Hikayeyiyen
@Hikayeyiyen
5 Takip19 Takipçi
3,3K Puan
"Discipulus"Discipulus
davutsakalliBartublackwillowtuna yamac 06CenkerekiztasSiradan bir omur yazar +13
Youtube Böyle Bi Kitap Var kanalının iki sunucusundan biri.
Akış
Kitaplarım
Alıntılar
İncelemeler
Okuma Durumu
Yazıları
Hakkında
Medya
Topluluklar
Basta'nın yüzü bembeyazdı. Biraz önce öfkeden kıpkırmızı olan yüzünden eser kalmamıştı. Korkunun rengi kırmızı değil. Korkunun yüzü bir ölünün yüzü gibi soluk.
heart
2 kişi
Bir sürü kitap delisi karakterin olduğu bu hikâyede, her birinin kitaplarla kurduğu o özel bağın birbirinden farkını cümleleriyle çok iyi hissettiriyor yazar. O kadar hoş ki okuması.
... Çok haklıydı. Dünya korkunçtu, gaddar ve acımasızdı, kötü bir kabus gibi karanlıktı. Yaşanacak bir yer değildi. Yalnızca kitaplarda barınıyordu acıma duygusu, teselli mutluluk ve aşk. Kitaplar herkesi severdi, güven ve dostluk verirdi. Karşılık olarak da hiçbir şey istemezlerdi, terk etmezlerdi, hiçbir zaman, onlara ne kadar kötü davranılsa bile. Ölümün gözüyle aşk, hakikat, güzellik ve bilgelik. Bunu kim söylemişti? Herhangi başka bir kitap delis, adını anımsayamıyordu, ama sözcükleri unutmamıştı. Sözcükler ölümsüzdür, biri gelip onları yakmadığı sürece, hatta o zaman bile...
heart
3 kişi
... Meggie ona sırtını döndü. Düşüne dönmek istiyordu. Belki hâlâ oradaydı, kapattığı gözkapaklarının arkasında bir yerde. Belki kirpiklerine bir parça mutluluk yapışmıştı, altın tozu gibi. Masallarda düşler böyle şeyler bırakmıyor muydu geriye?
heart
4 kişi
Basta bir an ondan uzaklaştı. Korku ile nefret kardeştir ve Meggie bu iki kardeşi Basta'nın yüzünde gördü. Başka bir şey daha gördü yüzünde: Yaşlı adama olan inancını. Dediği her sözcüğe inanıyordu. "Sen bir büyücüsün!" diye ağzından çıktı birden Basta'nın. "Sen ve şu kız; şu lanet olası kitaplar gibi ikinizi de yakmalı ve kızın babasını da." Aceleyle yaşlı adamın ayaklarının önüne üç kez tükürdü.
heart
4 kişi
Kendi cümleleri olmayan, sadece başkalarından duyduğu cümleleri tekrarlayan kişileri sıklıkla eleştiriyor ve bu durumu genellikle “ezbere cümlelerle konuşuyor” şeklinde ifade ediyorum. Bir konuda hiç uzun uzadıya düşünmemiş, herhangi bir konuda kendi fikirleri olmayan kişiler bence birçok problemin sebebi.

Biriyle tanıştım. Beni sarstı, kendime getirdi. “Sadece başkalarının cümlelerini tekrarlamak değildir ezbere konuşmak, kendi cümlelerini de üzerinde düşünmeden tekrar tekrar söylemek aynı derecede tembelleştirir zihnini, ” dedi. “Aynı cümleleri söylemeye devam edecek kadar kusursuz yaptığın bir şey, tamamladığın bir fikir yok, bir yerde değilsin, duramazsın, ” dedi.

Biriyle tanıştım. Henüz konuşamıyor, çok yeni duymada. Hep gözleriyle anlamış, anlamlandırmış dünyayı. Bana da yaptıklarıyla, gözleriyle, haliyle söyledi hep bunları. Dışarıdan öyle görünmez, anlaşılmaz belki. Ama yeni bir ışık yaktı. Zihnimdeki başka köşeleri de görüyorum artık sanki.
heart
13 kişi
"Verilmiş kötü bir söz, o sözü tutarak daha iyi hale getirilmez."
heart
alkis
14 kişi
"Öyle demeyin, ben en olmayacak şeylere bile inanırım!" diye karşılık verdi Fenoglio, bir parça kek keserken. "Ben her iyi öyküye inanırım, yeter ki iyi anlatılsın."
heart
alkis
8 kişi
... "Bu adamların hepsi çıldırmış!" diye fısıldadı. "Şu cümleyi bilirsin: Kitap yakılan yerde çok kalmaz insan da yakılır. Bizim de böyle bir odun yığını üstünde son bulmayacağımızı kim söyleyebilir?"
heart
alkis
7 kişi
"Evet haklısın," dedi Mo içini çekerek. "Belki de her şey değişmiştir. Belki de basılı olan öykünün ardında başka, çok daha büyük, dünyamız gibi sürekli değişen bir öykü vardır. Harfler de bize yalnızca anahtar deliğinden görebileceğimiz kadarını gösteriyordur. Belki bu harfler, okuyabildiğimizden fazlasını içeren bir tencerenin kapağından başka bir şey değildir. "
heart
10 kişi
Jane Doe bana okuduğumuz kitapların, yazarlarıyla, yazıldıkları dönemlerle, edebiyat tarihindeki yerleriyle, politik ve sosyolojik bağlamları ile ilgili bilgiler verirken ben.

Kafamın içindeki dünya çok güzel, canımımin istemediği gerçekten ilgimi çekmeyen şeyleri oraya sokamıyorum. 🐥
Kıvrımlı sahil yolunu izlerken, Elinor yine anlatmaya başladı, geçtikleri yolu yaptığı söylenen Romalılar ve bu kıyı şeridinin vahşi sakinlerinden duyduğu korku gibi şeyler hakkında... Meggie, Elinor'un anlattığı şeylere pek kulak asmıyordu. Yolun kenarında başları tozlu ve dikenli palmiyeler vardı. Palmiyelerin arasında da devasa sarısabır bitkileri çiçek açmış, etli yapraklarıyla örümcek gibi yola koyulmuşlardı. Gökyüzünün rengi pembe ve limon sarısına dönmüştü. Denize yaklaşırlarken, güneş denize koyu mavi renkte mürekkep gibi ışık saçıyordu. Manzara doyumsuz güzellikteydi.
heart
7 kişi
Bildirimleri Aç Evet Aç!