Merhabalar dostlar, ben Kirpi. İktisat öğrencisiyim ve alanıma ilgili birisi olarak hem iktisada giriş yapmak isteyenler faydalansın hem de yorumlarda birbirimize öneriler paslayalım diyerekten bir yazı hazırladım. Alanımda henüz uzman olmadığımı belirtmekte fayda var. Birazdan okuyacağınız öneriler bir uzmanın değil, bir “iktisat heveslisi” nin elinden çıkmadır. Fazla da uzatmayalım. İşte benim iktisada giriş önerilerim.
Başlangıç Seviyesi İktisat
1) Andrew Leigh – How Economics Explains the World: A Short History of Humanity
Listeye Türkçe baskısı olmayan bir kitapla başlamak canımı sıkıyor olsa da hangi dille okunursa okunsun insana vizyon katacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. İktisadın sadece para ve finans demek olmadığını, daha ekonomi kavramından önce bile insan ilişkilerinde ekonominin nasıl belirleyici bir faktör olduğunu çok ilginç bilgilerle sunan bir kitap. Ara ara tanımlamalar yapsa da kesinlikle kavram öğrenebileceğiniz bir kitap değil.
Bu kitaptan alabileceğiniz şeyler şunlar: İktisadın cebiniz dışında neleri etkileyebileceği, göçebe yaşamdan günümüze kadar olan süreçte insan yaşamının ve iktisat kavramının nasıl değiştiği, dünyayı etkileyen iktisatçıların ve olayların neden dünyayı etkilediği. Kitabı önermemdeki ana sebep size geçmişten günümüze geniş bir harita çizmesi. Bu sayede derinleşmek isteyeceğiniz bir nokta olursa nerden ve nasıl başlamanız gerektiğini çok iyi anlıyorsunuz.
2) Mahfi Eğilmez – Örneklerle Kolay Ekonomi
Aha işte öz be öz Türkçe kitap hehe. Kitabın ismi ya da kapağı sizi uzak tutmasın zira bu tür karmaşık konuları kolay anlatmak hem bir ustalık hem de bir meselenin ürünüdür. Belki bu kitap size merkez bankasında iş bulamaz ancak giriş yapmak ya da ortalama ekonomi bilgisine ulaşmak için ihtiyacınız olan bilgileri sindirimi kolay şekilde size sunabilir. Ve bu bence çok değerlidir. Derinleşmek istediğiniz yere göre Mahfi Eğilmez’in diğer kitaplarını da önerebilirim.
3) Fikret Şenses – İktisada (Farklı bir) Giriş
Hala daha başucu kitaplarımdan birisidir. ODTÜ’nün yıldız hocalarından birisi olup geçen senelerde hayata gözlerini yuman Şenses’in henüz başka bir çalışmasını okumasam da sırf bu kitapla bile neden yıldız olduğunu anlayabilirsiniz. Hacimli bir kitap olması sizi korkutmasın zira her sayfası bir sebep için orda. Antik Yunan’dan günümüze ekonomiyi verilerle ve kavramlarla anlatıyor elbette hacimli olacak. Şenses size tıpkı Leigh gibi iktisadı yalnızca para ve büyüme ile değil aynı zamanda sosyal ve kalkınmacı anlatımla da öğretiyor. Kendisi bir kalkınma iktisatçısı olduğundan olacak ki bunu öğretirken de hayli veriye başvuruyor. Aristoteles ve Platon nasıl iktisadın iki farklı yüzüdür anlamaya çalışırken kendinizi bir anda Güney Kore ve Türkiye arasındaki farkları ve GDP karşılaştırmalarını incelerken bulabiliyorsunuz. Kesinlikle tek seferde okuyup rafa koymalık değil. Okuduktan sonra arada bir eğlencesine bakmak ya da işiniz düşünce danışmak da gerekiyor ki bence öyle tadı çıkıyor.
4) Robert Heilbroner – İktisat Düşünürleri
Dünya iktisat tarihine yön veren tüm iktisatçıları, onları onlar yapan yaşanmışlıklar ve üstüne koyduğu insanlarla beraber anlatıyor. Adam Smith, Ulusların Zenginliği’ni nasıl yazmış; “Karl Marks” nasıl bir topraktan filizlenmiş vesaire de vesaire. Kitabın anlatımı da son derece sindirilebilir. Şömine başında hikâye dinler gibi. Çok söyleyebileceğim bir şeyi yok. İktisat tarihi kitabı işte gidin okuyun :p.
Felsefe-İktisat Kitap Önerileri
Efendim malumunuz çok popüler birisi olduğumdan ötürü günde en az bin kişi Mokita profilime girip bakıyor. Profil açıklamamda yazdığı gibi, iktisatla felsefeyi seven ve bu ikisini harmanlamak için uğraşan bir insanım. Dolayısıyla buradan sonra göreceğiniz öneriler daha niş olacak. Ya yapmak istediğimi benden önce yapmış ya da benim yapmama yardımcı olacak insanların kitapları olacak. Yani benim zevklerime hitap eden alanlar olacak. Sonra vay efendim ben bunları beğenmedim yok. Ayrıca bunlar yukardakilere nazaran daha “teori kitabı” sayıldığı için iyisiyle kötüsüyle yazacağım haberiniz olsun. Bende yıkama yağlama olmaz.
1) Robert Nozick – Anarşi, Devlet ve Ütopya
Bu kitap son zamanlarda kafamı en çok kurcalayan mülkiyet meselesiyle karşıma çıkmış kitaplardan birisi. Liberteryen düşünceden gelen Nozick, aslında bu kitabı John Rawls’ın “Bir Adalet Teorisi” eserine (birazdan önericem) karşı yazsa da radarına John Locke gibi aslında kendi cephesinden insanları da alıyor. Adam tam bir karşı argüman canavarı. Yeri geliyor John Locke’un mülkiyet temelini bir domates suyuyla paramparça ediyor, yeri geliyor bir basketbolcu üzerinden vergi politikalarını top altına tutuyor.
Bir de X Y Z argümanı var ki okurken “hakkaten la” demiştim. Ancak bence her liberteryen düşünürün yaptığı hatalardan birini yaparak düşüncelerinin en temelini yani başlangıç noktasını “insanın doğuştan hakkı” diyerek hiç kurcalamayıp geçiyor. Merak edip “Bu hakkın temeli ne? Ben neden bu hakkı meşru göreyim?” gibi sorular sorunca da başka yöne bakıp ıslık çalıyor. Bazı çözümleri de gerçeklikten bence çok uzak. X Y Z argümanında göreceksiniz ama ufaktan çıtlatayım, adamın buna sunduğu çözüm teeee ademden beri olan bütün haksızlıkları tek seferde çözmek ve haksızlığa uğrayanlara bir nevi geri ödeme vermek. Nası yapıcaz ablam onu be?
Ayrıca vergiye karşı çıkmasının sebeplerinden birisi şu: Bireyden diyelim ki günlük maaşının %25 kadarını vergi olarak alıyorsunuz. Nozick diyor ki bu vahşicedir çünkü bu birey aslında çeyrek yılını kendi için değil de devlet için çalışarak geçiriyor. Zira bir liberteryene göre birey sadece kendi için çalışmalı. E peki sevgili Nozick, işçinin emeğinin belli bir kısmına çökülmesi ve başka birisi için çalıştırılması sanki sadece vergi ile olmuyor gibi. Hatta bunu kaç yıl önce Marx diye bir adam “artı değer” ile anlatmıştı sanki. Ona da karşı mısın o zaman?
İşte o kısım sessizlik. Tam sessizlik değil aslında bir şeyler diyor ama en azından ben tatmin olmadım. Yine de bana olan katkılarını hakir göremem. Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu yeniden belirtiyor ve iki evetle uğurluyorum.
2) John Rawls – Bir Adalet Teorisi
John Rawls’ı sevmemin nedeni, kendisinin bence çok “serseri” bir düşünür olmasıdır. Ortaya attığı deneyler ve düşünceler insanın bam teline vursa da bir o kadar da rasyoneldir. Bir yerden alır başka yere götürür. Bir dahinin hayatını sadece çimleri sayarak geçirmesi isteğinden başlatır konuyu ahlaka getirir. Adalet teorisinde de pek farklı bir şey yapmıyor. Siyaset ve ekonomi açısından adaletin ne olduğuna ve dünyanın nasıl olması gerektiği ile ilgili bir kitap özetlemek gerekirse.
Kitabın imzası olan bölümlerden biri “Cehalet Perdesi” ile ilgili olan bölüm. Kalkıp burada detaylıca anlatmayacağım ancak “Nasıl bir dünyada yaşamak isterdiniz?” sorusunu size karşı oynayan dahice bir kavram bence. Bir dünya kuracaksınız ancak doğduğunuzda ne olarak doğacağınız tamamen rastgele. Köleliğin olduğu bir dünya belirlerseniz köle olarak doğabilirsiniz. Cinsiyet eşitsizliği olduğu bir dünya kurgulayabilirsiniz ancak kendinizi bir anda ezilen cinsiyet olarak bulabilirsiniz. Peki o zaman seçeceğiniz en güvenli dünya nasıl olmalı?
Argüman her ne kadar dahiyane olsa da bence insanı son derece rasyonel görüyor. Çevrenize bir bakın, insanlar kumar uğruna hayatlarıyla oynuyorlar. Hayatları uğruna da kumar oynamayacaklarını düşünmek çok naifçe. Ancak yine de bu bir düşünce deneyi olduğundan ve anlatmak istediğini iyi anlattığından çok da eleştirmek istemiyorum. Özgürlük ve eşitlik kavgasının arabuluculuğunu yapıyor Rawls. Eşitsizlik olsa bile en kötümüzün de iyi bir koşulda olmasını istiyor. Hiçbir ekonomik kararın hiçbir bireyin özgürlüğünü kısıtlayamaması gerektiğini tekrarlıyor. Bu açıdan Nozick ile çok iyi gidiyor okunması. İkisi birbirinin yıkıcı rakipleri olsa da bu ikisini beraber okumak sizde tam aksine yaratıcı bir etki yapıyor.
3) Ayn Rand – Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal
Ben bir şey yazıyorsam Ayn Rand orada olacak. Radikalleri severim. Size de tavsiyem radikalleri seviyorsanız okumanız. Zira kitap size ufuk açıcı bir ekonomi kritiği sunmayacak. Ancak Rand’ın pek değer verdiği “birey” için neden en doğru gördüğü sistemin kapitalizm olduğuna, bireyin haklarının temelinin ne olduğuna ve ilk duyduğunuzda “ne anlatıyor bu?” diyeceğiniz konularda farklı fikirlere dair birçok şeyi bulabileceğiniz bir kitap. Argümanlar ikna edici değil ancak kendini okutan ve hem kendisiyle hem de kendinizle kavga etmenize sebep olan bir kitap. Olur da “bu kadın niye böyle düşünüyor?” derseniz “Bencilliğin Erdemi” eserini de okuyabilirsiniz.
4) Joseph Proudhon – Mülkiyet Nedir?
Proudhon’un meşhur “Mülkiyet hırsızlıktır.” sözünü duymayan yok. Bu kitap o sözün fikri temellerini oluşturuyor işte. Mülkiyet ve zilyet ayrımı, eşitsizliğin mülkiyet temelli olması iddiası, sonrasında bence Marx’a artı değer için ilham olmuş “kolektif üretimden parça devşirme” kuramıyla vesaire tam benim radikal adam açlığımı gideren bir kitap. Anarşist düşünceye genel olarak ilgili birisi olarak hem anarşizme hem de sosyalizme bolca etki etmiş bir adamı okumak benim için ayrı bir güzeldi.
Ancak benim ekonomi bilgimin ya da hayal gücümün kıtlığından mıdır bilinmez, ben mülkiyetin olmadığı bir dünya hayal edemiyorum. Çünkü ekonomi dediğimiz şeyin sistemleşmesini sağlayan şey paradır ve para dediğimiz şey de mülklerin mübadelesini objektif değere indirmek için vardır. Günümüzde mülkiyetin olmadığı bir dünya nasıl olur ya da o dünyaya erişmek için nasıl adımlar atmalıyız henüz düşünmediğimden çok bir eleştiri sunamıyor olsam da (ki ne haddime) bana gerçeklikten uzak geliyor. Biraz daha deşmek lazım.
Ayrıca mülkiyet ne zaman sağlanmıştır, üretim o zaman canlanmıştır. Mao Çini’nde kolektifleştirilen tarlalar ne zaman ki Deng Xiaoping döneminde ailelere mülk olarak verilmiş, o zaman hasat artmıştır. Feodalizmde tarlalar ne zaman lordun rant aracından çıkıp çiftçinin kar aracına evrilmiş, çiftçi o zaman canını dişine takarak çalışmıştır. Sahip olmadığı şeye emek vermeyi insan en azından mevcut zihinsel şartlanmışlık ile sağlayamaz. Olamaz demiyorum ama zor.
Tabii ki bu hayal edememe durumu aslında Proudhon ile ilgili değil zira onun karşı olduğu mülkiyet, kapitalist mülkiyet anlayışı. Emek vermeden elde edilen kar sistemine karşı. Kısacası faize ve ranta karşı. Yoksa kendi tarlanı yine sürersin. Mülkiyeti faiz ve rant, zilyeti kendi tarlanı sürmek olarak basitleştireyim.
5) Mark Fisher – Kapitalist Gerçekçilik
İktisadın yalnızca para ile ilgili olmadığını en güzel şekilde anlatan kitaplardan birisi. Ayrıca bu ay Mokita Sosyal’in kitap kulübünde bizzat kendim tarafından sunulacak ve beraber üzerine konuşacağımız kitap. Evet reklam yapıyorum 🙂
Kitap, kapitalizmin aslında devamlı olarak görmezden geldiğimiz psikolojik ve sosyolojik etkilerine yoğunlaşıyor. Neden kapitalizme alternatif üretmekte zorlanıyoruz? Ben neden mülkiyetin olmadığı bir dünyayı hayal etmekte güçlük çekiyorum? Marksizm, tüketim kültürü karşıtlığı ya da boykotlar neden alkol gibi uçucu etkiye sahip? Aslında kapitalizme karşı olarak doğmuş anarşist punk kültürü neden günümüzde bir tüketim unsuru haline geldi? Marx posterleri, Sovyet bayrakları, punk kıyafetleri neden birer meta haline getirilip satılmakta? Aslında ne kadar bilindik ama bir o kadar da kritik sorular değil mi?
İşte Fisher bu sorulara eğiliyor bu kitapta. Elbette karşısında olduğum durumlar var. Ancak onlara değinirsem yazı haddinden uzun olacak. Ayrıca kitap kulübüne saklıyorum kendimi hehe. İnce bir kitap olmasına rağmen içerik olarak bir hayli yoğun. Ayrıca anlaşılması ilk tahlilde zor olan kavramlarla da sıkıntılı bir okuma yaratabiliyor. Yavaş yavaş sindirilmesi gereken bir kitap. Ancak okuduktan sonra da kendinizi “ben bu kitaptan bahsetmeliyim” derken ve benim gibi üzerine yazı yazarken buluyorsunuz kendinizi. Tavsiyemdir.
6) Daron Acemoğlu ve James Robinson – Ulusların Çöküşü
İktisatta içselleştirmemin çok uzun sürdüğü “kurum” kavramını alıp içselleştirmemin daha da zor olacağı olayları ve tezleri ortaya koyan kitap. Kurumları “kapsayıcı” ve “sömürücü?” olarak ikiye ayırıp o anlatıdan ilerliyor. Bence çok indirgemeci bir yaklaşım. Yine de bir hayli de ufuk açıcı. Ayrıca en son Nobel alan “yaratıcı yıkım” tezini de güzel yedirmişler anlatıya. Ancak genel olarak kurumlar arasındaki ayrımın silik olması ve dışsal etkileri çok da hesaba katmamaları yönünde eleştirilere açık. Bir de insanlar Nobel ödüllü ekonomi eserlerini taraflı olduğunu iddia ederek yargılayabiliyor. Orhan Pamuk Nobel yargısının ekonomi hali. Yapmayın öyle şeyler. Gidin okuyun Nobel o kadar da boş bir ödül değil.
7) Sven Beckert – Pamuk İmparatorluğu: Tek Bir Meta ile Kapitalizmin Küresel Tarihi
En sonki yazımı yazma sebeplerinden birisi. Kapitalizmin yalnızca ticaret ve piyasa üzerinden doğmadığını, geçmişinde gerek devletler gerek ise dev şirketler tarafından desteklenerek kurulan sömürü ve kölelik düzenleri sayesinde o gücü sağladığını Avrupa, Amerika ve Afrika üçgeninde geçen pamuk sektörüyle çok güzel anlatıyor. Savaş Kapitalizmi kavramı bence literatürde daha sık geçmesi gereken bir kavram. Üstüne yazı yazdığım için çok da açıklamayacağım.
8) Karl Marx – Das Kapital
2000 sayfa kitap. Kolay gelsin 😀
Kapanış
Burada Adam Smith, Marx, Ricardo, Keynes ya da Hayek gibi babaların kitaplarına değinmedim zira bunlar zaten herkesin haberdar olduğu eserler. Benim değindiklerim de öyle kenarda köşede kalmış kitaplar değil ancak bende iz bırakmış kitaplar. İktisat bölümünü seçtikten sonra içinde olduğum kararsızlık sisini bir nebze olsun dağıtmış ve ilgimi kırbaçlamış kitaplar. O yüzden sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz.








Yorumlar (0)