Selam! Still Life’ın metal camiasında özel bir yeri var. Bu blog yazısında albümü ameliyat masasına yatıracağız. Albümü baştan sona çevirmiş birisi olarak hikayesini detaylı bir şekilde paylaşacağım. Keyifli okumalar!
Still Life Ne Demek?
Still Life, İngilizcede natürmort anlamına gelir. Natürmort ya da ölü doğa, konusu cansız varlıklar (ölü hayvanlar) veya nesneler (meyveler, çiçekler, vazolar, vb.) olan sanat eseridir.
Peki Mikael Akerfeldt (grubun gitaristi, vokalisti, ana söz yazarı) neden albümün adını Still Life koymayı tercih etmiş? Natürmortu “durgunluk, hareketsizlik, ölüm”le bağdaştırabiliriz. İsim seçiminde kullanılan metaforu bir sonraki başlıkta daha iyi kavrayacağız. Şimdilik, natürmortun hayallerin ölümünü simgelediği aklınızın bir köşesinde dursun. En azından bu benim yorumum.
Albümünün Hikayesi
Baş kahramanın albümde bir adı yok – hadi ona Mahmut diyelim! Mahmut, Orta Çağ’da yobaz bir köyde doğan ama sonradan ateist olan bir adam. Satır aralarında okuduğum kadarıyla ateist oluşu onun için bir nevi yük. Örneğin şu dizeleri inceleyelim:
The hands of God, decrepit and thin
Cold caress and then nothing
(Tanrının çürük, cılız elleri…
Soğuk bir okşama, gerisi hiçlik)
(…)
Pale touch, writhing in the embers
Damp mud burning in my eyes
(Cılız dokunuş, korlarda kavruluyorum
Islak çamur gözlerimi yakıyor)
Tanrı burada tıpkı ilgisiz bir baba figürü gibi. Önce seven, sonra terk eden… Dolayısıyla Mahmut tepkisel bir biçimde ateist oluyor. Kişisel fikrimi soracak olursanız, bu yorumu (her ne kadar bana ait olsa da) sevmiyorum. Ateistliği dugusal bir reflekse indirgiyor. Halbuki Akerfeldt’in kendisi de ateist. Belki de ben yanlış yorumluyorumdur. Siz bu okumayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Köy halkı düşüncelerinden haberdar ve tanrı korkusuyla onu uğursuz ilan ediyorlar. Mahmut kendi akrabaları tarafından psikolojik ve fiziksel şiddet görüyor. Köyde onun yanında olan tek bir kişi var: sevgilisi Melinda. Melinda her ne kadar onu köylülerden korumaya çalışsa da o da Mahmut’un inancını tam olarak kabullenebilmiş değil.
En sonunda köy halkı onu sürgüne gönderiyor. Albüm, Mahmut’un Melinda’yı köyden “kurtarmak” için geri dönüşüyle başlıyor.
There is no forgiveness in these eyes
For any of you but one
Dispel the mist for now
Melinda is the reason why I’ve come
(Bu gözler sizi affetmeyecek
Biriniz hariç
Sis dağılsın şimdilik
Melinda, buraya gelme sebebim)
Bir gece Melinda ile kaçak göçek buluşuyorlar. Melinda’yı korkularına yenik düşmüş halde buluyor.
What came and distorted your sight
Saw you benighted by your fright
(Fikrini ne değiştirdi?
Korkun seni cahil bırakmış)
Hikayede bir de Haç Divanı var. Bildiğimiz Orta Çağ skolastik düşüncesinin vücut bulmuş hali. Mahmut’a yapılanlar ilk değil. Divan’ın görevi halkın başına vurup elinden ekmeğini almak.
Birileri Mahmut’u görüp Divan’a şikayet etmiş olacak ki peşine düşmüşler. Bu noktada Mahmut zamanının azaldığını fark ediyor ve geliş amacından vazgeçiyor. Bana göre bu durumu kendine yediremiyor ve aldığı kararın kendi içinde savunmasını yapıyor:
She would be safe and firm
Nothing of this is in vain
Taken away from stifling grace
And saved from the past
(O güvende olacaktır
Bunların hiçbiri boşuna olmadı
Benim kısıtlayıcı himayemden uzaklaştırıldı
Ve geçmişimden kurtarıldı)
Melinda ile son bir kez daha buluşuyorlar. Bu sefer Mahmut, yokluğunda Melinda’nın başkasıyla nişanlandığını ve bir rahibe olduğunu öğreniyor. Buna çok içerlense de onu affediyor ve son bir kez kaçmayı teklif ediyor. Melinda, hayatını geride bırakmaya hazır olmadığını bahane ederek onu reddediyor. Ama her şeye rağmen Mahmut’a olan aşkını ilan ediyor.
She spoke of her vices and broke the rhyme
But baffled herself with the final line
My promise is made but my heart is thine
(Zaaflarını dile getirerek büyüyü bozdu
Lakin son cümlesi kendini bile afallattı
Sözüm verildi, ama kalbim senindir)
Burada aslında Akerfeldt’in iki karakteri de birer antikahraman olarak yarattığına şahit oluyoruz. İkisi de aşkları için belli başlı şeyleri feda edemiyorlar ve bazı zayıflıklara sahipler.
Muhtemelen ertesi gün, Mahmut insanların konuşmalarından Melinda’nın ölüm haberini işitiyor. Bunun üzerine bir öfke nöbeti geçirip ancak gece vakti kendine gelebiliyor. Ben, nöbet sırasında birkaç kişiyi öldürdüğü kanısına vardım. Bizzat bu şekilde geçmese de anlatının karanlık tasvirinden kafamda bu canlanıyor.
Divan, onu güçten düşmüş bir şekilde yakalıyor. Mahmut ise bu durumdan memnun.
Starlit shadows on the wall
Finally there to collect me
From the bowels of sin
(Yıldız ışığının duvarda oluşturduğu gölgeler…
Sonunda beni almaya geldiler
Günahın lağımından)
Kendisi hemen orada idam edilmeyi beklerken Divan onu bir gün daha yaşatmayı seçiyor. Burada bir kasıt aranabilir elbette.
Still it came passing by
The pieces weaved together rose the sun
And fooled me with another day
(Yine de gelip geçti
Parçalar birleşti
Doğan güneş beni bir günle daha kandırdı)
Mahmut, beyazlara bürünmüş Divan üyeleri tarafından asılarak idam ediliyor ve albüm sona eriyor.
Opeth ve Edebiyat
Opeth’i çevirmek zordur, çünkü dili arkaik ve edebidir. Bir edebiyat uzmanı değilim ama bu kanıya varabilirim. Çevirirken bazı sözleri anlayamazsınız ve anlam kayması olur. Ana dili İngilizce olan birinin bile zaman zaman anlamlandıramadığı kısımlar olduğuna eminim.
Sözlerin bu kadar edebi olması şaşırtıcı, çünkü Akerfeldt pek fazla kitap okumadığını söylüyor. Okudukları daha çok müzikle alakalı şeyler ve biyografilermiş. Ama bir yerde “Okulda İngilizcem iyiydi.” dediğini duymuştum. Tabii ki bu yeterli bir açıklama değil. Böyle bir İngilizce eğitimi veren okulun köpeği olayım! (bkz. İsveç eğitim kültürü)
Ben bu dili daha çok dinledikleri sayesinde elde ettiğini düşünüyorum. Adamın bir müzik arşivi var… dillere destan. Sanırsın plakçı dükkanı!
Still Life Neden Özel?
Sorarım sizlere: Kaç tane konsept metal albümü sayabilirsiniz? Hayır, hayır… Temasal bütünlükten bahsetmiyorum, hikayesel bütünlükten bahsediyorum. Cevap: bir elin parmağını geçmez. Still Life gibi albümleri bu yüzden el üstünde tutmak gerek. Hikaye çok mu orijinal? Hayır. Çok mu iyi kurgulanmış? Hayır! Ama yine de bir başka Still Life daha yok.
Son bir not düşmek istiyorum. Aslında bu konu üzerine uzunca düşündüm. Etik mi değil mi, reklama girer mi yoksa masumane mi? Ve şu sonuca vardım: Ben bu yazıya emek verdim, tıpkı çeviriye emek vermiş olduğum gibi. Youtube kanalımda bir ay kadar önce Still Life’ı baştan sona çevirmiştim, incelemesini yapmak bugüne nasip oldu. Albümü çevirisiyle beraber baştan sona dinlemek isterseniz oynatma listesi aşağıda mevcut. Bu paylaşımı bir tanıtımdan çok, emeğin doğal bir uzantısı olarak görmek istiyorum. Böyle bir imkanı bana sunduğu için Mokita ailesine teşekkür ederim.
Esen kalın, hoşça kalın, mutlu kalın, müzikle kalın efendim!








Eline sağlık. Bunun üzerine bir “Angel and the dark river” yakışır.
Ooo, hem de nasıl!
albümün bütünlük icinde olmasini ve manidar bir öykü anlatmasini cok seviyorum
<3
Sağlam bir inceleme olmuş.Okurken keyif verdi.Kalemine sağlık
Beğenmene çok sevindim, ilk yazım olduğu için tereddütlerim vardı. Çok çok teşekkür ederim.