Avuçlarını duvara dayamış sonra. Duvar ince ince titriyor. Sesi de var. Aman Tanrım, yaşıyor bu duvar; insanlar, hayvanlar, bitkiler gibi yaşıyor... Ellerini çekmiş duvardan; kulağındaki, tenindeki ve içindeki sesler akşam karanlığıyla birlikte hızla çoğalıyormuş. Nuri belki sedirde sessiz sedasız oturuyor, ama içi dışı uğultu. Bu uğultu, tuhaf bir dille onu bir yerlere çağırıyormuş sanki. Evin içindeki her şeye bakmış tek tek. Eşyaların belleğinde kendisinin nasıl bir yer tuttuğunu düşünmüş; çekip gitseymiş hangi çizgileri, hangi sesi ve hangi duruşuyla anımsarlarmış onu? Bakalım anımsarlar mıymış sonra? Derken, kendisi eşya olsaymış (bir kandil sözgelimi, bir süpürge ya da tütün kesesi), bir insanı (diyelim karısını) belleğinde neleriyle gizleyebileceğini sormuş kendine. Ruhu daha da daralmış o sırada. Acılı tarhana çorbası pişiren karısını, üç çocuğunu ve şapkasını bırakarak evden çıkmış.
heart
3 kişi
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!