Kültürü sanki özerk bir varlıkmış gibi tanımlıyor, sonra da iki kültür arasında bir evlilik öneriyordu Peyami Safa. Türkiye Doğu'nun manevi iklimini, Şark'ın ruhsal cevherini kaybetmeden Batı medeniyetine dahil olmalı, "makine medeniyeti"ni kendine has bir "spiritüel mukavemet"le dengelemeliydi. Doğu Batı'ya zengin bir ruh, Batı Doğu'ya maddeyi zekâ emrinde kullanmanın sırrını verecekti. Türkiye "modern"le "mistik"in, akıl"la "inanç"ın, "madde"yle "mana' nın buluşma yeri olacaktı. İzdivacın ardında bir Gökalp sentezi olduğunu biliyoruz: Biçim onlardan öz bizden, bilim-teknoloji onlardan duygular-zevkler bizden, medeniyet onlardan hars bizden formülü. Batı'yla karşılaşmanın doğurduğu krizi yatıştırmak üzere geliştirilmiş bu formül, Gökalp'in "Türkleşmek", İslamlaşmak", "muasırlaşmak" bileşenlerindeki irili ufaklı ayarlarla cumhuriyet tarihinin bütün yönetici kadrolarının kullandığı altın idare formülüydü. Safa'nın formülü eğip büktüğü anlar yok değildir. Türk İnkılâbına Bakışlar'da (1938) "Avrupa medeniyetini yalnız tekniğiyle değil, bütün düşünme metodu ve yaşama tarzıyla birlikte" kabullenmemiz gerektiğini, "Batı Örneği"nde (1955) tekniği alırken ruhumuzu da Batı'ya biraz yaklaştırmamız, "baygınlık verici, iradesiz ve teslimiyetçi hislerimizden" ayrılmamız gerektiğini söyler. Ama tipik Safa tavrı (yine bir raylı sistem üzerinden açıkladığı gibi) "Garp trenine milli ruh"la binmek, Avrupa'nın makineleşmiş ruhuna kapılmamak için "Allah'a bağlı tarihimizin ruhuna ve geleneklerine" sadık kalarak medenileşmektir. Nitekim Fatih-Harbiye'nin sonundaki "sentez" toplantısında Ziya Gökalp de müderris Şeref Bey olarak yerini almıştır.
heart
17 kişi
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!