Bu metni tekrar tekrar okumak istiyorum. Altını çizdiğim yerler ayrı bir hoşuma gitti.
Asla bir romancı olarak tanınmayacağım. Akıllarına bile gelmeyeceğim. Çünkü ben akılları rahatsız edecek kadar sahiçi yaşayabildim. Bir şair olarak anılacağım da kuşkulu aslında; yazarken imla kurallarına dikkat edecek kadar ayrıksam da Nâzım'ın ya da Edip'in olduğu bir ülkede kim profesyonel ve utangaç bir serseriye, üstelik bir ibneye şair diyebilecek kadar cesur ki?! Ben bile korkak sayılabilirim bu meselede.Doğrusu, alkolik olduğumu bile sanmıyorum. Evet, her gün bayılana kadar içebiliyorum. Ama atlar da koşuyor. Koşan bir ata nasıl atlet denilmezse, benim her gün içki içmemi de alkolizme bağlayamayız. Bu bir tür, fizyolojik gereksinim değil benim için. Daha çok, örtüşme. En doğru tanım bu. Örtüşme. Unutmak ya da hatırlamak için de içmiyorum. Unutabileceğim ya da hatırlayacağım bir şey yok. Ne bunadım ne de bir ansiklopedik hafızayım. Gırtlağımdan aşağı akarken yemek borumu yakan, midemi ekşiten o sıvılara karşı bir aşk besliyorum. Aşıkları suçlamak, yalnızların salaklığıdır. Bana alkolik diyenlerin bir bira içtiklerinde masaya kusmalarının sebebi ben miyim yani?! Yeteneksizlikleri benim hayat başarılarımı gölgelememeli.Herhangi bir madde olarak huzursuz ama keyifli bir ömür sürdürdüğümü iddia edebilirim. Güzel bir çocuk, çirkin bir adam, istediklerinin bazılarını kolay elde etmiş ve zahmetleri karşılığında yorulmuş, aksi biriyim. Ergenliğim bitene kadar herkes kadar dayak yediğim, doğrudur. Galiba herkes adına dayak yediğim bir çocukluk da yaşadım. Babamın dayakları çeşitli konulara dayanırdı: Saçımın on dakikada bir taranmaması, akşam iş dönüşlerinde kapıda onu bekleyip el öpmemek, solaklığımın tedavisi doğrultusunda sol elimin hapsolduğu pantolon içinden çıkartılıp tarafımdan kullanılması, iğrendiğim ciğeri yememem ve genel iştahsızlığım. Sanırım, Deniz Gezmiş'i ve arkadaşlarını astığım için de, devrim yapılamadığı için de, askeri darbelere maruz kaldığımız için de sürekli dayak yerdim. Kısacası, babam, partisine bağlı, aile bireylerinin şiddet ihtiyaçları konusunda çalışkan bir komünistti.Yaklaşık ortaokula başlayana kadar onunla birlikte hafta sonları zorunlu öğle uykusu talimlerine çıkardım; yatakodasının kapısı kapatılırdı ve horlayan bir adamın yanında saatlerce battaniyenin, halının desenleriyle içkonuşmalar yapardım. Ta ki o uyanıp kulunçlarını patlatmama, cılız parmaklarımla yağlı sırt derisinde uzun süren masajlarıma başlayana kadar. Evet, şahane bir çocukluktu benimkisi. Babama çok şey borçluyum.Anneme gelince, o mükemmel bir kadındı. Ressam kocasının fırça darbelerinden sebeplenmiş, faşist babasından kurtulmak için evliliği bir kurtuluş yolu olarak görmüş, duygusal, içten, ana bir kadındı. Onun çocuğu olduğum için mutluyum. Keşke İsa ve Meryem gibi, Yahya da olmadan, ikimiz şu işi halledebilseydik.. Ama din, bazen hayata tatbik edilemiyor. Harddisc'in arızalı olduğu bir evrende A grubu kan taşısan ne yazar, B grubu kan taşısan ne yazar?! AB ve 0 hususunda yorum yapamam henüz. Neptün'den sonrasını düşünmedim. On milyardan ötesine saymadım sayıları. Mikser, bisiklet, çamaşır makinesi, kamera kullanmasını bilmem; fotoğraf makinesine film takmaktan anlamam. Ama hangi içkinin sarhoşluğunda hangi pozisyonda seksin iyi gittiğini benden öğrenebilirsiniz. Açlığın ve aç kalmanın ne olduğunu da anlatabilirim. Herkes ileri derecede yabancı dil bildiğimi iddia edebilir: Koskocaman bir yalan. Beceremedim. Türkçe düşünmekten, Türkçe hissetmekten dolayı beceremedim. Merak edenler için söylemeliyim: Çocukken tecavüze uğramadım. Dinle alakam yoktur. Ama her türlü inanca saygı duyarım. Her türlü inancın ibadethanelerini gezmeye çabalarım; bana garip bir huzur verir. Peygamberleri çok severim. Onları farklı değerlendiririm çünkü: Büyük birer sanatçı olarak. Aklın sınırlarını zorlayan sanatçılar!Birinci perde yeter! Işıkları açın.







