İlk olarak, eserdeki bazı anlatılar oldukça kafa karıştırıcıydı. Hatta "Herbert sırf kafa karıştırsın diye öylesine bir şeyler mi koymuş?" gibi düşüncelere bile yol açabilir. Bu konuda pek bir yorum yapmayacağım. Amacım, desteklemek veya çürütmek değil. Ben sadece okuduklarımı aktarma çabasındayım. Devam edelim:
Eser üçüncü ciltten yaklaşık 3500 yıl sonra geçiyor. Leto II (bundan sonra sadece Leto diyeceğim) insan-solucan formunun son aşamalarına gelmiş durumda. Gen aktarım çalışmalarını da devam ettirmiş ve bu şekilde yarattığı son akraba da Siona.Siona'nın en önemli özelliği kahin güçleri tarafından bile görülememesi. Aynı zamanda kendisi bir asi ve Leto'yu ve yaptıklarını seven bir insan değil. Ancak Leto onunla anlaşma yapmakta oldukça başarılı gibi duruyor.
Leto'nun ilginç bir yönetim tarzı var, Altın Yol'un sürdürülmesi amacının da bunda ilgisi vardır elbette. Kendisi zoraki bir dinginlik imparatorluğu kurmuş. Bunun için de bütün baharatı kendine bağlamış. Kendisi bir tür tiran, bir tür diktatör ama bunu herhangi bir bireysel çıkarla yapmıyor. Yoksa en başında babasının ve kardeşinin bile korktup girmediği bu insanlıktan çıkış sürecine girmezdi. Kendisi yönetim sürecinde bütün atalarının anılarına sahip olmak ve geleceği görmek gibi özel yeteneklerinden oldukça faydalanıyor. Burası önemli, çünkü Leto bütün geçmiş anılarından bir sonuca varmış: her şey değişir, değişme şekli bile. Bundan dolayı da yönetimini mutlak bir diktatörlük gibi yönetmiyor. Raslantıyı seviyor, ama ihtiyatlı. Bir kaç örnek verelim:
Asilere yer tanıyor: Bunun sebebi de onları baskılaması durumunda asilerin daha da baskı yapmaya başlayacağı. Ayrıca tahminimce Altın Yol kehanetinde izin vermesinin başka sebepleri de var, ama bilmiyorum.
Bütün ordu kadınlardan oluşuyor: Leto'nun umutlarından birisi yaşamı önemseyecek, umut sahibi bir toplum yaratmak. Bunun içinde annelik doğalarından gereği yaşam ve ölüme karşı erkeklerden daha olgun ve bağlı olan kadınları seçiyor.
Gezegenler arası iletişim neredeyse yasak: Leto insanları kısıtlayarak içlerindeki özgürlük isteğini alevlendirmek istiyor. Aslında sanırım bu yüzden de asilere yer hakkı tanıyor.
Kitabın sonlarına doğru Siona'yı ikta etmeyi başarıp ordunun başında görevlendiriyor. Ama Siona hala Leto'nun bu baskıcı yönetimine ve kendini dönüştürdüğü bu şeye karşı olduğu için ona ve ordunun kendisine bir kumpas kuruyor ve Leto'nun ölümüne sebebiyet veriyor. Ancak Leto kehanet gücüyle zaten bunun bilincindeydi. Onu bir tür sınaca sokmuş oldu, ancak eser Leto'nun bütün düşüncelerini bize aktarmadığı için bütün planı bilmiyoruz. Son anlarında ona baharat stoğunun yerini söylüyor ve yönetimi bir nevi Idaho'ya (evet, ilk ciltte ölmüştü ama uzun hikaye) ve Siona'ya bırakıyor.
Başta da belirttiğim üzere arada bırakan bir eser, bütün detaylarını anlatsam uzar gider. Ben açıkçası Dune serisini seviyorum ve buna bir sebep bulma ihtiyacı duymuyorum. Fevkalade mi, bilmiyorum. Kötü mü, bilmiyorum. Ama iyi bir eser olduğunu düşünüyorum. Sağlıcakla...