( ilk işaret)
Şiddetli bir yağmur, her şeyi silip süpürmeden önce yaşamış olanlar.
Ki ve Ma, yükselen güneşin beyaz ışığında oyuktan çıktılar. Bu bir ilkti; daha önce bu diyarı görmemişlerdi. Diz kapağının üzerine kadar uzanan otların arasında koşan Ma, daha önce yaşamadığı bir daralma hissediyordu içlerinde. Oyuğun önünde dizlerinin üzerine çömelmiş, gözlerindeki karanlığı içine doğru akıtan Ki, Ma ile aynı duyguyu yaşamıyordu.
Oyuğun gözcüsü Hira, Ki’ye bakıp gözündeki karanlığı gördü.
Hira iki elini havaya kaldırıp “Bu onlardan bize gelen, kucakla onu” Ki’nin karanlığına ışığı süzerek aydınlattı.
Ma ışıkta dans eden varlıkları gördü. “Bu onların varlığının açık kanıtı.” Zihninden geçenler, dudaklarını aralamış, gamzelerini çıkarmıştı.
Ki baktı, karanlığı ardına attı, Ma’ya katıldı. O gün başladı.
Kaybolan ve doğan güneşlerden sonra, Ma bir varlığa hayat verdi. Ki ona çok titredi. Güneşler kaybolup yerine yenileri geldi. Varlık tam olmuştu. Onu sınadılar, baktılar, bir ad koydular: Ona “Can” dediler; candan olma.
Otlar, taşlar, ağaçlar; neydi ki bunlar?
Hepsi can; git, ona.
Baktı, gördü ışığın değdiği her şeyi.
Tekrar gördü: Uzun, süzülen bir şeyi.
Gitti onunla, kıvrıldı sonsuza.
Karanlık.
Karanlık.
Karanlık.
Düşüyordu boşluğa.
Diz çöktü, adadı.
Gözünden kıvrıldı, aktı sonsuza.
Işık çıktı sonsuzdan.
Ya canın, ya canın istedi can’dan.
Ma üzgün, Ma karanlık; Ki bilmez.
Ma buldu.
Güneş gitti, gelmedi.
Ma gitti, buldu.
Can, Can, Can.
Ma; bir Canım, hep canım.
Can gitti, Ma kaldı.
Işık süzüldü boşluktan, aktı Ma’ya.
Oldu ışıktan bir Can.
Koydular adını Kan.
Ki’den olmuştu Can.
Karanlıkta olmuştu Kan.
Orada, arada kaldı Ma.
….
….
….
Giden güneşin ardından gelen güneş;Can oldu önde,Kan kaldı geride.Ki oyuk verdi Can’a,Kan kaldı geride.







