Kitap İncelemesi
3.0/5
Sylvia Plath’in henüz yirmi yaşındayken kaleme aldığı Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, Dante'nin İlahi Komedyasındaki cehenneme inişin modern ve kadınsı bir yeniden yazımı olarak işleyen, son derece sarsıcı bir intihar alegorisi. Hikaye, Mary'nin anne ve babası tarafından zorla bindirildiği ve Dante'nin ateşler içinde değil, tamamen buz tutmuş olan dokuzuncu cehennem katına (Dokuzuncu Krallık) doğru giden bir tren yolculuğunu anlatıyor. Dante cehenneme kendi rızasıyla ve rehberi Virgil eşliğinde inerken; Mary kendini bir anda vagonun içine fırlatılmış buluyor ve yanındaki kayıtsız kadın figürü onu sona hazırlamaktan başka bir işe yaramıyor. Plath, bu tren yolculuğu üzerinden aslında bireyin kendi iradesi dışında, toplumun ve özellikle kendi annesinin dayattığı mükemmeliyetçilik rayları üzerinde ilerleyen mekanik kaderini ustalıkla sembolize ediyor. Bileti tek yön olan bu yolculuk depresyonun en karanlık noktasındaki "başka yol yok" yanılsamasını yaratırken; Mary'nin döngünün tamamlanmasını ve kutsal bir eşiği simgeleyen yedinci durakta acil durum frenini çekerek trenden atlaması, sistemin mekanizmasına karşı iradenin kazandığı büyük bir zafer. Trenin tehlikeyi simgeleyen kırmızısından sonra Mary'yi istasyonda karşılayan yeşil paltolu kadın ise adeta Dante’nin Beatrice’i gibi; baharı ve canlanmayı temsil ederek onu alıp yeniden yaşamın içine taşıyor. Plath'in örnek öğrenci maskesinin ardındaki çatlağı büyüten bu metin, 1952 yılında Mademoiselle dergisine gönderildiğinde dönemin 50'ler sahte iyimserliğine göre fazla depresif ve tehlikeli bulunarak reddedilmişti. Oysa Plath, kendi sesinin toplumda yer bulamayacağını hissederek yazdığı bu uyarı fişeği niteliğindeki metinden sadece aylar sonra (Ağustos 1953'te) ilk intihar girişiminde bulunacak; zamanının ötesindeki vizyonuyla, modern insanın raydan çıkışını ve sistemin onu soğuk sona nasıl sürüklediğini yıllar önceden edebiyata kazımış olacaktı.
heart
8 kişi
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!