Discipulus




+13 ... Çok haklıydı. Dünya korkunçtu, gaddar ve acımasızdı, kötü bir kabus gibi karanlıktı. Yaşanacak bir yer değildi. Yalnızca kitaplarda barınıyordu acıma duygusu, teselli mutluluk ve aşk. Kitaplar herkesi severdi, güven ve dostluk verirdi. Karşılık olarak da hiçbir şey istemezlerdi, terk etmezlerdi, hiçbir zaman, onlara ne kadar kötü davranılsa bile. Ölümün gözüyle aşk, hakikat, güzellik ve bilgelik. Bunu kim söylemişti? Herhangi başka bir kitap delis, adını anımsayamıyordu, ama sözcükleri unutmamıştı. Sözcükler ölümsüzdür, biri gelip onları yakmadığı sürece, hatta o zaman bile...
Basta bir an ondan uzaklaştı. Korku ile nefret kardeştir ve Meggie bu iki kardeşi Basta'nın yüzünde gördü. Başka bir şey daha gördü yüzünde: Yaşlı adama olan inancını. Dediği her sözcüğe inanıyordu. "Sen bir büyücüsün!" diye ağzından çıktı birden Basta'nın. "Sen ve şu kız; şu lanet olası kitaplar gibi ikinizi de yakmalı ve kızın babasını da." Aceleyle yaşlı adamın ayaklarının önüne üç kez tükürdü.
Biriyle tanıştım. Beni sarstı, kendime getirdi. “Sadece başkalarının cümlelerini tekrarlamak değildir ezbere konuşmak, kendi cümlelerini de üzerinde düşünmeden tekrar tekrar söylemek aynı derecede tembelleştirir zihnini, ” dedi. “Aynı cümleleri söylemeye devam edecek kadar kusursuz yaptığın bir şey, tamamladığın bir fikir yok, bir yerde değilsin, duramazsın, ” dedi.
Biriyle tanıştım. Henüz konuşamıyor, çok yeni duymada. Hep gözleriyle anlamış, anlamlandırmış dünyayı. Bana da yaptıklarıyla, gözleriyle, haliyle söyledi hep bunları. Dışarıdan öyle görünmez, anlaşılmaz belki. Ama yeni bir ışık yaktı. Zihnimdeki başka köşeleri de görüyorum artık sanki.
"Evet haklısın," dedi Mo içini çekerek. "Belki de her şey değişmiştir. Belki de basılı olan öykünün ardında başka, çok daha büyük, dünyamız gibi sürekli değişen bir öykü vardır. Harfler de bize yalnızca anahtar deliğinden görebileceğimiz kadarını gösteriyordur. Belki bu harfler, okuyabildiğimizden fazlasını içeren bir tencerenin kapağından başka bir şey değildir. "
Kafamın içindeki dünya çok güzel, canımımin istemediği gerçekten ilgimi çekmeyen şeyleri oraya sokamıyorum. 🐥
Kıvrımlı sahil yolunu izlerken, Elinor yine anlatmaya başladı, geçtikleri yolu yaptığı söylenen Romalılar ve bu kıyı şeridinin vahşi sakinlerinden duyduğu korku gibi şeyler hakkında... Meggie, Elinor'un anlattığı şeylere pek kulak asmıyordu. Yolun kenarında başları tozlu ve dikenli palmiyeler vardı. Palmiyelerin arasında da devasa sarısabır bitkileri çiçek açmış, etli yapraklarıyla örümcek gibi yola koyulmuşlardı. Gökyüzünün rengi pembe ve limon sarısına dönmüştü. Denize yaklaşırlarken, güneş denize koyu mavi renkte mürekkep gibi ışık saçıyordu. Manzara doyumsuz güzellikteydi.











