktir. Politika
yapmak, karşısında bulunulan kişi veya kurumla kendini eşit görmektir. Bu
bakımdan hiyerarşi kavramı etimolojik olarak ilginçtir. Hieros (kutsal) ve
arkhe (yönetim) sözcüklerinden gelen hiyerarşi, Rancière açısından kabul
edilemezdir. Arkhe mantığı, şeylerin ilkliği üzerinden yönetme hakkını
meşrulaştırır. Dolayısıyla politika anarşik bir tutum olmak zorundadır.
Rancière demokrasi ile politikayı aynı anlamda kullanır. Hatta siyaset yapmak
bir sapma, bir anomalidir.[8]
Platon’un
kurguladığı polis düzeninde boş zamana sahip olanların yönetme hakkına sahip
olması, okulun etimolojik kökeniyle de bağlantılıdır. Öyle ki skhole, “boş
zaman” demektir. Platon’un devletinde zaman ikiye ayrılır: Çalışma zamanı
ve oyalanma zamanı. Bugün okul denildiğinde akla eğitim ve öğretimden başka bir
şey gelmemesi okulun anlamı açısından kayda değer bir durum. Bugün okul
neredeyse boş zamanın olmadığı, teneffüsleriyle, yoklamalarıyla, zorunlu
müfredatıyla bir tahakküm kurumuna dönüşmesi açısından anlamından çok
uzaktadır. Okullar, öğrenmeyi eğitim kavramıyla yeniden tanımlayarak
okul dışındaki öğrenmeyi hem imkânsız hem de gayri meşru ilan ederler.[9]
Dolayısıyla okul dışında öğrenen biri, diplomasız olduğu için
“eğitimsiz” damgası yer. Daha da ilginci; öğrenme yalnızca okulla özdeşleşmiştir
ve okul sadece çocuklar içindir. Tahsil verilen yer olarak okul, bilgiyi bir
tür hasılat olarak algılayan, er kişinin meslek edinmeye hazırlanılandığı
mekandan başka bir yer değildir. Burada imal edilen mükemmelleşmiş insan bir
şeylerin uzmanı haline gelir.
Rancière’in
polis düzeni dediği yapının en önemli ayaklarında biri de uzmanlıktır.
Uzmanlık, polis düzeni dışında var olamaz. Uzman, başka bir iş yapması adeta
yasaklanmış kişidir. O yaptığı işi en iyi şekilde yapan ve bunu mükemmel
biçimde yaptığı için boş zamanı kalmayan kişidir; çünkü tüm zamanını en iyi
olmaya harcamıştır. Uzman için başka işle uğraşmamak ya da kendi işinde en iyi
olmak bir erdemdir. [10]
Dolayısıyla polis düzeni, insanları tek bir işi belirli vakitlerde yapmaya
zorlar. Roller Platon açısından böyle dağıtılmıştır. Bu durumda öğrenci, polis
düzenindeki potansiyel yurttaştır. Yurttaş ise halkın bir parçası olarak
insanlıktan çıkan kişidir. Rancière açısından insan olmak, yurttaş olmaktan
önce gelir. Okul; müfredat denilen zorunlu verileri potansiyel yurttaşa,
seviyesine uygun bir biçimde açıklayan tahakküm mekânıdır. Bu çerçevede
açıklama mantığı önem kazanır. Açıklamak her daim parçalamakla ilgilidir;
bilginin adım adım öğretilmesini varsayar. Pürüssüz bir mükemmeleştirme ile
bilgi öğrenciye zerk edilir. Seviye esaslıdır. Burada gizlenen kabul,
öğrencilerin zekâca eşit olmadığı düşüncesidir. Okullarda bu seviye, sınıf
olarak pratik edilir. Sınıf aynı yaşta olanların aynı zekaya sahip olduğu
varsayımından yola çıkılarak inşa edilmiş bir düzendir. Bu seviye sadece
okullar için değil kurs merkezleri hatta online platformlarda bile “kişisel öğrenme”
adı altında yeniden icra edilmektedir.
Rancière’in
“evrensel eğitim” dediği şey, herhangi bir kurumda icra edilemeyecek
bireysel bir otodidaktikliği esas alır.[11]
Zaten kitapta bu anlayış, bir metoda ve ilerleme davasına dönüştürüldüğünde
başarısız olmuştur. Kitapta geçen “Öğrenimi halkın başından aşağı dökün,
onlara böyle bir vaftiz borçlusunuz” ifadesi,[12]
evrensel eğitimin kitlesel bir pazarlama metoduna dönüştürülemeyeceğini
vurgular. Kurum demek Rancière açısından hiyerarşi demektir. Hiyerarşisi
olmayan kurumdan söz edilemez. Rancière’in gözünde öğrenci, hocanın ne üstünde
ne altındadır. Hocanın tek görevi, öğrencinin iradesini öğrenilecek şeye
yöneltmektir. Öğrenci öğrenmak istemiyorsa bu onun tercihidir; burada sadece
bir iradesizlik ve tembellik vardır. Öğrenmek istemeyen öğrenci karşısında
hocanın yapabileceği tek şey, onun dikkatini ve iradesini öğrenilecek nesneye,
yani kitaba odaklamaktır. Bu bakımdan Cahil Hoca’yı bir komutan gibi görmek
gerekir. Burada esas olan hoca ya da öğrenci değil; belirleyici olan nesnedir,
yani kitaptır. Platon’un kitap konusunda bu denli hassas olması boşuna
değildir. Kitap kimsenin açıklamasına ihtiyaç duymaksızın, açıklamadan
azadedir. Kitap dilsizdir. Açıklayıcı kitabı doğru anlama zorlar.[13]
Kitap, açıklama yapmaksızın bizi bir
maceraya çağıran Télémaque gibi bir nesne olmalıdır. Güncel ders kitaplarının
reçeteci aktarımları ise aptallaştırıcıdır. Kitabın adının Cahil Hoca olduğunu
unutmamak gerekiyor; mesele bir şey bilmek değildir. Daha fazla bilmek, daha
özgür olunacağı anlamına gelmez. Bilgi iktidar sağlayabilir ancak özgürleşmenin
temeli değildir. Kitapta belirtildiği gibi: “Hırslılar, kimsenin
kendilerinden üstün olmadığına inanmada başarılı olabilirler ama kendilerini
başkalarından üstün saymakla bu zihinsel gücü, yani özgürlüğü
kaybederler.”[14]
Dolayısıyla özgürleşmiş kişi daha fazla bilen kişi değil; zaten bilginin
doğrudan aktarılması da mümkün değildir. İnsan, bilgisini ancak tercüme
edebilir ve başkalarını da buna davet edebilir. İletişim eksiksiz bir aktarım olsaydı
dile gerek kalmazdı; insan dili muğlaktır. O yüzden Rancière açısından
anlaşılacak bir şey yoktur; öncelikli olan anlamak değil, irade göstermek, çaba
sarfetmektir. Bu bakımdan hakikat ifade edilebilecek bir şey değil ancak dille
etrafında, üzerinde dolaşabileceğimiz bir şeydir.
Modern
algoritmaların aslında Platonun kurguladığı uzmanların kusursuz birer dijital
versiyonu olduğunu söylersem abartmış olur muyum? Bilgi ve özgürleşme
ilişkisindeki bu kopuşu daha iyi anlamak için bakışımızı Platondan bugünün
dijital dünyasına çevirmekte fayda görüyorum. Bugün iradenin ve zihinsel
maceranın yegâne yakıtı olan dikkatin bilhassa çalınmış olmasını ifade etmeyi elzem
buluyorum[15] Bilginin özgürleşmekten
daha önemli olmadığını, veriyle donatılmış bir yapay zekânın durumuna bakarak
anlayabiliriz. Görünen o ki yapay zekâ için bilmemek diye bir şey yok. Hatta
bana kalırsa yapay zekâ, bir arzu ve iradeden yoksun olduğu için Rancièreci
anlamda bir “mega açıklayıcıdır”. Bu arzu ve iradenin yokluğu onu görünmez
bir filozof-kral haline getirir. Bilhassa stoacı felsefede imkan bulan insan
tipini hatırlatmakta fayda görüyorum. O beklenen insan ki arzu ettiği hiçbir
şey yoktur. Adeta ondan bir tanrı olması beklenir. Dijital Filozof-kral
topladığı veriyle dijital polisindeki insanları işlevlerine göre tasnif eder.
Fakat bizim dijital filozof kralımız iktidarını görünmemeyle sağlar. Bu
bakımdan onun iktidarı Byung Chul Han’ın iktidar tanımına bire bir uyar[16].
Öyle sanıyorum ki veri bolluğunun yaşandığı ve dikkatin ekonomik bir
parametreye dönüştüğü çağımızda mesele daha fazla bilmek olmamalıdır. Modern
dünyada zihnimiz, YouTube videolarından dijital akışlara kadar sürekli
“açıklayıcıların” bombardımanı altındadır. Bu durum dikkati dağıtarak
insanı “ahmaklaştırılmış” bir iradeye mahkûm eder. Algoritmaların
devamlı açıklayıcı hap bilgiler boca etmesi, Rancière’i anlamak açısından son
derece kritik. Algoritma neyin duyulur olacağını tayin edecek güçtedir; bugün
kimin sesinin söz, kimin sözünün gürültü sayıldığını her gün deneyimliyoruz.
Rancière’in “tiyatrokrasi” (theatrocracy) ve “özgürleşen
seyirci” kavramları tam da burada bir direniş imkânı sunar: Seyirci pasif
bir alıcı değil; gördüğünü ve duyduğunu kendi hayat hikâyesine tercüme eden
aktif bir zekâdır. Ya bu tiyatrokrasiyi fark edip Byung-Chul Han’ın ifade
ettiği anlamda gözetimden kaçacağız ya da Rancière anlamında sesi söze
dönüştürmek için sürekli uyanık kalacağız. Çünkü hiyerarşiyi yaratan şey
bilginin yokluğu değil, “üstün olma” tutkusudur. Bu da eşitliğin
istediği daimi çabanın tembelleşmesinden ibarettir. Mesele, başkalarıyla eşit
olmayı istemekten ziyade “başkalarının da bizimle eşit olmasını” arzu etmek
gibi etik bir duruşa sahip olmaktır. Ezcümle herkesle eşit olmayı istemek
kolay; zor olan, herkesin bizimle eşit olmasını istemek.
Kaynakça
- Ağın, E. (2025). Jacques
Rancière’in Eğitim Felsefesi: Evrensel Eğitim Yaklaşımı. FLSF (Felsefe
ve Sosyal Bilimler Dergisi), (40), ss. 259-279. - Alğan, B. (2025). Eğitim
ve Özgürleşme: Ivan Illich, Joel Spring ve Jacques Rancière’de Okul ve
Özgürlük Sorunu. Eleştirel Pedagoji Dergisi, (78), ss. 272-282. - Atilla Çetinkaya, S. (2023).
Politikayı Yeniden Düşünmenin Bir İmkânı Olarak Jacques Rancière’de
Politik Özneleşme. Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi, 9(2),
ss. 51-62. - Bergson, H. (2018).Gülme:
Komiğin Anlamı Üstüne Deneme (Çev. Y. Avunç). İstanbul: Ayrıntı
Yayınları (Dış Kaynak). - Birler, Ö. (2025). Siyasal
Kuram ve Eleştirel Pedagojinin Kesişim Noktası: Jacques Rancière. Dumlupınar
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (85), ss. 139-152. - Büscher-Ulbrich, D. (2018).
Introducing Disagreement: Rancière’s Anti-Sociology and the Parallax of
Political Subjectivity and Political Economy (of Racism). C. Buschendorf
(Ed.), Power Relations in Black Lives içinde (ss. 261-285). - Duman, M. (2021).
Rancière’in Temel Pedagojik Düşüncesi. Erciyes Akademi, 35(3), ss.
1153-1166. - McCreary, M. (2022).
Rancière’s The Ignorant Schoolmaster: Poetic Virtue and the Method
of Equality. Educational Theory, 71(6), ss. 743-766. - Pelletier, C. (2009).
Emancipation, Equality and Education: Rancière’s Critique of Bourdieu and
the Question of Performativity. Discourse: Studies in the Cultural
Politics of Education, 30(2), ss. 137-150. - Rancière, J. (2014).Cahil
Hoca: Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders (Çev. S. Kılıç). İstanbul:
Metis Yayınları. - Subaşi, E. (2021). Jacques
Rancière: Eğitim, Siyasal Olan ve Özgürleşimci Eşitlik. MSGSÜ Sosyal
Bilimler Dergisi, 1(23), ss. 228-243. - Tatlı, F. B. (2023). Sayılma
Problemi Olarak Eşit(siz)lik Fikri ve Jacques Rancière’in Eserlerinde
Ortak Bir Tema Olarak Hiyerarşi Eleştirisine Kısa Bir Bakış. Yedi
Aralık Sosyal Araştırmalar Dergisi (YASAD), 2(1), ss. 9-17. - Tunç, T. M. (2023). Eşitlik
Aksiyomu: Jacques Rancière’in Demokrasi Tahayyülü. Kaygı: Bursa Uludağ
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 22(2), ss.
623-647. - YouTube. Erişim adresi:
https://youtu.be/kzL3-m5vDXE 27.07.2026
[1]
Ranciere Jacques,Cahil Hoca s,63
[2]
https://youtu.be/kzL3-m5vDXE tar.[25.07.2026]
[3] Duman, M. (2021). Rancière’in Temel Pedagojik
Düşüncesi. Erciyes Akademi, 35(3), s. 1159
[4]Duman, M. (2021).
Rancière’in Temel Pedagojik Düşüncesi. Erciyes Akademi, 35(3), ss. 1155,
1157, 1165.
[5]
Pelletier, C. (2009). Emancipation, Equality and Education: Rancière’s Critique
of Bourdieu and the Question of Performativity. Discourse, 30(2), ss.
137-150. (Kamusal eğitimin “başarısızlık” (failure) üzerinden
hiyerarşiyi rasyonalize etmesi ve kriz halinin sürekliliği analizleri için bkz.
ss. 149-150).
[6]
Bergson, Henri. Gülme, s.25 Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2014.
[7]Subaşi, E. (2021). Jacques Rancière: Eğitim, Siyasal Olan ve Özgürleşimci
Eşitlik. MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 1(23), ss. 228-243. (Parça dahi
olmayanın bütün olduğunu iddia etmesi süreci için bkz. s. 238).
[8]Subaşı,
E. (2021). Jacques Rancière: Eğitim, Siyasal Olan ve Özgürleşimci Eşitlik.
MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 1(23), ss. 228-243
[9] Alğan,
B. (2025). Eğitim ve Özgürleşme: Ivan Illich, Joel Spring ve Jacques
Rancière’de Okul ve Özgürlük Sorunu. Eleştirel Pedagoji Dergisi, (78),
ss. 272-282
[10] Atilla
Çetinkaya, S. (2023). Politikayı Yeniden Düşünmenin Bir İmkânı Olarak Jacques
Rancière’de Politik Özneleşme. Uluslararası Politik Araştırmalar Dergisi,
9(2), ss. 54-55.
[11] Birler,
Ö. (2025). Siyasal Kuram ve Eleştirel Pedagojinin Kesişim Noktası: Jacques
Rancière. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (85), ss.
139-152. (s. 147)
[12]Ranciere
Jacques,Cahil Hoca, s.124
[13]Tunç,
T. M. (2023). Eşitlik Aksiyomu: Jacques Rancière’in Demokrasi Tahayyülü. Kaygı:
Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 22(2),
623-647.
[14]Ranciere Jacques, Cahil Hoca, s.60
[15] Hari,
Johann. Çalınan Dikkat: Neden Odaklanamıyoruz?. Çeviren Barış Engin
Aksoy, Metis Yayınları, 2022.
[16] Han,
Byung-Chul. İktidar Nedir?. Çeviren Mustafa Özdemir, İnsan Yayınları,
2020.








Yorumlar (0)