Gustave Flaubert, The Temptation of St Anthony gibi şiirsel fantazi cümbüşleriyle Gautier'nin izinden maharetle gider, bir ara kuvvetli bir gerçekçi meyile kapılmış olsa da dehşet kumaşının baş dokumacısı olarak görülebilir. Sonradan akımın bölündüğünü görüyoruz; bir yanda kasvetli ilgileri doğaüstü yerine insan düşüncesindeki anormalliklere yoğunlaşan Sembolist ve dekadan ekollerin garip şairleri ve fantazi sanatçıları, diğer yanda gerilimi, doğrudan kozmik gerçekdışılığın gece gibi karanlık kuyularından çekip çıkarak üstat öykü anlatıcıları.







