Bu yazımda Nassos Vakalis’in Dinner For Few kısa animasyon filmini senaryo ve hikaye yönünden inceleyerek, politikanın estetiğe dönüştürülmesini gözlemlemeye çalışacağım. Sanat ve politikanın ve hatta felsefenin birbirine geçtiği bu yapım aslında sosyal disiplinlerin birbirleriyle nasıl uyumla çalıştığını görmemize yardım edecek.
DÜZEN BÖLÜMÜ: Hiçbir Şey Bilmiyoruz
Bir sanat yapıtının en önemli kısmı onu deneyimlediğimiz ilk andır ve özellikle bu tarz alegorik yapımların özelliği estetiğin ilk deneyimlediğimiz anda hissettirdiği duygularla ilgili olmasıdır. Sonrasında geriye dönüp baktığımızda hikayeyi bir yapım olarak inceleriz ve asıl verimi alırız. Fakat ben ilk başta izleme deneyimimi olduğu gibi sizlerle paylaşacağım.
Filmin açılışınde bizi, Bertolt Brecht’in “Those who eat their fill speak to the hungry Of wonderful times to come” alıntısı karşılıyor. Alıntının Türkçesi ise “Karnı tok olanlar, açlara gelecek güzel günlerden bahseder”(Gemini çevirisi) ve ardından yağmur damlalarının dövdüğü hırçın dalgalı bir deniz ortasında yükselmiş bir dağın üzerindeki binaya gidiyoruz. Üzerinde Hotel yazan bu sıradan binanın, en üst katındaki yıpranmış daire dışındaki bütün ışıkları kapalı ve kamera bizi o kata doğru götürüyor. Ufak bir odanın ortasındaki yemek masasının etrafında, yönetici sınıfın çeşitli rollerini temsil eden kıyafetler giymiş domuzlar var(rahip, yargıç, bürokrat, burjuva, bilim insanı saptadıklarım bunlar). Elbette aklımıza tam burada Hayvan Çiftliğinin son sahnesi geliyor fakat peşin fikirlilik yapmamak gerek.
Salonda 7. bir kişi daha var. O da bütün domuzlardan daha şişman ve filmde insanı andıran tek karakter. Bu karakter domuzların önün hazırladığı yemekleri vermekten başka hiçbir şey yapmıyor. Yemek tabaklarını masaya götürürken peşinde dolaşan siyah ve beyaz kediler yemeklerden bir pay almak için yalvararak masanın etrafına doluşuyor. Domuzlar bu sırada halinden memnun bir biçimde yemeklerini sakince yerken bir yandan yeni yemek tabakları geldikçe eski tabaklardaki artıkları kedilere atıyorlar. Fakat tek bir kedi karnını doyurabiliyor. Hikayenin buraya kadarki kısmı elbette son iki yüz yılın düzenini kısa, sade ve alegorik bir biçimde anlatıyor. İnsan karakter bir makineyle gelip içine evdeki küçük eşyaları atıyor ve beraberinde çıkan yemekleri tekrar masaya götürüyor. Tam burada çıkan tek tabak yemeği rahip domuz ve bilim insanı domuzun ortasında koyuyor. Domuzlar tabağa hiddetle çatallarını batırırken, yere düşen yemek parçaları kedilerin üzerine yağıyor ve burada masanın altına düşen bir ufak parçayla beraber hikayenin son bilinmezliği suratımıza tokat gibi çarpıyor. Kedinin masanın altına girmesiyle birlikte bir manzarayla karşılaşıyoruz, Bütün domuzlar, zincir benzeri bir yılanla masaya sabitlenmiş ve farkında bile değiller. Onlar sadece önlerine gelenlerle ilgileniyorlar.
Buradan sonra yemekçi insan salondaki her şey tükenene kadar yemeğe dönüştürmeye devam ediyor. ta ki domuzlar çatallarını öfkeyle masaya vurmaya başlayana kadar.
KAOS BÖLÜMÜ: Savaşlar Ancak Kaynaklar Bittiğinde Başlar
Önceki kısımda ufak tartışmalarla yemeklerine devam eden domuzlar, yiyecek yemek kalmadığında öfkeyle birbirlerine bakmaya başlıyorlar ve ardından hep bir elden masadaki tabakları kudurmuşcasına yalamaya başlıyorlar ve bir kedinin masaya çıkmasıyla birlikte dişliler kopuyor. Bütün kediler masaya çıkıp tabakları yağmalamaya başlıyor ve birleşip vahşi bir kaplana dönüşüyorlar. Peki ilk yedikleri domuz hangisi? Elbette ki yargıç. Diğer bütün domuzlar kaçmaya çalışsa da zincirlerinden kurtulamıyorlar ve sonunda kaplan bütün domuzları yiyip uyuya kalıyor.
ÇÖZÜMLENMEME BÖLÜMÜ: Bitmeyen Hikaye
Yemekleri hazırlayan insan sinsice kaplanın karnını açıp içinden yeni yavru kedileri alıyor ve bir şapkanın içine doldurup bir başka salona götürüyor. O salona da yeni domuzlar geliyor ve afiyetle yemekleri yemeye başlıyorlar. peki ne mi oluyor hikayenin son kısmında gördüğümüz tek şey, koca apartmanda sadece bir dairenin hikayesi.
ANLAM ÇÖZÜMLEMESİ
Bir çoğunuzun aklında uçuşan kavramların farkındayım ben de aynısını düşündüm. Zincirler, domuzlar, kapitalist eleştiri, kurumların çatışması vs… fakat hikaye bundan çok daha fazlasını anlatıyor. Dilerseniz ufak bir tablo oluşturalım. Benim anladığım biçimde ney neye karşılık geliyor
APARTMAN- Dünya veyahut Kıta
DAİRE- Ülkeler
DOMUZLAR- Yönetici Sınıf
KEDİLER- Halk
EŞYALAR- Kaynaklar
Makine- Üretim Araçları
ZİNCİR- Domuzların Orada Kalmasını Sağlayan Tüm Nedenler
YEMEKÇİ- Sistemin Kendisi
Zihnimde canlanan bu tabloda alt metni şöyle oluşturabiliriz;
Ortada belirli bir kesimin afiyetle yediği, belirli bir kesimin de artıklardan beslendiği bir sistem var ve bu sistemin kendisi iki kesimin de fark etmediği bir hayalet gibi salonda dolaşan ve hikayede görsel bir alegori barındırmayan tek şey. Bütün bireylerin amacı ve yaptıkları aslında belli yani bir düzen var. Fakat kaynaklar azaldığında kontrol edilemez bir karmaşa çıkıyor ve bunun sonunda da halk birleşip yönetici sınıfı ortadan kaldırıyor ve her şey bittiği anda sistem onu tekrar eski haline getiriyor ve başka bir düzlemde hikaye en başa sarıyor. Çünkü yemek taşıyan insan kimsenin kafasını çevirip baktığı bir gerçek değil. Salondaki hiçbir canlı sorunu sistemde aramıyor ve sistem yok edilemediği için de her şey bitti sansanız da bir şekilde en başa dönüyor. Zincirlere gelince bu döngünün tek sebebi galiba onlar. Elbette kediler zincirlere bağlı değil fakat onların görünmeyen zincirleri gerçek olanlardan daha vahşi ve etkili. Baştaki alıntıyı hatırlayalım “Karnı tok olanlar, açlara gelecek güzel günlerden bahseder” Kediler aç oldukları için umut ediyorlar, önlerine atılan bir kırıntı için birbirlerine giriyorlar ve her şeyden önemlisi bu süreç onları daima diri tutuyor ve aslında bu sürecin kendisi o zincirin en güçlü halkası. dikkat ederseniz kediler istediği zaman değil masadaki yemek bittiği zaman yani yönetici sınıf birbirine girmeye başladığı zaman masaya çıkıyor ve en sonunda birleşip onları ortadan kaldırıyor. Bu ilkel dürtüler ise sistemin kendini devam ettirmesinde önemli bir rol oynuyor. Elbette ki işin sonunda sistem gelip her şeyi başa döndürüyor ve biz filmin ilk başında gördüğümüz kareyi tekrar görüyoruz.
ESTETİK BAKIŞ
Bu filmin neden etkileyici olduğu sorusunun cevabını vermek epey zor. En nihayetinde 10 dakikalık basit bir hikaye ve aslında aşağıda da önereceğim bir çok kitaptan pek de farklı değil. Aslında filmi etkileyici kılan da; zaten bildiğimiz “aaa evet bunu çıkarabiliriz” dediğimiz şeyleri tekrar anlatmasına rağmen neden bunları içselleştiremediğimiz sorgulamasına girmemiz. Düşünsenize, birilerinin doyduğunu ve birilerinin aç kaldığını zaten biliyoruz ve sistemin vahşileştiğini veya insanların üç beş kırıntı için birbirine girdiğini peki bunu neden dert edinemiyoruz? bunun için Mokita Sosyal’in blog kısmına girin ve “Yabancılaşma” yazın. Çıkan yazının aydınlatıcı olacağına eminim. (Dünyanın en havalı atıfını yaptım)
Diğer bir neden elbette sıkışık ve tek yönlü perspektifin getirdiği tek yönlülük. Hikaye bize çatışmaları öylesi bir ustalıkla sunuyor ki aynı oradaki canlılar gibi bir önceki anı, otelin dışında olanları hayal edemiyoruz hatta zincirler tekrar aklımıza bile gelmiyor. Çünkü hikayenin yalnızca başında ve sonunda izleyiciyiz, ortalarında aynen o masanın ve salonun bir parçasıyız.
BİTİRİRKEN
Korkularımız ve kaygılarımız bazen bizi sahte umutların peşine düşürür bazen bunu fark ederiz bazen de fark etsek bile yapmaya devam ederiz. Bazen de hiçbir zaman anlamayız. Şüphesiz bundan kazançlı çıkanlar biz olmayacağız bu tabloda var olabileceğimiz en iyi hal ne ki? tasmalanmış birer domuz olmak mı? yoksa vahşi bir kaplana dönüşmek mi? O yemekçi adam var olduğu sürece apartman yok olana kadar hiçbir şey değişmeyecek. Peki apartman bittiğinde ne olacak? Coğrafi keşifler, sanayi devrimi, modernizm, şimdi de yapay zeka… Bundan bir kurtuluş yok mu peki, e onu da siz cevaplayın.
KİTAP LİSTESİ
Hayvan Çiftliği-George Orwell
Bitmeyen Kavga-John Steinbeck
Dansa Davet-Jean Teulé
Şeytan Tangosu- Laszlo Krasznahorkaı
Veba- Albert Camus








Eğer kediler halkı temsil ediyorsa, siyah ve beyaz renkleri de farklı ırkları, kimlikleri ya da toplumsal aidiyetleri simgeliyor olabilir. Siyahlar ve beyazların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan siyah-beyaz kaplan, bu birlikteliğin daha güçlü potansiyel olarak daha dirençli bir forma evrilmesidir. Ancak bu kaplandan doğan yavruların yeniden siyah ve beyaz olarak dünyaya gelmesi, ayrışmanın ve kimlik temelli bölünmenin mutlak gerçek olduğunu anlatıyor olabilir mi? Yani her ne kadar “Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye” desek de bizden sonra gelecekler içten içe yine bu ayrışmayı mı gerçekleştirecekler? Ya da bu durum, yapısal sorunların yüzeysel birlikteliklerle kalıcı biçimde aşılamadığını mı ima eder? Kedilerin oyalanması için fırlatılan oyuncak fare, halkın dikkatini dağıtmak amacıyla yaratılan yapay düşmanları ya da suni gündemleri çağrıştırdı bana. Sonuçta tüm gün fareyi yakalamaya çalışsalar ve yakalamak için birbirlerini hırpalasalar da hiçbirinin karnı o fare ile doymayacak. Yani fare gerçek sorunların üzerini örtmek ve toplumsal enerjiyi ikincil meselelere yönlendirmek için kullanılan araç. Makinede öğütülen ve masadakilerin keyfi için harcanan her nesne, insanlar için hayati ve değerli olan bir şeyin iktidar ya da çıkar sahipleri uğruna feda edilmesini de sembolize ediyor olabilir. Özellikle makinede öğütülen perde dikkatimi çekti. Perde mahremiyeti, bireyin kendini koruma alanını ve kişisel sınırlarını temsil ediyor olabilir. Çok fazla olabilir dedim biliyorum ama bunlar kendi salladığım şeyler o yüzden olasılık olarak yazdım. Nevzat Kaya yorumumu görmez inşallah
müthiş bir saptama. ancak perdenin mahremiyeti temsil edebileceği bir estetik zemin bulunmayışından dolayı aşırı yoruma gitmiş oluruz. Ayrışma konusuna gelince, mevcut işleyiş sorgulanmadığı sürece kimin ölüp kimin kaldığı sadece yeni düşman kim onu beliryecektir diye düşünüyorum
Aşırı yorum çok tehlikeli arkadaşlar ben yaptım siz yapmayın
Öncelikle animasyon harbi iyi. Bir de sanırım bilim adamı dediğin eleman bilim adamı değil. Animasyonu bir daha izledim, rahiple beraber yemeği çatallayan domuz televizyon, medya işinde gibi. Ki dikkat dağıtmak amacıyla fareyi koyanın o olması bu durumda anlam kazanıyor.
Dikkatimi çeken ilk şey makineye çekmeceyle beraber attığı eşyalar. Lojistik gemileri, tırlar, petrol tankerleri ve uçaklar. Bunlar globalleşmenin, gelişen ulaşım ve ticaret teknolojilerinin doğal olarak aslında modern kapitalizmin temelini atan araçlar. Domuzları besleyen şeylerden birinin bunlar olması güzel bir detay. Zaten tablolarda falan da bol bol sanayi resimleri var.
Bir de makinenin işlevi genel olarak dikkatimi çekti. Üretim araçları olduğu belli de işçisi yok bu makinenin. Ya yemekçiyi işçi alıcaz ya da kedileri. Ya da apayrı bir düşünceyle beraber yükselen teknolojinin emeğin değerini sıfıra indirdiği ve sadece kaynak arayışına girildiği bir kapitalizm evresini göz önüne alacağız. Ki bu durumda odanın daha en baştan bir kısmının eksik olduğunu görmemiz anlam kazanır. O noktaya gelene kadar bir şeyler yaşanmış, bir şeyler değişmiş.
Kaplanın tam bir “eat the rich” sahnesi gerçekleştirmesinden sonra öldürülüp karnı kesilince kedi çıkması da ilginç. Bilmiyorum döngünün devamı için öyle bir sahne olabilir bu daha muhtemel. Ama ufaktan devrim kendi çocuklarını yutar mesajı düşünmek güzel ve komik.
Son olarak da binayı en son gördüğümüzde anlık bir şimşek çakıyor ve HOTEL, yazısı HELL oluyor. Hoştu.
Eklemelerin için çok sağol. Müthiş tespitler