Paulo Coelho’nun mistisizm perdesi arkasına saklanmış didaktik bir kişisel gelişim manifestosu yazdığını anlamak aslında ilk sayfalarda gerçekleşiyor; ancak benim bu metne katlanabilme ve tahammül etme sınırım tam 69 sayfa sürdü. Yazar, kurguya doğrudan bir İncil ayeti ve Narkissos mitiyle girerek, okura felsefi bir parmak sallamaya çalışıyor ama bana kalırsa felsefi bir parmak sallamayı bile beceremiyor çünkü metnin kendi içinde tutarlı bir derinliği veya entelektüel bir ağırlığı yok.

​Evren inşası temelde hiçbir iç mantığı olmayan kaotik bir kavram çorbasından ibaret. İlk sayfalarda Hristiyan teolojisinden ve Tevrat’taki Kral Melkisedek’ten, kurgusal atmosferi yerle bir eden absürt bir patlamış mısırcıya, oradan da aniden Tanca’daki İslami mistisizme atlıyoruz. Yazar kendi ayakları üzerinde duran tutarlı bir evren yaratmak yerine; içi boş bir kurguya yapay bir kutsallık katmak için İncil, Tevrat ve Kuran’dan aldığı referansları adeta bir koltuk değneği gibi kullanıyor.

​Peki edebi bir iskeleti bile olmayan bu kitap neden bu kadar çok seviliyor? Çünkü metin, okura sadece duymak istediklerini veriyor. Hayatın içinde her zaman griler, belirsizlikler ve karmaşalar varken; bu kitap yorgun modern insana evrenin sadece onun hayallerini gerçekleştirmek için çalıştığını söyleyerek egosunu okşayan sahte bir teselli sunuyor. O kadar jenerik ve içi boş aforizmalarla dolu ki, metin adeta ucuz dergilerdeki günlük burç yorumları gibi çalışıyor.

​”Kalbinin sesini dinle” gibi yuvarlak lafları herkes kendi derdine uyarlayıp, kitabın tam olarak kendisini anlattığı o klasik astroloji yanılgısına düşüyor. Simyacı hiçbir zihinsel çaba talep etmeyen hızlı tüketimlik yapay bir felsefe hapı işlevi görüyor. Ayrıca varoluşu tamamen işaretleri okumaya bağladığı için okuru rasyonel çabadan, başarısızlığın gerçek nedenleriyle yüzleşmekten kurtarıp sorumluluktan kaçırıyor.

​Aslında Coelho’nun bu yapısal yüzeyselliğiyle ilk karşılaşmam değil. Daha önce Veronika Ölmek İstiyor kitabını da okumuş; intihar, delilik ve varoluşsal kriz gibi sarsıcı, ağır temaların nasıl zorlama bir “hayatı sev” pozitifliğine, içi boş bir kişisel gelişim sosuna bulandığını görerek aynı hayal kırıklığını yaşamıştım. Her iki kitap da gösteriyor ki; yazarın elindeki konu veya atmosfer ne olursa olsun, sonuç her zaman aynı yapay iyimserlik ve didaktik tavır oluyor.

​Nihayetinde, yazarın yere göğe sığdıramadığı kişisel menkıbe kavramı, insan karmaşıklığını yok sayan sığ bir illüzyon. Sahte bir iyimserlikle uyuşturan bir metne katlanmak için hayat gerçekten çok kısa. Paulo Coelho, benim için bir daha asla okunmayacak ve şans verilmeyecek yazarlar rafına kesin olarak kalkmıştır.
Yarım Bıraktımolarak işaretledi.
Simyacı
Simyacı
Paulo Coelho
Can Yayınları · Çev. Özdemir İnce · 188 sayfa
heart
5 kişi
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!