Haşerelerin Öldürülmesi Hak Mı?Birçoğunuz duymuşsunuzdur; toplumun genel kanısına göre insanlığa, doğaya, mala veya sağlığa zararlı olan canlılar öldürülmelidir. Onlara göre fare pis olduğu için, sivrisinek kan emdiği için yok edilmelidir. Mayıs böceği bu toprağın kadim yerlisidir, ağaçtan aldığı pay onun hakkıdır; ancak sırf hayatta kalabilmek adına ağaç kökleriyle beslendiği için nesli tüketilecek raddeye getirilmelidir. Bu düşüncelere sahip olanların, kendi budalalıklarını görmemeleri ne acı.Diyanet’in bu konudaki görüşüne baktığımda, zarar veren böceklerin öldürülmesinin caiz bulunduğu kanaatini gördüm. Ancak sormak gerekir: İnsanın “Eşref-i Mahlukat” olması, ona doğayı bir cellat gibi yönetme hakkını mı verir, yoksa onu koruma sorumluluğunu mu yükler? Sanki Tanrı o böceği, sırf insanlar öldürsün diye yaratmış gibi…Bu noktada uzunca düşündüm, kendimle münakaşalara girdim ve büyük paradokslarla karşılaştım. Çünkü vahşi insanoğlunun dünyaya 10 yılda verdiği zararın yanına, diğer canlılar 1000 yılda bile yaklaşamaz. Ama gel görelim ki; fabrikalardan çıkan azotu görmezden gelip ineğin gaz çıkarmasına suç atanlar, insanların gözlerini boyamayı başarırlar. İnsanın kendi suçunu doğaya yıkması, işte bu kadar büyük bir budalalıktır.Bakışımızı topraktan denize çevirdiğimizde de durum tekerrür eder. İnsanların ticari amaçlarla açtığı kanallar doğal dengeyi bozuyorsa, bu hatayı sadece hayatta kalma içgüdüsü ile hareket eden “mülteci balıklara” atmak hiç de doğru olmayacaktır. Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen Balon balığı veya Aslan balığı suçlu değildir; onlar sadece şartlara adaptasyon sağlayan canlılardır.Benzer şekilde, uluslararası ticarette kullanılan ahşap paletlerin içine gizlenen böcek larvaları (Teke böceği, Kırmızı Palmiye böceği), olmamaları gereken yerlere “insan eliyle” intikal ederler. Sonra da bu canlılar toplum nezdinde “zararlı” ve “istilacı” sıfatıyla yaftalanıp kimyasallarla katledilir. Yeşil kokarca böceği ve vampir kelebekler de aslında bu insan istilasının mağdurlarıdır.Felsefeyi ayrı, Entomolojiyi çok ayrı severim; ikisi de hayatımda önemli yeri olan dallardır. Ancak ikisini harmanladığım bu başlık bana şunu dedirtti: “Tanrı kötü insanları öldürmemiz için yaratmadığı gibi, zararlı böcekleri de öldürmemiz elbette doğru olmayacaktır.” Doğada her bir böceğin bir göreve tabi olduğunu, sistemin mekanik dişli çarklar gibi birbirine tutunduğunu söylememe lüzum yok sanırım. Ama teoriyi pratiğe dökmek için Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” şiirini okumak değil, defalarca anlamak gerekir.Lucretius’un şu sözünün altına tüm benliğimle imzamı atarım: “Göklerin altındaki her şey aynı yasanın ve aynı yazgının buyruğundadır.”İnsanın, kendi cinsindeki başka canlıların yaşayıp yaşamayacağını belirlemeyi norm hâline getirmesi yetmemiş gibi; kendini diğer canlılardan üstün tutup onları yönetmeye kalkması hatadır. Bir ineğin ot yedi diye öldürülmesi ne kadar saçma ise, bir böceğin beslendiği için öldürülmesi de o kadar abestir.Çözüm yok etmek değil, onarmaktır. İstilacı türlere karşı doğal düşmanlar takviye edilebilir. Tıpkı Kahverengi Kokarca ile mücadele için laboratuvarlarda üretilip doğaya salınan Samur Arısı örneğinde olduğu gibi… İnsanlığın bozduğu sistemi, yine insanlığın “öldürerek” değil, doğanın kendi silahlarını kullanarak düzeltmesi, doğanın yazgısına en uygun yaklaşım olacaktır.
bir kişi bile etkilendiyse ne mutlu bana
Sokratesin öne sürdüğü sav gibi hiçbir insanın bilerek kötülük yapmayacağını düşünüyorum umarım böcek öldürmenin bir cinayet olduğunu herkes idrak eder. iyi akşamlar
heart
5 kişi
  • cioly
    cihan bulut·cioly
    @ Öncelikle yanlışlarıwı düzelttigin için teşekürler. Benim burada değinmek istediğim konu zehirli hayvanlar değil öldürülmesi üzerine hemfikir olunmuş canlılardır. Hiçbir bahane bir varlığı yok etmeyi haklı çıkaracak kadar güçlü değildir. bahsettigim gibi çok daha çözümdür yaklaşımlar var doğanın dengesini bozmadan düzen içerisinde yapılması gerekenler var daha ekolojik bir yöntem fakat siz beni cok yanlış anlamışsınız benim zehirli hayvanlara bir atıfım yok söylemek istediğim şey çok açık istilacı veya haşere görünen canlılara karşı bakış açısının değişmesini istiyorum. 2.olarak şükrü erbaşın şiirinin bu yazı ile içten dıştan bağlantılı ama dediğim gibi okumak değil anlamak gerekir. "anlaşılmayanı/öteki olanı/yük görüneni yok etme" o şiirdeki köylüyü temsil ediyor. "Öldürmeliyiz" ise kurtuluş veya çözüm yolunu aramaktan geçiyor. Gene domuz örneğinin de konuyla ilgisi yoktur çünkü istilacı bir tür değildir bir insan eli ile olmaması gereken yere gelip dogal dengeyi bozmamıştır. "Katletmek istemiyoruz ama çaremiz yok" bu dediğinize karşın size yaklaşık 5 detaylı çözüm yolu söyleyebilirim ki daha önce kelime aralarında bazılarını söyledim yani demem o ki çare de var ilaçta yeterki isteyin. son olarak varlığımızı tehdit eden canlılar var demişsiniz. yani ben burdan şunu anlıyorum varlığımızı tehdit eden her canlı ölmeli mi? unutulmamalı ki insan tüm varlıkları tehdit eden bir yaratık buna kendi türü yani insan dahildir.Zehir dediğimiz şey birnevi bir evrimdir. her hayvanın zehri doğal düşmanına göre evrimleşir hiçbir hayvan&böcek zehri isteğe bağlı gelişmez yani ne demek istiyorum ki o kendini korumaya çalışıyor herşey hoyatta kalma içgüdüsü üzerine kurulmuş '"gidipte şunu ısıram yahu" diye birşey yok. son olarak suçlu böcek yoktur bozulmuş denge vardır.
    ·7 ay önce
    Cevapları Görüntüle (3)