Çoğu insan ideallerini ve hayallerini ömürleri boyunca izledikleri yolda parça parça bırakır. Ama kimse bunu isteyerek yapmaz, savaşmaya çalışırlar… Dönüp ardına bakan yaşlı bir insan, nedenini bilmeden vazgeçtiği hayallerinin kalıntılarından, olmak istediği ya da olabilecekken olamadığı şeylerin doğurduğu umutsuzluklardan oluşan büyük bir mezarlıktan başka bir şey göremez sonuçta. İnsanların kendi yollarını seçtiğini ileri süren düşünce ne kadar da yanlış. İnsan yüzlerce yol seçebilir. Ancak bunlar çıkmaz sokaklardan başka bir şey değildir.
Bir varsayım: Tahminimce, şu son yıllardaki yakınlaşmamız, uzaklaşmamızla başlayan yakınlaşmamız yaşanmasaydı bu hikayeyi hatırlamayacaktım. Çünkü ilişkimiz değiştiği için şimdi geçmişimize sempati ile bakabiliyorum, daha doğrusu, geçmişin kaosunda gizlenen sevgi kırıntılarını görebiliyorum. Yakınlaşmamız yalnızca onun geleceğini değiştirmedi, geçmişimizi de dönüştürdü.
Nitekim sözleştikleri gün, buluşma yerine ikisi de şiirleriyle gelmiştir. “Önce sen oku,” der Didem. Genç adam okur şiirini: O günü anlatmıştır, buluştukları kafe, meraklı garson vardır yazdığı şiirde. Sıra Didem’e geldiğinde, kareli metot defterini açar ve kurşun kalemle yazdığı “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirini okumaya koyulur. Örtünerek yaşadığı son üç yılı dile getirmiştir bu şiirde. Yeni tanıştığı bir insana belki konuşarak anlatamayacağı, açıklanamayan, dile getirilemeyen her şey kendine yeni bir ifade yolu bulmuştur bu şiirle. (Didem Madak’ı Okumak, 29. ve 30. sayfadan alıntı)
Kimi gün öylesine yalnızdım Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.Annem Ki beyaz bir kadındır Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.









