Nuri, bunca yıldır neredeydin sorusunu, bilmiyorum diye yanıtlamıştı o gün. Sonra, köylülerin meraklı bakışlarıyla ikindi güneşinin altında, yavaş yavaş anlatmaya başlamıştı. 
Ruhu daralmış bir akşam. Birdenbire derisi dar gelmiş bedenine; elleri kollarına, ayakları bacaklarına uymaz ve gözleri görmesine yetmez olmuş. Gözlerini zorlayıp büyütebilse, kayalıkların ötesini bile görebileceğini biliyormuş; belki o anda görüyormuş da, ama bunu anlayamıyormuş. Sonra, kulakları düğün kepçesi gibi büyümüş birden; köşedeki sandığın sesini işitmiş, kazma saplarınınkini de hatta, toprak testilerinkini ve süpürgeninkini de. Her şeyin, ama her şeyin bir sesi varmış artık, kimi inliyor, kimi kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor, kimi de ağlıyormuş. Belki gülenler de varmış aralarında, olabilirmiş. Derken yağmur yağıyor sanarak camdan birkaç kez bakmış Nuri, dönüp dönüp ısrarla bakmış... Oysa dışarıda hiçbir şey yokmuş, yani yağmurlar hâlâ mevsimlerin ötesindeymiş. Toprağın sesi bu, demiş pencerenin dibinden, ağaçların sesi, taşların, kuşların. Her şeyi işitebiliyorum Tanrım, kulaklarım delindi benim!
heart
3 kişi
    Bu gönderiye henüz yorum yapılmamış!